Bölüm 23: Aydınlıktan Karanlığa

17 3 1

Keanexl, gece olduğu gibi harekete geçmişti. İşçilerin verdiği bir moladan yararlanmış ve ihtişamlı sarayın içine sızmayı başarmıştı, Masline'in ona söylediği şeyleri hatırlamış ve yarım saat boyunca hem işçileri hem de sarayı oldukça dikkatli bir şekilde incelemişti. Düşündüğüne göre, sarayın sağ tarafında yapılan yeni odalardan birine girmesi ona daha az tehlikeli bir başlangıç sağlayacaktı. Ondan sonraysa kütüphaneyi bulmak fazlasıyla zor olacaktı. İsyanın tüm gücüyle esip gürlediği bu günlerde, sarayın ve kraliyet ailesinin yanında olacak askerlerin sayısının tahmin bile edemiyordu. İşçilerin etleri yemeye başladıklarını ve içkilerini yudumlarını gördüğü gibi odalardan birine sızdı, lakin ilerleyemiyordu. Sarayın bu kısımlarında düşündüğünden bile fazla asker vardı. Elflerin güçlü duyulara sahip olduğunu da anımsayan Keanexl, nasıl bir yol izlemesi gerektiğini düşünüyordu. Elf Komutanı, ona isyancıların sahip olduğu cüce icadı topları yıkması karşılığında istediği her şeyi verebilirdi, fakat Keanexl yine de kütüphaneye girebileceklerinden emin olmadığı için, kararını sürdürmüştü. Zaten zorunda kalmadıkça isyanla ilgili hiçbir şeye karışmak istemiyordu. Başındaki görev fazlasıyla yeterdi.

Sarayın, halen yapım aşamasında olan odalarından bir dhuvt gibi sessizce geçerken, düşüncelerine devam ediyordu. Elf mimarisi hakkında az da olsa bilgiliydi ve saray kütüphanesinin elf kralının odasına oldukça yakın bir yerde olduğunu düşünüyordu. Kralın odasınında en fazla askerin bulunduğu yerde olması gerekiyordu. Keanexl'ın burnu yeni boyanmış duvarlardaki kokulara alışmışken, burnuna yoğun bir içki kokusu geldi. Koridorda çömelmiş bir şekilde yürüyordu ve kafasını hızla kokuya doğru çevirdi. Bir elf askeri, elinde bir şişe içkiyle uyuya kalmıştı. İçki şişeden dökülmüş, ahşap zeminin içine işlemişti. Keanexl, askeri sessiz bir yere çekip kütüphane hakkında bilgi alabileceği fikrine kapıldı birkaç saniyeliğine ama hem askerin sarhoş oluşu, hem de çıkarabileceği çok küçük bir sesin bile, Yüce Ağaç'ı arama görevine kesin bir son verebileceğini anladı.

Askeri umursamadan yoluna devam etti. Koridorda ilerledikçe odalardan sesler gelmeye başlamıştı. Keanexl sesleri dinlemeye başladı. Odalardan birinde askerler, Pelebron Kıtasında çok popüler bir kart oyununu oynuyor gibiydiler, diğerindeyse iki asker, ülkenin ve kıtanın durumu hakkında tartışıyorlardı.

"Cüceler, ne zaman yeraltından çıkma lütfunu bahşedecek?"

"O piçlerin bize savaşta yardım edeceğini mi düşünüyorsun? Yolladıkları iki bin kişilik ordu şimdiden telef oldu bile. Gerizekalıların, demir dövmekten başka bildikleri bir şey yok."

"Gizemli bir alet icat ettikleri söyleniyor."

"Bruma denen cüce öldüğünden beri, cücelerin hiçbir şey icat ettiğini duymadım. Bu ge-"

Keanexl, koridorun ilerisindeki odalardan birinin açıldığını gördü. Koridorda her yirmi metre boyunca sadece üç mumluk vardı ve Keanexl çoktan, karanlığın içine gömülmüştü. Elf askerlerinden biri, odadan çıkıp, sarayın iç kısımlarına doğru yola koyulmuştu. Keanexl, hızla yürümeye başladı. Yavaş ve dikkatli bir şekilde adamın açık bıraktığı kapıdan içeri baktı. İçerisi mumlar sayesinde aydınlatılmıştı ve kimse yoktu. Keanexl, vakit kaybetmeden yoluna devam etti. Koridor gittikçe genişliyordu. Keanexl, bir salona doğru ilerlediğini düşünmeye başlamıştı.

