33.Bölüm

4.6K 369 121

Türküyü * işaretin olduğu yerde açmalısınız.

🇹🇷

Salih kaskatı olan eliyle Çiçek'in elini tuttu ve hızla onu arkasına aldı. Bedenini, kıza siper ederken ayakta durmak için bütün gücünü kullanıyordu.

"Nasıl kaçtın!" Diye sinirle tısladı Salih. Çiçek, adamın ses tonunda öyle korktu ki. Bu Salih'in Çapkın'la uzaktan yakından alakası yoktu. Sansar etrafına dikkatlice baktı, aslında tedirginliği adamın yaralı olduğunu gördüğü anda yok olmuştu ama yine de Türk Askeri'nin gücünü artık biliyordu. İki elleri kanda bile olsa, vatanları ve vatandaşları için her şeyi yaparlardı. Bu yüzden Sansar dikkatli olmak zorundaydı.

"Benüm içün cok da zor olmadı sarı cocuk," diyerek Salih'e doğru bir adım attı. Bununla beraber Salih'te Çiçek'in önüne doğru biraz daha kaydı. İçeriye girerken beline koyduğu bıçağına yavaşça elini kaydırdı.

"Sizin şu asgerler," diyerek derin bir nefes aldı Sansar. Etrafını iyice süzdü ve bakışlarını Salih'in omzunun üzerine sabitledi. "Pek bi dekkatsizler. Onları atlatmak heç zor olmadı," dedi ve Salih'e baktı.

"Artık kaçacak yerin yok!" Dedi Salih tek solukta. Sansar ise güldü.

"Arkandaki gızı mı goruyacaksın yoksam gendi canını mı?" Dedi ve silahını Salih'e doğrulttu. Salih dişlerini sıkarak sırtını biraz daha dikleştirdi. Çiçek'in canı uğruna kendi canını seve seve verirdi, ancak kızın o öldükten sonra da güvende olacağından emin olmalıydı.

"Onun saçının tek bir teline bile zarar gelmeyecek zaten. Asıl soru şu Sansar, sen kendi canını benim gazabımdan nasıl koruyacaksın?" Salih'in namını Sansar'da duymuştu. Açıkcası en salağın o olduğunu düşünüyordu, ancak şu anda karşısında dikilen bu yaralı adam en sağlam askerden bile daha dinç duruyordu.

"Bena hiçbir şey edemezsün."

"Yani anlayamadığım şey sana bu özgüven nereden geliyor Sansarcığım?" Salih'in alaylı ses tonunun altında tehlikeli şeyler yatıyordu.

"Çünkü ben şimdi bureda ölsem bilen, değüşen hiçbir şey olmeyecak," dediğinde Salih tek kaşını kaldırdı. Arkasında kızın titrediğini hissediyordu. Ancak şu an onu rahatlatamazdı.

"Bir tane şerefsizden kurtulacağız işte Sansarcığım, daha ne isteyelim?"

"Bena bak asger! Şu an güç bende! Seni her an vurup, gızla beraber buradan gidebülürüm!" dedi Sansar dişlerinin arasından. Salih ise sadece güldü.

"O zaman neden hala yapmıyorsun Sansar? Seni durduran şey ne?" diye fısıldadı Salih. Sansar hızla silahı kaldırdığında Salih'de aynı anda bıçağını kavramıştı.

Ne olduysa o anda olmuştu, arkadan birisi Sansar'ın üzerine atlamış ve silahı yere düşürmüştü. Salih'te direk Çiçek'i kapmış ve kolonun arasına sokmuş, kendisini de kıza siper etmişti. Gelen kişiyi göremiyordu ancak Sansar'ın üzerine atladığında göre onlardan birisi olmalıydı.

"İşte bu sefer seni elimden hiçkimse almayacak Sansar!" Salih gürlemeyi duyar duymaz, kastığı bedenini gevşetti ve dudaklarında bir gülümseme peyda oldu. Dağ Ceylanı gelmişti işte..

Ceylan Sansar'ın üzerine atladığı gibi adamı da kendisiyle birlikte yere düşürdü. Yerde iki üç tur yuvarlandıktan sonra hızlıca üste çıktı ve tek eliyle boğazını sıkarken diğer eliyle yumruklarını suratına geçirdi.

* "Sana kim benim kardeşime silah tutma hakkını verdi lan!" diye bağırdı Ceylan ve bir yumruk daha attı. Adamın zaten kırık olan burnundan kanlar fışkırmaya başladıysa bile, Ceylan durmadı. Aksine daha da sinirlendi. Sansar o tetiğe basmak üzereydi. Salih' öldürmek üzereydi! Ceylan bunu düşündükçe sinirleniyor ve daha sert vuruyordu. Ceylan, şerefsizi istediği kıvama getirdiğine emin olduktan sonra yavaşça üzerinden kalktı. Salih'e baktığında, yorgun gözlerinin yanı sıra dudaklarındaki gülümsemede takılı kalmıştı.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!