Özel hayatımdaki bazı sıkıntılar yüzünden geçikti, Bu bölümü Grup K. için yazıyorum ♥ Medya'da Edis var

Etrafa şaşkınca baktığımda ve üşüdüğümde anladım ki, artık dışarıdaydık.

   Etraf sadece ay ışığıyla aydınlanıyordu, deri ceketini düzelttikten sonra kolumdan tekrar tuttu ve beni yine sürüklemeye başladı. 

"Nereye gidiyoruz?"

"Soru sorma." dedi sert bir sesle

"Kendim yürüyebilirim." dedim ve kolumu bıraktı, bunu söyleyince bırakacağını bilseydim daha önce derdim. Biraz daha yürüdükten sonra rengini seçemediğim bir arabanın yanına geldik, Cüneyt şoför kapısını açınca sensörlü ışıklar yandı ve arabanın içinin krem rengi deriyle döşeli olduğunu fark ettim, kapımı açması için bekledim ama öküz direk geçip oturdu. Bende oturduktan sonra Cüneyt arabayı çalıştırdı ve emniyet kemerimi bağladım, bana bakıp dalga geçer bir gülümseyiş atınca "Ne? Emniyet kemeri takmanın neresi komik?" diye atar yaptım. 

"Nereye gidiyoruz?"

"Aynı soruyu 2. soruşun aptal, ama ben aynı şeyi 2 kez söylemeyi sevmem." dedi. Kafamı eğdim ve yan bakışlarla dışarı bakmaya başladım, karanlık ve yola düşen arabanın farlarından başka hiçbir şey gözükmüyordu. Yarım saat kadar süren yolculuğun sonunda sonunda ışıklara ve renkli dükkanların olduğu güzel bir caddedeydik, gerçekten özlemiştim şehri. Heyecanlı heyecanlı şehri incelerken nerede olduğum hakkında en ufak bir fikrim yoktu, ta ki reklam panolarının birinde yarısı yırtılmış "31. Uluslararası Ankara Müzik Festivali" yazısını görene dek. Ankara mı? Ne ara buraya kadar sürüklenmiştim ben ya? Sevinçli ama bir o kadarda korkak gözlerle Cüneyt'e dönüp soru soracakken arabayı bir yere park etti ve "İn." dedi. 

   İndiğimde kalabalık, ışıklarla donatılmış rengarenk bir caddedeydik. Gel dedi ve elini hafif yumruk yapıp karnına getirdikten sonra koluna girmemi istediğini anladım, yürürken bir yandan da etrafı inceliyordum burası gerçekten çok güzeldi. Işıl ışıldı ve insanlar kaliteli görünüyordu, arabalar Porshe'den aşağı değildi, tatlı ve lüks karışımı bir kafeye girdikten sonra Cüneyt tanıdığını düşündüğüm bir elemanla kısa bir konuşma yaptı ve bizi üst kattaki daha tatlı gözüken yere çıkarttılar. Burası sadece su ve kola içip kalkabileceğin türden bir kafe değildi, o yüzden kızlar olsaydı asla buraya gelmezdik. Cam kenarında, krem rengi döşemeyle kaplanmış koltuklara oturduktan 5 dakika sonra güzel görünümlü bir bayan sparişlerimizi aldı ardından istediklerimiz gelene kadar ikimizde susmayı tercih ettik. Ben browni istemiştim o da sadece sıcak çikolata tercih etmişti. Browninin ilk parçasını tam ağzıma atıyordum ki lokmamı balla böldü.

"Soru sorabilirsin artık" elimdeki çatal ağzımla tabak arasında kalmıştı ve kekin buram buram kokusu burnuma geliyordu, bari bunu yiyeyim dedim ve lokmayı ağzıma attım.

"Dışarı çıkabildiğimize göre ailemin yanına dönsem kimse bir şey yapamaz?" dedim.

"Bana kimse bir şey yapamaz çünkü kaybedecek bir şeyim olmadığını herkes bildiği için karışanım da yok, ama şuan kaçak olduğumuz gerçeğini değiştirmez, seni yakalarlarsa cezanı alırsın."

"Ben kaçmak istemedim ki sen getirdin beni buraya?" sesim biraz öfkeli bir tonda çıkmıştı.

Derin bir nefes aldı ve bıkkınca "O yüzden korumam altındasın aptal."  dedi.

"Neden beni koruyorsun?" biraz durakladı, gözlerime anlamlı bir şekilde bakakaldı. Gerçekten çok yakışıklıydı, dağınık saçları, salaş giyinişi, asi duruşu ve benim gözlerime anlamlı bakması beni çok heyecanlandırıyordu. Bu kadar yakışıklısı beni bulur muydu? Hadi buldu diyelim böyle bakması hayal olabilirdi ancak.

ÇİLBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!