Bu bir mucizeydi.

Hayır! Bu Allah'ın bir lüfutuydu!

'Çok Şükür'

Hepsinin içinden geçen tek cümle buydu.

🇹🇷

"Nasıl oluyormuş lan!" Diyerek odadan içeriye girdi Barın. Salih gözlerini devirerek yorganın bir kısmını yumruklarının arasasında sıkıştırdı.

"Ceylanla çok dalga geçtim. Yemin ediyorum beddua etti bana! O yüzden bu hallerdeyim ben!" Diyerek dişlerini sıktı Salih. Daha hastanede -ayık olarak- iki gün bile geçirmemişti ki sinirinden ölmek üzereydi. Kerem ve Macit gülerek Barın'ın arkasından odaya girdiler.

"Valla kardeşim, alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste diye boşuna dememişler!" Dedi Macit kahkahalarının arasından. Bir süre Salih'le dalga geçmişlerdi. Ardından Salih dayanamamıştı.

"Abicim ben ne zaman çıkıcam ya!" Dediğinde odadakiler birbirlerine bakarak güldüler.

"Öyle hemen çıkmak yok Salihciğim en azın 3 hafta!" Diyerek odaya girdi Ceylan. Odada bir kahkaha tufanı koptuğunda Salih'in gözleri masum bir kedi gibi açılmıştı.

"Yapma Ceylancığım ya!"

Ceylan gülerek başını iki yana salladı. "Sen bana çektirdin, sıra bende Salihciğim!" dediğinde bir kahkaha tufanı daha koptu. Salih ise pikeyi kafasının üstüne kadar çekmişti. Kahkahalar durulduğunda Barın Ceylan'a baktı.

"Cezanı uzatacaksın," dediğinde Ceylan dişlerini sıkarak Barın'a baktı. Ardından gözleri hızla Salih'i buldu. Salih başındaki pikeyi indirmiş, kaşlarını çatarak Ceylan ve Barın'a bakıyordu.

"Ne cezası?" dediğinde Barın dudağını ısırarak koltukta yana doğru döndü. Salih'in bakışları Ceylan'a döndüğünde Ceylan, bakışlarıyla Barın'ı öldürmeye çalışıyor gibiydi.

"Ceylan?" dediğinde Ceylan derin bir nefes aldı ve Salih'e döndü.

"Evet?" dediğinde Salih tek kaşını kaldırdı.

"Ne cezası?" dediğinde Ceylan hızla Salih'in yanına gitti ve yastığını falan düzeltmeye başladı.

"Ne cezası olucak canım, Barın saçmalıyor," diye mırıldandı. Salih tabiiki de inanmadı. Tam bir şeyler daha söyleyecekti ki, Ceylan hızla saatine bir bakış attı ve Salih'e döndü.

"Şimdi acilen çıkmam gerekiyor. İyi olduğunu da gördüm, turp gibisin maşallah. Sonra yine uğrarım, haydi Allah'a emanet!" dedi ve hızla odadan çıktı.

Ceylan ışık hızında Tugay'a döndüğünde askerlere verdiği zamanın dolmasına 45 saniye kalmıştı. İçinden mükemmel zamanlama diye geçirdi ve talim alanına doğru ilerledi. Tugay'dan çıkışının yasak olması, onun çıkamayacağı anlamına gelmiyordu. Hiçbir zaman emirleri çiğneyen bir asker olmamıştı. Ancak söz konusu olan şey kardeşinin canıydı! Bu yüzden bütün dünya karşısında olsa, yine yapardı! Tabii yakalandığı zaman cezasının artacağını, hatta arttığını biliyordu. İki gün önce hastanedeyken, o acı anları yaşadıklarında hiçkimse Ceylan'ın varlığını fark etmemişti. Tabii daha sonrasına Salih'in geri dönmesinin mutluluğuyla herkes gerçek dünyaya dönmüş ve Ceylan'da orda bulunması nedeniyle cezayı yemişti. Albay ve Yarbay böyle olacağını zaten biliyorlardı. Ancak üstlerinden gelen emirle görev yasağını vermek zorundalardı. Ceylan'ın umrunda bile değildi. Önemli olan Salih'in iyileşmesiydi.

Askerler koşuşturarak önünde bittiklerinde Ceylan kaşlarını çatarak saatine baktı.

"Tamı tamına yedi saniye geciktiniz!" dediğinde karşısındaki Er'ler şok olmuş gözlerle Komutan'larına baktılar. Hiçbirisinin ağzını açmaya cesareti yoktu. Zaten içlerinden ikisi daha önce Ceylan'a yanlış yapmışlar ve bedelini ağır ödemişlerdi! Bu yüzden özellikle o ikisi asla ama asla konuşmuyor, sadece onlara verilen görevleri yapıyorlardı. Ancak her yerde olur ya, bir deli de burada vardı. Ağzının ayarı olmayan, saf ve masum bir..

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!