Acı... Göğsümde çok derin bir acı vardı. Vurulmuş olmalıydım. Gördüklerimin başka bir açıklaması olamazdı. Vurulmuş olmayı diliyordum. Ölmeyi ve bir daha yaşamamayı...
"Hediyemizi beğendiniz mi?"
Ses... Hediye? Gökyüzü birden yarılıp içindeki tüm pisliği üzerime kusmuş gibiydi. Nefes almayı ne zaman bırakmıştım ve kulaklarım ne zamandan beri bu kadar şiddetli çınlıyordu? Bir insanın başı böylesine dönerken ayakta durabilmesi mümkün müydü? Tanrım midem bulanıyor ve kusmak istiyorum! Çığlık atmak ve buradan koşarak kaçmak istiyorum.
Jessica! Kendine gelmelisin!
Çip gördüklerim gerçek mi?
Evet Jessica. Sakin ol ve onlara ne kadar güçlü biri olduğunu göster. Seninle oyun oynuyorlar.
Derin... Çok derin bir nefesin ardından yüzümdeki tüm duyguları silip olabildiğince umarsız bir ifadeye büründüm. Ivan zeki bir adamdı ve gerçekten canımı yakmayı başarmıştı. Karşımda dizlerinin üzerine çökmeye zorladığı adam benim Berk'imdi... En azından eskiden benim olan adamdı. Yüzü kan içinde kalmış, gövdesinin farklı yerlerinde geniş çaplı morluklar oluşmuştu. Bana bakmıyordu. Çenesinden yere damlayan kanın düşüşünü izliyordu.
Tanrım!
"Bir CIA ajanını hediye olarak getirme sebebiniz nedir?"
"Sanırım tanıyamadınız efendim." dedi Ivan buz mavisi sinsi gözlerinin altından acımasızca gülerek. "Daha yakından bakmak ister misiniz?"
Gözlerimi devirdim. Bunu yapmak benim için fazlasıyla zor olmuştu.
"Beni onca uğraştırmanızın karşılığı kan revan içinde kalmış işe yaramaz bir adam mıydı yani? Kendini ne sanıyorsun? Ya da neyine güveniyorsun bilmiyorum ama canımı sıkmaya başladın Ivan!"
Onu şaşırtmayı başarmıştım. Yüzüne yerleştirdiği kusursuz gülümsemesine rağmen gözleri onu ele veriyordu. Bunun üzerine gitmek istiyordum ama şimdi değil. Canım bu kadar yanarken onunla oyun oynayarak kendimi yormayacaktım.
"Her neyse..." dedim umarsızca. "Toplantıyı daha sonra kendi gemimde yapacağım. Size haber veririm."
Ayağımı iki defa yere vurdum. Bunu yaptığımda küçük kapsülün hemen yanında tüm üssün sığabileceği büyüklükte bir bölme yerden yükselmeye başlamıştı. Gözlerimi doğrudan Ivan'ın gözlerine odaklayıp tüm öfkemi görmesi için ona izin verdim.
"Beni kandırabileceğini düşünmüş olman çok acınası sevgili Ivan. Ancak merak etme sana hala bir lider olarak saygım... Vardır herhalde." Ben bunları söylerken Manuel, Berk'i bölmeye taşımıştı. Onun kim olduğunu deli gibi merak ettiğine emindim ancak şimdi bunun sırası olmadığını biliyordu.
"Sonra görüşürüz." dedim bölmeye yukarı çıkması için emir vermeden hemen önce. "Bu arada... Zayıf sisteminize sızmak benim için bir zevkti. Bizi içeri aldığınız o küçük kapsülü seviyorsunuzdur umarım. Çünkü bundan sonra üsten çıkmak istediğinizde yalnızca onu kullanabileceksiniz."
...
Çip... Ne kadar zamandır dışarıdayım?
Kırk beş dakika oldu Jessica. İçeri girmelisin bedenine zarar veriyorsun. Hava eksi kırk iki derece.
Sonsuza dek devam ediyormuş gibi görünen beyaz manzarama bakmaya ve hiçbir şey düşünmeden durmaya devam ettim. Geçmiş bir türlü geçmiyordu. İçeride kan revan içinde sağlık bölmesinde yatıyor ve tedavi ediliyordu. Uyanmış mıydı? Ölmüş müydü? Bilmiyordum ve bilmek istemiyordum. Sanki bir kabustan uyanmıştım ve o kabus yüzünden en derine gömdüğüm şeyleri bir kere daha yaşıyordum.
