|| 25. Bölüm ||

514 65 53

   Bölümün sonlarına doğru sahneler arası bir atlama yapıyorum, kafanız karışmasın.

   İyi okumalar!

  ~•~  

   "Konuşalım o halde."

   Salona değil de üst kattaki odamıza çıkmaya başladığında ben de peşinden ilerledim, onca saat boyunca evin içi o kadar ses doluydu ki kocaman evde sadece ikimiz kalınca yapayalnız hissettirmişti. Adımlarını takip ederek odaya girdiğim sıralarda endişem daha da çok artmıştı. Teknik olarak aileme- daha doğrusu anneme ve babama ne olduğu beni sarsmamalıydı, çünkü onlarla iletişimimi kesmiştim ve bir daha asla görüşmemeyi düşünüyordum. Neden bu konuda gerildiğimi bilmiyordum. 

   Sonuçta onlara ailem bile demiyordum, benim için aile Levi ile sınırlıydı.

   Levi yatağa oturup yanını işaret ettiğinde yanına kuruldum ve bağdaş kurup ona döndüm, ufak bir korkuyla gözlerine baktım. Saatlerdir suratına hakim olan o sert ifade yumuşamış ve yerini şefkatli bir ifadeye bırakmıştı. Dudaklarını ıslatıp derin bir nefes verdi, söyleyeceği şey sanki omuzlarını aşağı ittiriyormuş gibi çökmüştü omuzları. 

   "Pekala... Sana olanları söyleyeceğim. Ama senden tek istediğim sakin olman ve kendini suçlamaman."

   Kendimi suçlamamam, huh? Bunu diyorsa eğer, kesinlikle kendimi suçlamam gereken bir şeyi anlatacak olmalıydı. Evet, şimdiden kendimi suçlamaya başlamıştım. Bir insan neden kendini suçlama diye uyarırdı ki birini? Tabii ki kendini suçlayacağı bir durum olduğu ve elbette suçlaması gerektiği için.

   Kafamı salladım ve beklentiyle gözlerine baktım, dudaklarının arasından çıkacak kelimeleri boynunun vurulmasını bekleyen biri gibi bekliyordum. Sanki celladım karşımdaydı ve birkaç saniye içinde ruhumu bedenime bağlı tutan o bağı koparacaktı.

   "Baban hapse atıldı," deyiverdi pat diye ve ben ne tepki vereceğimi şaştım, alışmamı beklemeden hızla devam ettiğinde beynim olanları sonradan algılar bir hale gelmişti. "Sen gittikten sonra para bulmak için ne yapacağını şaşırmış bir halde, anneni kötü şeylere zorlamış. Annen kendini kurtarmak adına polisi aradığındaysa babanın gözü dönmüş ve..."

   Duraksadı, sanırım suratıma yerleşen ifadeden dolayı. Nasıl bir ifadeye sahipti suratım hiçbir fikrim yoktu ancak göğsümün ortasına yuva kurmuş olan ağırlık kaburgalarımı parçalıyordu adeta. Nefes almam gerektiğinin farkındaydım ama alamıyordum, kalbimin atışlarını hızlandırdığı gibi ciğerlerimi de esir almıştı o ağırlık. Titreyen dudaklarımı sertçe ıslattım ve kesik kesik nefesler alıp verdim ağzımdan, gözlerimin ardına kadar açıldığına emindim çünkü gözlerimin yandığını ve sulandığını hissediyordum.

   Düşünme yetimi resmen kaybetmiştim, kafamın içinde yankılanan cümlesi vardı sadece.

   'Babanın gözü dönmüş ve...'

   Bunun devamında neyin geleceğini o kadar iyi biliyordum ki.

   Yıllar yılı kulaklarıma fısıldanan o tehditlerin blöf olduğunu mu düşünecektim? Asla. Babam o zehirli kelimeleri bir bir kulağıma fısıldarken gerçekliklerinden bir saniye bile şüphe etmemiştim. Bunu hep biliyordum, buna hep inanmıştım ve hep en büyük kabusum olmuştu. Babam blöf yapmazdı, blöf yapmaktansa kendi kafasını uçurmayı bile göze alırdı.

   Sırtımda vazoyu kırıp kırık parçalarla suratımı yaraladığı o gün aklıma gelmişti, hayatımda en korktuğum anlardan biriydi belki de; sadece onu şikayet etmekten bahsettiğim için suratımı tanınmayacak hale getirişi. Böyle bir şeyi yaparsam annemi paramparça edeceğini, onu öldüreceğini söylemesi... O hırıltılı sesini kulaklarımda tekrar tekrar duyar gibi oluyordum. (17. bölümde bu anıyı anımsamıştı tıpkı şu anki gibi.)

Dear Diary || RirenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin