.

18 1 0

1 Haziran

Tatilde kuzenimin evine gideceğim. Annemsiz ilk tatilim olacak. Bu yüzden çok heyecanlıyım. Valizimi 12 gün önceden hazırladım. Ay, heyecandan yazamıyorum, uyumam lazım. Hemde hemen.

2 Haziran

Bugün okuldan çıkar çıkmaz annem ile alışverişe çıktık. O kadar çok yorulduk ki anneannemlere kendimizi zor attık. Anneannem yine şef olarak başa geçmiş, mükemmel bir yemek hazırlamış. Yemeklere yumulduktan sonra dedem sordu:

- Kızım sen ne zaman gidiyorsun teyzenlere ?

- Dedeciğim, 10 gün sonra orada olacağım. Neden sordun ki?

- Hiç, merak ettim.

- Rahat bırak kızı,  sende ne uğraşıyorsun kızla!

Bu sefer konuşan anneannem. Böyle konuşa konuşa saat su gibi akıp gitti ve bizde annem ile eve gidip uyuduk.

5 Haziran

Kiraz ağacı,  ilk sen bana iyi ki doğdun şarkısı söyledin.  17 yıl önce,  bana bakıp güldün ve benim doğmamı kutladın. 17 yıl ne çabuk geçti ama sen hala solmadın,  hayallerimdeki ağaçlardan 1000 kat daha güzelsin. Ve bu serenat sana doğumgünü hediyem.  Bana sen hediyesi 3 gün önce verdin. O tatlı kirazların kıpkırmızıydı ve tatlı bir biçimde bana bakıyorlardı. Neyse kiraz ağacı,  bu mutlu günümü anlatmaya başlayım ki seni serenatım ile sıkmayım. Şimdi, gelelim sabaha. İlk annem ile müthiş ötesi bir kahvaltı yaptık ve giyinmeye gittim. Tabii doğal olarak ilk kişi Yağmur geldi. Kapıyı kapatır kapatmaz Gizem ile Duru geldi. Ardından bütün sınıf toplandık. Tabii Ceylin ve Aleyna her zamanki gibi yoktu.

İyice eğlendikten sonra sıra pastaya geldi. Çok lezzetliydi. Sonra sıra hediyelere geldi. İlk Yağmur ve Gizem'in hediyelerini açtım. Yağmur bana çok istediğim defterlerden almış ve Gizem'de çok güzel bir küpe takımı almış. Hediyelerin hepsine baktıktan sonra arkadaşlar gitti ve dinlendim.

Yaa,  sevgili kiraz ağacı,  ben artık 17 yaşında genç bir kızım!

12 Haziran

Okulda karneleri aldıktan hemen sonra annem ile garaja gittik. Otobüsün saati gelmek üzereydi. Annemle hemen vedalaştık ve otobüse bindim. Ağlayıp durdum yolda. İzmir'e 2 saat kala ağlamam kesildi ve uyuyakaldım. Uyandığımda Murat Eniştem'in arabasını gördüm. Otobüs durur durmaz otobüsten indim ve valizimi alıp koşa koşa arabaya gittim. Bir baktım ki Ela arabada! Hemen kuzenime:

- Acaba arabadan bu güzellik kim? Aynı bir manken.

- Dilek!  Sonunda geldin, nerelerde kaldın?

- Vallaha kuzen, otobüs devrildi yürüyerek geldim.

- Salak, öyle deme başına gelir.

- İyi tamam kuzen, hemen eve gidelim dinlenelim.

Ve eve gittik ve hemen uyuduk. Bugünde böyle, sevgili kiraz ağacı.

13 Haziran

  Uyandığımda İpek teyzem bizi kahvaltıya çağırıyordu. Banyoya gittim ve ne göreyim! Saçım aynı bir makiler gibi karışmış. Hemen yıkadım ve taradım. Düzleşse bile saçım iğrençti. Kahvaltıya indim ve yemek yedikten sonra Ela:

- Saçına bakım yaptırmaya gitmeliyiz. Böylece seni arkadaşlarım ile tanıştırabilirim.

