luke bir daha o aptal otlardan kullanmayacağına dair kendine söz vermişti.
neyse ki uyuşturucu bağımlısı falan değildi ve bunu kolayca silebilecek durumdaydı. en fazla alkol diye aklından geçirerek kendini uyardıktan sonra madame jojo's'a girmek için adım atmaya başladı. önce onu girişteki iki ızbandut kılıklı herif karşıladı, luke ikisine de kısaca selam verdikten sonra içeriye doğru yürüdü. birlikte çaldığı grup 5 seconds of summer onu sahne arkasında bekliyordu. ''sonunda, dostum!'' diye inledi ashton soğuk birasından bir yudum almadan hemen önce.

''trafik, bilirsin,'' diye geçiştirerek kendini küçük odanın içindeki kadife koltuklardan tekine attı. ''hangi şarkıyı söylüyoruz?''

''don't stop,'' dedi calum ve şarkının sözleriyle dolu kağıt parçasını ona doğru fırlattı. halbuki, bu şarkıyı zaten ezbere biliyordu. bu şarkıyı o yazmıştı. luke, gitarını eline alıp kafiyeli sözcükler oluşturmayı her zaman sevmişti. şarkı sözlerini bir kez daha okuduktan sonra önünde duran ahşap sehpaya bıraktı ve esneyerek gevşemeye çalıştı.

içinde bulunduğu grubu iki ay sonra bırakması gerekeceğini biliyordu, ve onlarla yola devam etmeyi isterdi. amerika'ya gitme teklifini kabul edemeyeceklerini biliyordu. onlar da londra'da yaşamıyordu, anlattıklarına göre avustralya'da kulüplerde çalan küçük bir gruptular ve bu işin sonunda tıpkı luke gibi eve döneceklerdi. buraya sadece tatil için gelmiştiler ve zamanlarını yine çalmak için geçirmek istemişlerdi. luke'un da büyüdüğü yer avustralya'ydı, ancak yaşadığı yer değil. o sadece birkaç sene önce yurt dışına, amerika'ya taşınmıştı. sıkıcı bir hayatı vardı, müziğini sadece kendi odasında yapardı ve canı sıkıldığı zaman da youtube'a girerdi. birkaç defa cover yapıp youtube'a yüklemişti, ancak sadece o kadardı. ingiltere'de elde ettiği bu fırsatı iki ay sonra bırakması gerekecekti. bırakmak istemese de, onlarla yola devam edemeyeceği ortadaydı.

sahneye çıktıklarında, hayran çığlıkları tüm çevrelerini kaplamıştı. grup çalmaya başladığında, çığlıklar daha da arttı. luke söylemeye başladı. ''i can refresh you so can a holiday. you got me thinking that we could run away. you are my ticket out you tell me where and when...''

şarkı sona erdiğinde, çığlıklar devam ediyordu. luke mikrofona yaklaşıp sırıttı ve çığlıkların artmasına sebep oldu. ''hepinize bizi dinlediğiniz ve bize destek olduğunuz için teşekkür ederiz!''

luke, kulise girip yüzüne su çarparak havluyla kurulandıktan sonra çocuklarla bir süre oturup sohbet etti. ona kendisi hakkında sorular sorarlarken, daha önce hiç bu kadar sorgulanmış hissetmemişti. luke'a neden amerika'da yaşadığını sorduklarında, oranın havalı olduğunu söylemişti. havalı yerleri kim sevmezdi ki?
fakat ilk defa luke, orada yaşadığı için şanssız hissetmişti. yüce tanrım diye iç geçirdi. amerika'da yaşamamın yapacaklarıma engel olmasını hiç beklemezdim.

eve geldiğinde, aklına geçen gün gabriella'nın videosuna yaptığı yorum geldi ve miranda ve wren'e kısa bir selam verdikten hemen sonra koşarak odasına çıktı. bilgisayarını açtıktan sonra favorilerine eklediği youtube'a hızlıca giriş yaptı. luke, ona gelen bildirimi gördüğünde heyecanla karnına küçük bir ağrı saplandı. ona cevap vermişti. videoya gelen yorumların arasında kendininkini buldu ve cevabı görmek için sayfayı hafifçe aşağı kaydırdı.

haha, bunu isterdim! teşekkürler :) ona verdiği cevabı görmesiyle, yüzünde istemsizce bir gülümseme belirdi. luke o sırada, bu kıza karşı bir saplantı oluşturduğunun farkında değildi. kanalının ana sayfasına girip abone ol butonuna tıkladı ve yeni bir video eklemiş mi diye kontrol etti ancak en son eklediği video hala amerikan aksanı vs ingiliz aksanı'ydı.

onun kanalını incelerken, benim kanalımı da kontrol etmiş midir? diye kendine sordu, ancak sonra bunu saçma buldu. neden kendisine yorum yapanların kanallarını teker teker kontrol etsindi ki?

bunlardan öte, kafasında daha başka bir soru vardı. ona nasıl ulaşacaktı? youtube'da direkt mesaj gibi bir özellik olmadığına göre onunla özel bir konuşma gerçekleştiremezdi. derin bir nefes alıp burnundan havaya verdi. ''luke?!'' miranda'nın aşağıdan gelen sesini duyduğunda dizüstü bilgisayarının kapağını aşağı indirdi.