Koridor tamamen genişlediğinde, karşısına büyük bir salon çıktı. Kralın eğlencelerini burada yaptığını rahatlıkla söyleyebilirdi. Etrafta, mükemmel şekilde tasarlanmış, Elf Diyarı'nın en değerleri ağacından yapılmış ve göz kamaştırıcı cevherlerle süslenmiş masalar vardı. Masaların olmadığı sağ kısımda ise dans etmek için genişçe bir alan vardı. Duvarlarda en iyi boyalarla çizilmiş resimler, yerde ise ince ince dokunmuş halılar vardı. İçerisinin hala aydınlık olması Keanexl'a birilerinin burada olduğunu kolayca anlatmıştı. Keanexl birkaç saniye salona bakınca, az önce gördüğü elfin, birkaç arkadaşıyla birlikte, salonun en solundaki masalardan birinde oturup, içki eşliğinde oyun oynadıklarını fark etti.

Keanexl, olabildiğince sessiz bir şekilde, salonun orta kısmından ilerlemeye başladı. Ahşap masaların arkasına saklana saklana, ölüm sessizliği ile yürüyordu. Karşısındaki koridora kendini atmayı başarmıştı. Kütüphaneye yaklaştığını hissedebiliyordu. Tabi hislerinin doğru olup olmadığından emin değildi. Koridorda ilerlerken sağındaki ve solundaki duvarlarda kapılar olduğunu fark etti. Bu sarayda düşündüğünden fazla oda vardı. Sağındaki kapılardan biri aniden açıldı. Keanexl çok kısa bir anda çok doğru bir karar vermeyi başarmıştı. Dışarı doğru açılan kapının arkasına süzülüp, yakalanmaktan kurtulmuştu.

Kapının arkasında nefes bile almadan beklemeye başladı ancak kısa bir süre içinde nefes almaya başladı çünkü biri kapıyı çekip, hızla Keanexl'ın üstüne itmişti. Keanexl, olabildiğince az ses çıkarmaya çalışsa da başarısız olmuştu. Kapının içinden yaralarla ve yanıklarla dolu, koyu renkte bir el ona uzanmış ve ince boynunu kavramıştı. Keanexl nefes almamaya başlamıştı. Bilinci git gide kapanıyordu ve beyni açık olduğu son saniyelerde, ona geçmişin gölgelerinde kalmış gerçeklikleri yansıtıyordu.

Ablasını hatırlıyordu. Onu tam yedi yıldır görmemişti. Zaten önceden de pek gördüğü söylenemezdi. Handaki ilginç grup, ona dışarı çıkıp yürümeye başladıklarından beri beş metreden fazla yaklaşmamıştı. Zaten dar olan Gurnak Dağı'nın içinde yapılmış bu koca şehirde, yolların hiçbiri geniş değildi ve Keanexl, adamların -ya da her neyse- neden ondan o kadar uzakta durup duvarlara sürtüne sürtüne ilerlediğini oldukça merak etmişti. İçlerinden birinin ona yarım saat önce iğrenç bir sesle, "Ablan seni görmek istiyor," demesinin ardından, Keanexl masaya birkaç bakır atmış ve hızla yola koyulmuştu. Ablasının burada ne yaptığını biliyordu. Haberi almış olmalıydı. Keanexl birkaç saniyeliğine de olsa Razal'ın gücünden korkmaya başladı çünkü öğrendiklerine göre Razal çoktan Cüceler Diyarı'ndan ayrılmıştı. Ablası gibi güçlü ve nüfuzlu bir insanın Razal'ı durduramaması onu oldukça umutsuz bırakmıştı. İntikam, evet tek düşündüğü buydu. Gece siyahı hançerlerini Razal'ın çirkin suratına saplayıp, kanların hançerin üzerinde tek çizgi bir şekilde ilerleyip ve sonunda Brotah'ın gücüne dayanamayıp damlalar halinde yere düşüşünü izlemek istiyordu. "İntikam," diye düşündü. "Acaba diğer ırklar da bu duyguyu bu kadar benimsemiş miydi? Yoksa insanlara özgü bir şey mi?"

Yüce Ağaç: ArayışBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!