36.Bölüm

3.9K 269 122

Ceylan kaşlarını çatarak nizamdaki askerlere baktı.

"Nesiniz lan siz! Kimsiniz lan! Hangi cürretle benim emirlerime uymazsınız!" Diye bağırdığında bütün Tugay inim inim inlemişti. Zaten son günlerde çok sinirliydi! Mermi Tim'i operasyona çıkmış, Ceylan ise Tugay'da bu Er'lerin başında kalmıştı! Bir de Aslan Komutan'la yaptığı son konuşma sinirlerini bozuyor, midesinde bir şeyleri hareket ettiriyordu. Midesi neden bu kadar ağrıyordu ki? Bir doktora falan mı gitseydi? Hastanedeki son anıları aklına geldiğinde bu düşünceyi kafasından hızlıca attı.

Diyarbakır resmen sel altındaydı. Yağmur bastırmış, dışarısı adım atılamayacak hale gelmişti. Ancak Ceylan şu an askerlerle beraber dışarıda sırılsıklam bir şekilde dikiliyordu. Dişlerini sıktı ve yere bakan askerin yakasına yapıştı. Üniformasını tek eliyle kavradı ve adamı parmak uçlarında kalacağı kadar havaya kaldırdı.

"Gözüme bak lan!" Diye suratına gürlediğinde asker ne yapacağını şaşırmıştı. Ellerini kaldırsa sıkıntı, kaldırmasa sıkıntıydı. Nefes alamıyordu!

"Bana bakın lan! Hepinizi gebertirim! Ben bir emir verdiysem o emre uyulacak! Anlaşıldı mı!" Ceylan askeri bıraktı ve yüzüne yapışan saçlarını geriye attı.

"Çavuş sizden şikayetçi! Başçavuş şikayetçi! Binbaşı, Yarbay Sadık, Albay Davut şikayetçi! KİMSİNİZ LAN SİZ!" Diye bağırdı ardından kendi sorusunu kendi cevapladı. "Benim emrimdeki askerlersiniz! BENİM SORUMLULUĞUMDASINIZ!" Yanından geçtiği diğer askerin bacağına vurdu. Asker acıyla yere düşerken dişlerini sıkarak sıra halinde dizilmiş askerlerin önünde yürümeye devam etti. Her askere başka davrandı. Kimisine yumruk attı, kimisine tekme... Sıranın sonuna geldiğinde ise ayakta tek bir asker bile kalmamıştı. Ceylan'ın siniri arttı. Kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu ancak duyguları birbirine girmişti. Askerlerin bu çelimsiz hallerini gördükçe daha da sinirleniyor, onlar ayağa kalkmadıkça körükleniyordu.

"Kalkın lan ayağa!" diye gürlediğinde, askerler birbirlerine tutunarak ayağa kalkmaya çalıştı. Kimisinin burnundan, kimisinin dudağından kanlar akıyordu.

"SERHAT!" Ceylan'ın bağırışıyla hemen dibinde olan Serhat yüzünü buruşturmamak için kendini zor tuttu.

"Emrederin Komutanım!" Ceylan hemen yanından gelen sesle kaşlarını çattı.

"Ne dedi Yarbay Sadık?" dediğinde Serhat boğazını temizledi.

"Yarbay; 'Bu adamlardan bir bok olmaz! Ülke'yi bunlar mı koruyacak!' dedi Komutanım," diye mırıldandı Serhat. Ceylan dişlerini sıktı. "Daha yüksek sesle söyle! Duymayanlar var!" dediğinde Serhat sözlerini daha gür bir sesle tazeledi. Askerler utançla yerlerinde kıpırdanmışlardı.

"Ben size böyle mi öğrettim lan! Benim şu dört günde verdiğim emeklerin karşılığı bu mu lan!" Dediğinde karşıdan cevap gelmemişti.

"SİZDEN BİZ BOK OLMAZ LAN! NE ADAM OLUR, NE ASKER! BU VATANI, BU BAYRAĞI SİZE Mİ EMANET EDECEĞİZ LAN BİZ!" Dediğinde askerler yumruklarını sıktı.

"Babalarınız gururla etrafa anlatıyor. Benim oğlum asker! Bu vatanı koruyor diyorlar! Analarınız için için ağlarken bile 'BENİM OĞLUM VATANA HİZMET EDİYOR! TERÖRİSTLERLE ÇATIŞIYOR! ŞEHİTLERİMİZİN KANINI YERDE BIRAKMIYOR!' diyorlar! AMA SİZ NE YAPIYORSUNUZ! ONLARIN ÇEKTİĞİ BU ACILARIN KARŞILIĞINI VERİYOR MUSUNUZ LAN! ANALARINIZ BENİM OĞLUM CESUR DİYOR!

DEĞİLSİNİZ!"

"CESURUZ!" Diye bir bağırış yükseldi.

"GÜÇLÜ DİYOR!

DEĞİLSİNİZ!"

"GÜÇLÜYÜZ!"

"KORKUSUZ DİYOR!

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!