''evet?!''

''ufak bir iş toplantısına yetişmem gerekiyor. acaba wren'e bakabilir misin?'' diye seslendiğinde, luke sıkıntıyla gözlerini devirdi. küçük bir çocuğa nasıl bakılması gerektiğini bilmiyordu. ve zaten bu konuyu reddetmemesi için miranda'da ona özel olarak bu toplantının 'ufak' olduğunu söylemişti. yani kısa olacaktı ve hemen bittiğinde geri dönecekti. luke, rahat bir nefes verdi. ''tabii, geliyorum!''

dizüstü bilgisayarını kolunun arasına alıp odadan ayrıldıktan sonra hızlı adımlarla aşağı ulaştı. ''teşekkürler canım. hemen geri döneceğim,'' diyerek hırkasını aldıktan sonra dışarı çıkıp kapıyı yavaşça kapattı. salona girdiğinde, wren'i televizyon izlerken gördü. zamanının çoğunu kendi odasında geçirdiği için onunla çok bir diyaloğun içinde bulunduğu söylenemezdi. ''hey, ahbap,'' diyerek yanına oturdu. o kaç yaşındaydı? onunla nasıl bir üslupla konuşması gerekiyordu?

belki en fazla sekizdi. çok da küçük sayılmadığını varsayarak wren'e bir bakış attı. ''selam,'' diye mırıldandı wren yabancı bir şekilde.

''ne izliyorsun?'' diyerek onunla konuşmaya çalıştı.

''bilmem. sadece bakınıyorum,'' wren tekrar ona döndü. başka bir soru sormasını bekliyor gibiydi.

''ah... güzel.'' luke, elini ensesine atıp saçlarını karıştırdı. wren'le bir şey konuşmayı beceremeyeceğini fark edince dizüstü bilgisayarını açtı ve sesini kısarak gabriella'nın herhangi bir videosuna tıkladı. videonun ismi insanlara gözlerini dikerek bakmak'tı ve bu ilgisini çekmişti. gabriella, video'ya doğru sevimli bir gülümseme yolladı. ''merhaba, bugün farklı bir konuyla karşınızdayım. aramızda kalsın, bunu sersem bir iddiayı kaybettiğim için yapıyorum,'' kıkırdadı. ''insanlara dik dik bakarak onların tepkilerini inceleyeceğiz. sersem kardeşim mike ile,'' diye eklediğinde göz devirmişti. luke, gabriella'nın kardeşiyle girdiği iddiayı kaybettiğini düşündü.

''evet...'' yürümeye devam ediyordular. ''şey, burası hyde park. oldukça sevimli bir yer, ha?'' etrafına bakarken, seçeceği kişiyi arıyor gibiydi. gölün etrafından dolaşırken orta yaşlı bir kadının tek başına oturup kitap okuduğu banka oturdu. kamera uzaktan çekerken, görüntüyü yüzleri görünebilmesi için yaklaştırdı. gabriella, aynı yıldızın altında isimli kitabı okuyan orta yaşlı kadına dik dik bakmaya başladığında, kadın bakışlarını kitaptan ayırmamasına rağmen bir süre sonra kaşlarını çatmıştı.
luke bunu gördüğünde istemsizce güldü. gabriella, tavrını bozmadan kadına dik dik bakmaya devam ederken, kadın ona şunu kesmesini söylercesine boğazını temizledi.

''ailen sana insanlara bu şekilde bakmanın ayıp olduğunu öğretmedi mi, küçük kız?'' diyerek kitabını kapatıp ona döndüğünde, luke kadının bu sorusu üzerine büyük bir kahkaha atmıştı ve bu kahkahayı bir kıkırdama sesi takip etmişti. ''biliyor musun?'' diye fısıldadı wren, luke'un kulağına. ''o izlediğin kız, bana ilk çikolatamı hediye eden kız. ambalajını hala saklıyorum,'' kıkırdadı. ''tadı çok güzeldi.''

▶ youtuber ⚥Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!