For every story tagged #WattPride this month, Wattpad will donate $1 to the ILGA
Pen Your Pride

Bölüm 3

32 0 0

Bölüm 3

Önceki iki günün aksine harika bir sabaha uyandı ikisi de. Hava tam anlamıyla mükemmeldi. İstanbul’un üzerindeki bulutlar çekilmiş, tüm kasvetiyle duran şehir huzur doluydu. Güneş odalarının içinde doğmuştu adeta. Faruk’un en nefret ettiği şeylerden birisiydi, sabah güneşinin doğrudan yüzüne vurması. Güneşin bu hain davranışıyla güne başladı Faruk. Kafası dünden kalma düşüncelerle doluydu.

Ama kafası dolu olan tek insan Faruk değildi. Sabahı zor etmişti Ayça. Aklı Faruk’taydı. Düşünmüş müydü? Ne karar vermişti? Uyandığında ilk işi telefona bakmak oldu. Ama ne bir mesaj ne de bir arama vardı. İster istemez üzüldü bu duruma ama üzülmemeliydi. “Daha aradan bir gün bile geçmemişti ki. Bir insan bu kadar hızlı karar alamazdı” diye düşündü kendi kendine.

Ayça ailesiyle yaşayan gelirli bir ailenin çocuğuydu ve evin tek çocuğuydu tıpkı Faruk gibi. Yetiştirilme şekilleri, ilgilenilme dereceleri aynıydı. Fakat arada para gibi büyük bir etken vardı. İkisi de bundan haberdar değildi. Ne Ayça Faruk’un az gelirli bir aileden geldiğini biliyordu ne de Faruk Ayça’nın varlıklı bir aileden geldiğini. Önceki gün kafede saatlerce sohbet etmişlerdi ama ailelerinden hiç bahsetmemişlerdi. Gerçi Faruk kendi ayakları üzerinde duran biriydi, bu durum sıkıntı olmayacaktı aralarında.

Ayça yatağından henüz kalkmıştı, banyoya gidip uykusunu açmaya çalışıyordu ki telefonuna gelen bildirim sesiyle banyodan odasına rekor kırarcasına koştu. Koşarken ayağını kapıya çarptı ama bunu pek önemsemedi. Faruk’tan gelecek bir mesajı bekliyordu. Onun içindi bu heyecan. Odaya gidip telefonun kilidini açtı. Ama beklediğini bulamadı. Mesajı gönderen Faruk değil, alışverişe hediye puan veren dandik banka reklamlarıydı.

İnsanın mutluğunu kursağında bırakır bu bankalar. Telefonla işin olmaz mesaj göndermezler, bir haber bir mesaj beklediğinde anında defalarca mesajlar gelir. Her seferinde beklediğin haber diye sarılırsın telefona ama her baktığında mesaj bankalardan geliyordur. Kampanya yapacaklar diye insanların mutluluklarıyla oynamaya hakları yoktu.

Beklediği haberi alamamanın verdiği kırgınlık ve üzüntüyle banyoya geri dönüp kalan işlerini halletti. Odasına döndü üzerine giyindi ve kahvaltı etmeye başladı. Saat ilerliyordu, Faruk’un çok uyanmış olacağını düşündü. Ama neden hala tek bir mesaj bile yoktu? En azından bir günaydın mesajı göndermek bu kadar mı zordu? Bu devirde hangi kız erkeğe sevdiğini söylemiş ki zaten. Çok büyük bir hata ettiğini düşünmeye başladı Ayça. Ne olursa olsun duygularını saklamalı, Faruk’un itirafından sonra kendini ağırdan satmalıydı, böyle görmüştü, böyle öğretmişlerdi hep. Kızlar öyle sevdiklerini söylemezlerdi, ağır olurlardı. Ama dayanamamıştı işte, çok hoşlanmıştı Faruk’tan. Hem ne olacaktı ki? Zaten yalnızdı Faruk onu sevmese, kaybedecek çok büyük bir şeyi yoktu diye düşünüyordu bir yandan. Bir yandan da onu kaybetmek istemiyordu.

Seven bir kadının işi daima zordur. Mantığıyla duygularının önüne geçmeye çalışır her zaman. Duyguları onu hataya sürükler ama mantığıyla kendini durdurmalıdır aşık olan kadın. Sırf seviyor diye öylece kendini ona teslim edemezdi ki. Öğrendiği gibi kız dediğin kendini ağırdan satmalıydı.

  *                   *                     *                  *

Faruk üzerini çoktan giyinmiş, kahvaltısını yapmış ve evden çıkmıştı bile. Dün gece aldığı kesin karar, sabah olunca etkisini kaybetmiş gibiydi. Onu seveceğine kendine inandırmıştı ama neydi bu kararsızlık? Mesaj atmaya çekiniyordu. Zor da olsa eli telefona gitti, rehberden numarasını buldu. “Cennet kokulum” diye kaydetmişti onu telefonuna. Ayça ismine göre kulağa ve kalbine hoş geliyordu bu isim. Rehberden seçti ismini ama ne yazması gerektiğini bilmiyordu. Sade bir günaydın mesajı mı göndermeliydi yoksa aldığı kararı telefonda açıklamak mı iyi olurdu? Böyle bir şey telefondan söylenmezdi ki. Bol gülücüklü bir günaydın mesajı gönderdi “cennet kokulusuna”.

Ölümsüz Sevenler Sevdikten Sonra ÖlürlerBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!