35.Bölüm

4.8K 332 125

"Abi, Salih!"

Aslan ve Ceylan koşarak hastaneden içeriye girmişlerdi. İki haftadır çektikleri eziyeti, bir kendileri bir de Yüce Allah bilirdi! Ölecek korkusuyla ömürlerinden ömürler gitmişti. Şimdi ise içerideki doktorlar Salih'in duran kalbini geri getirmeye çalışıyorlardı.

'Lütfen Allah'ım! Onun canını bize bağışla!' Ceylan içinden yakarırcasına dua etti. Bir silah arkadaşını daha kaybetmeye hazır değildi. Hele Ekibin neşesi olan Salih'i kaybetmeye hiçbirisi hazır değildi!

Hepsi gözlerinde yaşlarla camdan içeriye bakıyordu. Ayça bile yanlarındaydı. Her gün inatla hastaneye gelmişti.

"Salih! Sakın bırakma kendini!" Diye bağırdı Ceylan.

Monitördaki düz çizgi, dışarıdaki herkesin kalbini durdurmuştu.

Hayır!

Ölemezdi!

Hayır!

Doktorlar ellerini Salih'in üzerinden çektiğinde herkes içeriye doğru hareketlenmişti.

"SALİİH!"

"Hayır, hayır! ÖLEMEZSİN KARDEŞİM!"

Heryerden bir bağırış vardı. Doktorlardan birisi dışarıya çıktığında Ceylan yakasına yapıştı adamın.

"Niye bıraktınız! DEVAM EDİN! O ÖLMEYECEK! DEVAM ET LAN!" Diye çığlık çığlığa bağırırken, onu tutan kimse yoktu. Barın koşarak içeriye girmiş, örtüyü başına örtmek üzere olan doktoru sinirle itmişti.

"Salih! Kardeşim, böyle gidemezsin!" Barın ellerini Salih'in göğsüne koymuş, bir yandan vuruyor bir yandan bağırıyordu. Ceylan doktorun yakasından ellerini çekmiş, yere oturmuştu. Kerem donakalmıştı. Macit doktoru hırpalıyordu. Yarbay'ın gözü kızını bile görmüyordu. O da Barın'ın yanına girmiş, bomboş gözlerle Salih'e bakıyordu. Serin kendi acısını unutmuş, Çiçek'i sakinleştirmeye çalışıyordu.

"HAYIR!" Diyerek bir bağırış yükseldi. Böyle bitemezdi! Böyle gidemezdi Salih!

"Uyan kardeşim! Sana ihtiyacımız var!"

Ve hastaneyi bir şehit kokusu sarmıştı. 

Dışarıdaki insanlar bile bu sahneden etkilenmiş, orada yatan Asker için göz yaşı döküyorlardı.

"DEVAM ET LAN!" Diye gürledi Macit doktora doğru. Doktor ise başı yere eğik, hiçbir şey yapmıyordu. Macit'in onu sarsması bile önemli değildi. Türk'ün Askeri ellerinde can vermişti. Doktor bunun acısını en derininde yaşıyordu.

"Salih! Salih lütfen ölme! Daha benim sana bir can borcum var! Lütfen ölme Salih!" Kimse Çiçek'in oraya ne zaman, nasıl geldiğini anlayamamıştı. Barın'ı itti ve Salih'in boynuna sarıldı.

"Böyle gidemezsin! Bö-böyle ölemezsin!" Diye yakardı Çiçek. Gözyaşlarından birisi Salih'in tam kalbinin üzerine düştü. Buz tutmuş bedenine bir can vermiş gibiydi.

Ve o anda monitörden bir ses geldi.

Kalp atışı..

"İnşallah o borcu asla ödemezsin Tavşancık."

"Salih!" Çiçek hızla kafasını kaldırarak Salih'e baktı. Genç adam ise ona gülümsüyordu.

"LAN!" Diyerek bağırdı Barın ve adama sarıldı. Salih gülerek odadakilere baktı. Hepsi buradaydı, dostları...

"Ne, böyle kolay gideceğimi zannetmiyordunuz değil mi? Yani evet bir ara dedim aman Salih, boşver oğlum ne güzel Şehit oluyorsun ama işte birileri beni çok çağırdı," diyerek güldü. Odada kimse kendisine gelebilmiş değildi. Doktorlar şok olmuşlardı. Kalbi duralı yaklaşık bir dakika oluyordu ve böyle bir durumla daha önce karşılaşmamışlardı.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!