Bu ihtiyarın ta kendisiydi.

   Gözlerim fal taşı gibi açılmış adama bakarken gülüşünden kötü niyetli olduğunu anlamıştım, daha fazla düşünmeme izin vermeden "Gel tatlı kız" dedi. Tatlı kız mı? Nerden geliyor bu samimiyet? Bir adım bile yaklaşmadan adama bakarken yanını işaret etti ve "Gel, otur" dedi. Yanına korkarak oturduğumda "Sonunda doğru dürüst bir tanışma fırsatımız oldu" dedi. İfadesiz bir şekilde ihtiyara bakmaya devam ediyordum çünkü adam bir ölüydü ve şuan bir ruhla konuşuyordum. Cüneyt sana zarar vermek isteyenler olacak demişti, sonuçta bu adam beni başkana bildiren adamdı ve bakışlarına bakılırsa iyi niyetli olduğu söylenemezdi.

"Lafı fazla uzatmayacağım küçük kız, sen ölülere nefes verecek güçtesin. Beni bu dünyadan kurtar bende senin serbest kalmana yardımcı olayım ha? Ne dersin?"  dedi.

Hiçte fena bir fikir gibi değil fakat daha önce hiç yapmamıştım ki? Nasıl olacaktı? Sonuçları ne olursa olsun burdan bir an önce çıkıp gitmek istiyordum. En fazla ne olabilirdi ki madem gücüm var bunu çıkarlarım için kullanabilirim öyle değil mi?

"Peki nasıl yapıcam?"

"Sadece bana dokunman yeterli"

   Korkuyordum; fakat annemle babamın yanına gidebilmek için her şeyi yapardım. Titreyen ellerimi ihtiyarın ellerine doğru götürürken yüzüne baktım, neden böyle gülüyodu bu adam? Başıma bir bela geleceğini hissediyorum ama yapacak bi şeyim yok. Bu hasta olma ihtimalinizin olduğunu bile bile terliyken soğuk su içmek gibi. İhtiyar gözlerime sırıtırken ellerimi; soğuk, buruşmuş, kemikleri gözüken ellerine götürdüm. Gözlerimi kapatıp vücudumdaki ağırlaşmaya ve bitkinliğe odaklanırken sert bir darbeyle yerimden uzaklaştırıldım, gözlerimi açtığımda Cüneyt'in yaşlı ihtiyarı bir hamleyle duvara yapıştırıp suratına bir yumruk çaktığını gördüğümde çığlığıma engel olamadım, Cüneyt'in koluna yapışıp çekmeye çalışırken ihtiyara baktım, yüzündeki gülümseme gitmişti yerini kahkahalar almıştı, o kahkaha attıkça Cüneyt daha hızlı ve sert yumruklar sallıyordu. "Banyoya git!" diye bağırdı, hiç itiraz etmedne koşa koşa banyoya girdim ve kapıyı kapattım. Aradan 5 dakika geçtikten sonra banyonun kapısı açıldı.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!" Yüzündeki damarların attığını, gözlerinin korkunç derece de sinirli olduğunu görebiliyordum. Hangi cevabı versem bana da bi tane geçircek gibiydi.

"CEVAP VER!" Gözlerim dolmaya başlamıştı çenemi sıktım gözyaşlarımın akmaması için dua ettim

"Gücünün farkında olmadan, sonuçlarını bilmeden, nasıl kullanmaya kalkabiliyorsun? Bu kadar saf mısın?" dedi, sesi daha yumuşaktı ama hala sinirliydi. Ben kafamı eğmiş ayaklarıma bakarken onun bana baktığına emindim ama kasılmış suratımı görmesini istemiyordum.

Küçümser bi sesle "Aptal!" dedi ve banyodan çıktı. Biraz bekledikten sonra bende çıktım hala odamdaydı pencereden dışarı bakıyordu, göz göze geldiğimizde kendimi toplamam için vakit ayırdığını anladım

"Benim odamda kalacaksın bundan sonra" dedi ve yürümeye başladı bende peşinden gittim, odasına vardığımızda gördüğüm manzara karşısında şok oldum, buranın dekorasyonu bu eve fazlasıyla aykırıydı ve fazla moderndi. Odanın ortasında tek kişilik yatak, kitaplık, çalışma masası ve çalışma masasının üzerinde bir leptop vardı. LEPTOP MU ! Umarım interneti de vardır bu çocuğun burda internetsiz zaman geçirmesi imkansızdı. Ben 5 dakika bile internetsiz yapamazdım. O pencereyi açarken ben yatağının üzerine oturmuş ona bakıyordum

"Neden buraya getirdin beni?" Sadece gözlerini yuvarladı kafasını sallayarak off dedi ve kendini  yatağa bıraktı, sorum da havada kaldı.

"Cevap verir misin?" bi kaç kez daha aynı soruyu farklı şekillerde tekrarladıktan sonra

ÇİLBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!