''bunu tekrar söyle,'' diye güldü joannah yanağının içini ısırırken. gabriella, şaşkınca kaşlarını havaya kaldırırken, telaffuzundan neden bu kadar etkilendiğini düşündü. nesi bu kadar garipti ki?

''yön,'' sorarcasına ona baktı. ''hey, o kadar da tuhaf değil, tamam mı?''

joannah, onun telaffuzunun ne kadar tatlı olduğunu düşündü. ''hayır hayır, bu çok tatlı. tekrar söyle,'' diyerek sırıttı. telaffuzunu duymak hoşuna gitmişti, elbette ilk defa bir ingilizle konuşmuyordu ama daha önce hiç iki ayrı ırkın aynı dili nasıl konuştuğunu bu kadar incelememişti.

''tanrı aşkına, şu lanet kelimeyi tekrarlatmayı keser misin?'' diye inledi mike, kameranın arkasından. ikisi de bir anda mike'a doğru döndüğünde, gabriella ilk defa kardeşine hak verdi.

''pekala,'' diye geveledi gabriella, hazırladığı kartları karıştırırken telaffuz etmedikleri bir kelime kalmış mı diye kontrol ediyordu. ''ah, sanırım bitirdik. ikinci bölüme geçelim mi?''

mike, sıkıntıyla göz devirdi ve daha fazla dayanamadan, videoyu durdurup kamerayı kanepeye sertçe bıraktı. gabriella, kaşlarını hızla çatarak ayağa kalktı. ''bunu niye yaptın?''

''hey, sakin ol,'' diyerek ovuşturduğu ellerini havaya kaldırdı. ''yoruldum. o salak kamerayı taşımak kolay değil, tamam mı? biraz ara verin şuna ve gidip birer limonata falan için, sonra devam edersiniz.''

gabriella, yanaklarının içinde biriktirdiği havayı dışarı verirken, önüne düşen saç tutamını geriye ittirip bileğindeki tokayla saçlarını basit bir topuz haline getirdi. ''pekala, atıştırmalık bir şeyler alıp geliyorum,'' diyerek odadan ayrıldı. buzdolabında muhtemelen içinde bardağın yarısını bile doldurmayacak kadar kalmış bir süt kutusu ve birkaç yarısı yenmiş çikolata olduğunu bildiği için telefonunu pantolonunun cebine sıkıştırıp daireden ayrıldı.

erzak alışverişi yapmanın zamanı gelmişti zaten diye iç geçirdi ve sokağın karşısına geçip tesco metro isimli küçük süpermarkete giriş yaptı.

alışveriş arabasına, buzdolabının içinde olması gereken şeyleri koyarken, kulaklarına bağlı kulaklıktan gelen şarkının melodisini mırıldanıyordu. ''ama anne,'' diye sızlanan küçük bir erkek çocuğu sesi işitince, bakışlarını o tarafa çevirdi. ''çikolatanın bana ne zararı olabilir ki?'' diyerek kollarını somurtarak göğsünde birleştirdi.

''olmaz tatlım,'' dedi siyah saçlı ve oldukça bakımlı görünen bayan. ''çikolata zararlıdır. yememelisin.'' nasıl bir anneydi bu? çikolata dünyadaki en lezzetli şeydi ve bir anne, oğlundan bu lezzetli şeyi uzak tutmamalıydı. yani, elbette paketlerce çikolatayı önüne koymamalıydı ama küçük bir çikolatanın bu sıska çocuğa ne zararı olabilirdi ki? gabriella, çocuğun bu isteği üzerine istemsizce gülümsedi. daima önüne düşen sarı bukleyi kulağının arkasına sıkıştırıp, alışveriş arabasıyla az önce küçük çocuğun işaret ettiği abur cubur standına yaklaştı. üç-dört paket çikolatayı alışveriş arabasına koyduktan sonra onlara yetişmek için hızlıca ödeme kuyruğuna girdi. ödemeyi aynı hızda hallettikten sonra, poşetlerle birlikte çıkışa doğru ilerlemeye başladı. küçük çocuk annesinin arkasından isteksizce yürürken, aklının hala o lezzetli çikolatada kaldığı belliydi.

''bundan annene bahsetme,'' diye fısıldayarak, küçük çocuğun eline çikolata paketini tutuşturdu. çocuğun sarı saçlarını karıştırarak gülümsediğinde, küçük çocuk önündeki yabancının ona ne verdiğine bakmak için başını eğdi ve bunun bir paket çikolata olduğunu görünce dudakları yukarıya doğru kıvrılıverdi.

gabriella, çocuğun tepkisine bir kez daha gülümseyerek karşıdan karşıya geçmek için ilerlemeye başladı ve tanıdık apartmana giriş yaptı.

▶ youtuber ⚥Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!