- Neden saçımın düzgün olması gerek gibi konuştun?

- Çünkü saçının düzgün olması gerek.

- Off Ela yaa!

Hiç kafasına takmadı. O yüzden bende peşinden gitmek zorunda kaldım. Sonra beni kuaförüyle tanıştırdı. İsmi Selen'miş. Selen Hanım:

- Şimdi saç modeli seç bakalım.

- Selen hanım, benim aklımdaki saç modeli çok güzel onu yaparsın değil mi?

- Tabii ki kızlar.

Hemen salak Ela saç modelini söyledi. Sanki istiyormuşum gibi üstüne kendi istediği modeli benim sayımda uyguluyor! Neyse o kadar bağırış çağırıştan sonra en azından güzel bir model ile karşı karşıya geldim. Aslında oldukça güzel olmuştum. Ayrıca 2 kilocuk versem fıstık gibi olacağım! Ama buna şimdi zaman ayıramadım çünkü Ela hemen arkadaşlarını çağırdı. Ve hepsini bana sırayla tanıttı. 2 kız 2 erkek gruptular. Erkeklerin ismi Fuat ve Mert, kızların ise Cansu ve Gülin'di. Hepsiyle tanıştıktan sonra denize gittik. Mert sürekli benimle ilgili sorular soruyordu. En sonunda oradan bir kız daha geldi. Gruptan değildi ama Mert ile çok sıkı fıkıydı. En sonunda kendini tanıttı. Ve umursamaz bir tavırla:

- Kuzenin olduğunu söylememiştin Ela.

- En az 20 kez sana kuzenimin geleceğini söyledim ve hiç birinde dinlemedin!

- İyi iyi. Adın ne?

- Dilek. Senin?

- Selin. Şimdi yüz haydi. Mert, sen ne yapıyorsun tatlım?

- Tatlım derken? Ben muhallebi miyim?

Mert der demez yerlere yattık. Çok fena oturtmuştu Selin'e. Neyse, Selin bu lafları duyar duymaz koşarak kaçtı. Sonra Mert yine bana sorular sordu ve bu sefer Gülin:

- Ela, Dilek daha dün mü geldi?

- Dün gece.

- O zaman bu akşam İpek teyzeye haber ver, pizzacıya gidiyoruz.

- Tamam olur.

- Aman Allah'ım! Saat 18.30 olmuş! Çabuk, bizim gitmemiz gerek.

Ela ile koşmaya başladık. Hemen İpek teyzem durumu açıkladık ve gitmemize izin verdi. Hemen tipik Ela:

- Hemen güzel bir elbise giy.

- Neden yaa?

- Dilek, sevgili kuzenim, lütfen güzel bir elbise giy.

- Neden?

- Ya nedenine gerek yok. Ama hızlı ol.

Böylece Ela Hanımın emri ile güzel bir elbise giydim. Sonra güzelce süslenip evden çıktık. Yürürken Ela bir mağazaya takıldı ve ben hala yanımda Ela varmış gibi yürüdüm. O sırada Mert geldi. Yanıma geçince:

- Çok şıksın. Elbisen mükemmel.

- Sağol. Sende çok şıksın.

Güldük. Sürekli yere bakıyordu. O anda sordum:

- Sevgilin var mı?

- Neden ki?

- Merak ettim.

- Var.

O anda kalbime bıçak saplandı. Neden ben böyle oldum? Neden benim kalbime bıçak sağlanıyor? Neden Mert'in sevgilisi olduğunu öğrenince böyle oldum? Hala konuşmuyorduk. En sonunda dayanamayıp yine bana kendim hakkında sorular sordu. Pizzacıya vardığımda Gülin ve Cansu kapıda bekliyordu. O anda Ela'nın olmadığını fark ettim. Telaşla etrafımda üç tur döndüm ve o anda Ela'nın koşarak geldiğini fark ettim. Kısa bir telaştan sonra pizzacıya girdik. Yemekler muhteşemdi. Yemekten sonra biraz sohbet ettik ve herkes evlerine dağıldı.

Bugünde böyle,  sevgili kiraz ağacı.

Bir Dilek TutBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!