3 - "Viraj"

113K 3.9K 465
                                    

Süpriiiz. Bölümle geldim. Özelden konuştuğum herkese bölüme başladığımı ama çok kötü olduğunu, bu yüzden bir süre daha bölüm gelmeyeceğini söyleyip duruyordum. Fakat aniden gelen bir ilham patlaması ile bölümü tek oturuşta yazıp bitirdim. Bol arabalı bir bölüm oldu sanırım.Sanırım son geçiş bölümü olacak. Olaylar en geç 5. bölümde başlar diye düşünüyorum. Soundtrackları unutmayın lütfen. Yarış sahnesinin soundtrackı multimediada. Ayaz'ın sonda söylediği şarkı ise Linkin Park - Roads Untraveled

Ayrıca bu bölümü benim için çok özel birine ithaf ediyorum. Her ne olursam olayım, kim olursam olayım, hangi hikaye karakteri içine kendimi gizlemeye çalışırsam çalışayım asıl beni asla gizleyemediğim Kraliçe'me...

İyi okumalar :*

Kış aylarında camdan dışarı bakarken kendimi, asla bir yere kaçamayan, kuşlar gibi göç edemeyen, insanlar gibi evlerine koşamayan ağaçlara benzetirdim. Sığınacakları birileri yoktu, yapayalnızlardı. Belki görünüm olarak diğer arkadaşlarıyla yan yanalardı, çok kalabalık bir aile gibilerdi. Ama içlerinde kaybolmuş, ailesinden kopmuş birer küçük çocuktu hepsi.

Kış en acımasız haliyle kapıya dayandığında, sırtlarına binen tüm yükü tek başlarına taşırlardı. Gökyüzü, masumiyeti bile kıskandıran saflıktaki ölü bulutlarını yeryüzüne döktüğünde, ruhları çoktan göçüp gitmiş ölü bulutların geride bıraktıkları tüm yük, yalnız ağaçların dallarına binerdi.

Onlar, bunca yüke rağmen şanslılardı aslında. Çünkü kış bitip de güneş yüzünü gösterdiğinde ölü bulutlar kavuşmaları gereken toprağa ulaşır, ağaçları huzurlu güzellikte yalnız bırakırlardı.

Ben asla onlar kadar şanslı olamamıştım. Senelerce sırtıma yüklenmiş ölü bulutlar, artık yavaş yavaş dallarımı kırmaya başlıyordu. Zaten zorla taşıdığım bu yük, beni ben yapan parçaları yavaş yavaş söküp alıyordu benden. Benim kışım sonsuzdu, ölümsüzdü. Her güzel şey, mutlu hissettirdiği kadar güzeldi. Benim kışım artık mutlu hissettirmiyordu.

Bavulumu toparlarken düşünceler de, aylardır toplamadığım çekmeceler misali karman çormandı beynimde. Giysilerimle beraber yüklerimi de tıkıştırıyordum bavula. Tek başıma atamayacağım kadar ağır olan bu yükler hep benimleydi, ağaçlar gibi rüzgârım ve güneşim yoktu benim. Yalnızdım.

"Destii! Cece gelmiş!"

Küçük kardeşimin sarsıcı sesiyle yaptığım işi bırakıp aynanın karşısına geçtim. Üzerimde artık yarış üniformam olmuş giysilerden bir takım vardı. Yırtık kısa bir kot şort, siyah dekolte bir bluz, siyah deri ceket ve yüksek topuklu siyah botlar. Diğer kızların aksine dalgalı siyah saçlarım ve siyah eyelinerım ile doğal görünüyordum.

"Bu akşam yarışa gitmek de nerden çıktı Destan?"

Selamsız sabahsız odama dalan Gece ile gözlerimi devirdim. O kadar uzun süredir beraberdik ki bazen benim bir kız olduğumu unuttuğunu düşünüyordum. "Paraya ihtiyacım var Gece."

Ayaz'la yarın sabah İzmir'e gidiyorduk ve plan için bize para lazımdı. Son sınıf bir tıp öğrencisinin kazanabileceği para, benim bu akşam kazanacağım paranın binde biri bile olamazdı, buna emindim. Bu işi kendi yöntemlerimle halletmem lazımdı.

"Daha 2 gün önce yarıştan iki tane araba kazandın Destan. Onların parası sana aylarca yeterdi. Siktiğimin milyarder hayatını yaşamıyoruz burada! O kadar parayı 2 günde nereye harcamış olabilirsin?"

Gece'nin boynundaki damar sinirden atmaya başlamış, kalın dudakları beyaz dişleri tarafından paramparça ediliyordu. Yeşil gözleri koyulaşmış, elleriyle darmadağın ettiği sarı-kumral saçları gözlerine dökülüyordu. Kızmıştı, kalbimi ellerini kullanmadan yok edecek kadar kızmıştı hem de.

RuhsuzHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin