Bölüm 1

71 11 0

Tam otobüse binecekken omzundan arkaya bir bakış attım. Mert özlem ve mutluluk karışımı bir bakışla beni izliyordu.Daha şimdi onun kollarının arasından ayrılmıştım ama 2 hafta onsuz kalmaya nasıl dayanacağımı bilmiyordum. Otobüs şoförü sabırsızlıkla bana bakıyordu ama onu aldırmadan dönüp Mert’in boynuna atladım. Kaslı kollarıyla bana bir daha sarıldı. “Seni çok seviyorum." dedim kulağına ve yanağına bir öpücük kondurup hemen otobüse atladım. Mert kendini anca toparladığında ben çoktan yerimi almıştım. Kapılar hafif bir tıslamayla kapandı.

Lise 3.sınıftım ve okulumuzun Ankara’ya bir gezisi vardı. Aslında gezi değil matematik olimpiyatları için gidiyorduk. Kendi şehirim olan İstanbul’daki elemelerde 1.olmuştum.Şimdi her şehirdeki birincileri toplayıp orda Türkiye birincisi seçilecekti. Bu toplam 2 haftalık bir gezi olacaktı. Ankara’ya ilk defa gitmiyordum evet ama ilk defa yalnız gidiyordum.

Yanımda orta yaşlı bir kadın oturuyordu. Yanına otururken bana küçük bir gülücük atıp kitabına geri döndü. Dünyada hala böyle insanların olması şaşırtıcı. Yolculuk toplan 5 saat sürecek o yüzden kendimi oyalayacak bir şeyler bulmam gerekiyor. Önümdeki küçük ekrandan bir film bulmaya çalıştım. Genelde aksiyon bilim kurgu gibi filmleri sevdiğim için örümcek adam 2'yi açtım ve izlemeye başladım. Film bitince çantamı karıştırıp kulaklığımı buldum. Bir şarkı açıp kafamı arkaya yasladım .Uyuyakalmışım. Otobüsün durmasıyla uyandım. Dinlenme tesisine gelmiştik. Biraz yürüyebilmek için otobüsten indim. Telefonum çalmaya başladı."Seleennnn" dedim telefonu hemen açıp

"Nasıl geçiyor yolculuk canım" diye sordu en yakın arkadaşım. Selen şimdiye kadar tanıdığım en düşünceli insan.

"Sıkıcııııı.Keşke yanımda olabilseydin."

"Keşke bebeğim. Neden yarışmayı okul zamanı yaparsın ki dimi?!?.Neyse artık birincilik kupasını kazanda kutlamasını burada yaparız"

"Ahaha kazanbilirsem..."

Otobüsün kalkacağına dair anons geçince telefonu kapatıp otobüse geri bindim. Benden hemen sonra yanımdaki kadında geldi. Yolcuğun geri kalanı sıkıcı bir yarışma programı ve bol bol uykuyla geçti.

Ankara’ya vardığımda buranın İstanbul’a göre daha sıcak olduğu hemen belli oluyordu. Evet ekim ayındaydık havalar yavaştan serinlemeye başlamıştı ama hala belli bir sıcaklık var. İlerdeki taksi durağına gidip gördüğüm ilk boş taksiye atladım. Şoföre otelin ismini söyledim ve adam onaylayıp arabayı çalıştırdı. Saat 6ya geliyordu. Ankara’nın güzel sokaklarından geçerken buraya özendim. İstanbul’un boğucu kalabalığı burada yoktu. Yanımızdan bir sürü ağaç ve küçük butikler geçiyordu. Sonunda durduk. Adamın beni indirdiği yeri görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bizim için seçilen otelin bu kadar lüks olmasını beklemiyordum. Bütün masraflar komite tarafından karşılayacaktı. Bir süre otelin önünde durup güzelliğini izledim.10-15 katlı olan otelin girişinde bir sürü küçük küçük heykeller vardı. Otelin asıl rengi bordoydu ama altın renginde süsler döşenmişti.

Resepsiyondaki kadın tatlı bir gülümsemeyle beni karşıladı. “Otelimize hoş geldiniz. Tahminimce sizde olimpiyatlar için geliyorsunuz değil mi ?"Şaşırarak "Evet" diyebildim sadece. “Bugün gelen 15.yarışmacısınız. Buyurun anahtarınız. Sizler için bir kat ayırdık. Hemen gidip yerleşmenizi tavsiye ederim yarım saat sonra yemek servimiz başlayacak." Kadına teşekkür edip bavulumu aldım. Odam 3.kattaydı,merdivenlerde çıkmaya üşenip asansöre atladım. Odamı bulduğumda kadının verdiği şeyin anahtar değil kredi kartına benzer bir şey olduğunu fark ettim. Odanın anahtar girişinde yoktu. Kahretsin. Etrafıma bakındım ve sadece uzaktaki duvara yaslanın biri olduğunu gördüm. İyi bari rezilliğim çok yayılmayacaktı. Elimdekini incelemeye devam ettim. “Bak onu şuradaki aletten geçireceksin" Hafif bir çığlık atıp arkamı döndüm. Duvara yaslanan çocuk hemen arkamda duruyordu. Korktuğumu görünce gülmeye başladı. Benden uzun boyluydu ve deniz mavisi gözleri vardı. Daha fazla rezil olmak istemiyordum."Ehmm teşekkür ederim." Kartı bir daha elimde çevirdim ve aletten geçirdim. Âmâ hiç bir şey olmadı. Çocuk bir daha gülüp kardı aldı ve diğer tarafına çevirip geçirdi. Yeşil bir ışık yanında ve kapı açıldı. Sonra sanki onun odasıymış gibi rahat bir şekilde odama girdi. Kapının hemen yanındaki bir cihaza kartı soktu ve ışıklar açıldı. Bir daha teşekkür etmeme fırsat vermeden bana göz kırptı ve çıkıp gitti. Arkasından bakakaldım.

Hala şaşkın bir şekilde odama girdim ve kapıyı hızlıca kapattım. Oda normal büyüklükte ve şirindi. Yatak hem tek kişilik olmayacak kadar büyük hem de çift kişilik olamayacak kadar küçüktü. Özel yapım olduğunu tahmin ettim. Yatağın tam karşısında bir plazma televizyon onun altında da bir mini buzdolabı vardı. Girişin tam karşısında tuvalet onun yanında balkona çıktığını düşündüğüm bir sürgü kapı fark ettim. Tam oraya doğru gidecekken karnım guruldadı. Odayı incelemek için daha yeterince zamanım vardı nasıl olsa. Üstümdekileri değiştirip odamdan çıktım. Şort, üzerine de bir omzumu açık bırakacak şekilde bir t-shirt giymiştim.Geldiğim yere geri dönüp restorandı bulmaya çalıştım. Koridorların duvarında girintiler vardı. Girintilerin içinde ya heykeller ya da Tabloya benzer eserler duruyordu. Solumdaki duvar camla döşeliydi tarafa baktığımda otelin havuzunu gördüm. Üç tane kaydırağı ve etrafında bir sürü şezlong vardı. İyiki bikinimi getirmişim diye düşündüm bi an. Umarım girecek kadar zamanımız olur.

Birkaç tane çalışanın yardımıyla sonunda(!) restoranı buldum. Bizler (olimpiyatlara katılanlar) için ayrı bir masa hazıranmıştı.Tam gidip oturacakken restorandın sol bölümünü kaplayan açık büfeyi gördüm. Haaa herkes kendi alıyor tabiiii…Hemen en büyük tabağı kapıp önüme serilen leziz ve güzel kokan yemeklerken tabağa yığmaya başladım. Tabağımda minik bir Everest oluştuğunda dökülmemesi için yavaş yavaş masaya yaklaşıp ilk bulduğum yere oturdum. Etrafımdaki insanların tabaklarının normal düzeylerde dolu olduğunu görünce hafiften kızardım ve çaktırmamaya çalışarak hemen yemeğe başladım. Karşımdaki sandalye çekilip biri oturduğunda kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdım. Mavi gözlü çocuk!!!

“Ohh sarışın burayı bulmana şaşırdım” deyip hafifçe gülümsedi. Bunu alay eder gibi değil de daha çok sohbet başlangıcı gibi söylemişti. Tam ona cevap verecekken çocuğun sağ ve solundaki sandalyeler çekildi ve iki tane aşırı mini etekli, kırmızı rujlu kız oturdu. Sağdaki kız mavişi süzerken diğeri bana ters bir bakış attı. Maviş diyorum çünkü adını hala öğrenemedim!!!

Sağdaki kız hemen “ Oturmamız sorun değil dimi ? “ diyerek sahte olduğu aşırı belli olan tatlı bir gülücük attı.

Mavişin rahatsız olduğunu sezdim bir an. Aslında bakarsan kızlar seksi ve güzeldi. Halinden memnun olması gerekmiyor muydu? Onları aldırmamayı karar verip yemeğime devam ettim. Kafamı kaldırmıyordum ama kızlar kıkırdayıp dururken maviş arada soğuk birkaç kelime söylüyordu sadece. Bir ayak hafifçe masanın altından beni dürtünce kafamı kaldırdım. Maviş yalvarır gibi bana bakıyordu. Yanındaki kızlardan rahatsız olduğunu anladım ama napacağımı kestiremedim.”Ehmm şey bir aslında şeyden sonra şey yapacaktık artık o şeyi bir şey mi etsek ? “ dediğim anda pişman oldum. Kızlar bana bakıp kahkaha atmaya başladılar. Maviş de gülmemek için kendini zor tutuyordu ama hemen ayağa kalktı. “ Tabi hadi biz şeyi şey edelim.” Dedikten sonra gelmem için işaret etti. Restorandın kapısına geldiğimizde bana bakıp o da gülmeye başladı. Ona ters bir bakış attığımda hemen kendine geldi.”Ehmm umarım bu sefer kapını açmaya becerirsin. Olmadı benim oda numaram 319.” Deyip yürümeye başladı. Öküz! İnsan bir teşekkür falan eder. En azından adını söyleseydin be yavrum.Off tabağımdakileri bile bitirememiştim -_-

(Selam selam selam…Bu wattpadeki ilk hikayem .Bu yüzden biraz acemiyim L Lütfen yorum kısmında hatalarımı söyleyin de kendimi düzeltiyim. Umarım beğenirsiniz :D Bir dahaki bölümde görüşmek üzere KOCAMAN öpüyorum ) 

Deniz MavisiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!