32.Bölüm

4.7K 320 101

Ceylan derin bir nefes aldı ve etrafta gözlerini gezdirdi. Ev yıkılmış, harabeye dönmüştü. İçeride birisi var mıydı bilmiyorlardı, ki olsa bile çoktan ölmüş olmalıydı. Ellerinde sadece bıçaklarla kalakalmışlardı. Ne telsizleri vardı ne de başka bir şeyleri. Diğerlerini bulmak zorundalardı.

"Kerem," diyerek yanındaki adama seslendi Ceylan. Kerem, Komutanına doğru döndü.

"Buyrun Komutanım," dediğinde Ceylan ilerideki ağaçların o tarafa doğru baktı.

"Diğerlerini bulmamız lazım," dediğinde Kerem başını salladı.

"Mağarada Çiçek'i saklıyorlar Komutanım. Macit, Salih'in yarasıyla ilgilenmiştir. Bizden daha güvende olduklarına kalıbımı basarım," dediğinde Ceylan başını sallamıştı ancak içindeki o huzursuz his bir türlü geçmiyordu. Ceylan kendisine doğru yaklaşan Aslan'ı görmesiyle gözlerini adamın gözlerine dikti. Aslan kadının yanına geldiğinde bir kaç saniye sadece baktı. Ardıdan eliyle kadının koluna dokundu.

"İyi misin?" Dediğinde Ceylan şaşkınca adama baktı.

"İyiyim Komutanım," diyerek net bir cevap verdiğinde Aslan derin bir nefes aldı.

"Komutanın olarak içimi rahatlatmak için söylemiyorsun değil mi?" Dediğinde Ceylan'ın dudakları seğredi. Ardından başını iki yana salladı. O sırada sinirli bir bağırış duymalarıyla beraber ikisi de kenarda tartışan Barın ve Ayça'ya döndüler. Aslan kaşlarını çatarak Barın'ı süzdü. Ceylan ise Ayça'ya bakıyordu. Kız çileden çıkmış gibiydi. Ayça gibi sakin bir kadını da, anca Barın gibi deli bir adam delirtebilirdi. Ceylan ikiliye gözlerini devirdiğinde Aslan tek kaşı kalkmış hala ikisine bakıyordu.

"Bunların alıp veremediği şey ne?" Diye sordu Aslan Ceylan'a doğru, gözleri hala ikilinin üzerindeyken. Ceylan ise başını iki yana sallayarak omuz silkti.

Aslan bunun üzerine başını salladı ve arkasını dönmeden önce Ceylan'a emir verdi.

"Söyle şunlara seslerini kessinler." Ceylan güldü ve ikiliye baktı. Köprünün iki ucundaki keçiler gibi görünüyorlardı. Birbirlerine resmen nefretle bakıyorlardı ki Ceylan asla bu bakışların arasına girmek istemiyordu.

🇹🇷

Salih yarasının acısıyla dişlerini sıktı ancak Çiçek'e hiçbir şey çaktırmamaya çalıştı.

"Sen de ne korkak çıktın kızım. Altı üstü patlama ne olacak!" dediğinde Çiçek'in ona inanamaz gözlerle baktığını gördü. Ardından söyledikleri kafasında çınladığında dudaklarını ısırdı.

"Yani demeye çalıştığım şey onlar asker, bu ve bunun gibi şeyler için eğitildiler. Hiçbir şey olmaz," dediğinde Çiçek adamı süzdü. Çapkın lakaplı bu adamı biliyordu. Asla ciddi olmayan, her şeyi alaya alan ve kızların içine düşen Salih. Genç adam ise içindeki korkuyu Çiçek'e yansıtmamaya çalışıyordu.

"Ya sen?" dedi Çiçek mırıltıyla. Salih başta kızın ne demek istediğini anlayamadı. Jeton düştüğünde ise Salih'in suratında egoist bir gülüş oluştu.

"Ben aralarında en iyisiyim!" dediğinde Çiçek gözlerini devirdi. Ardından elindeki yarasına tuttuğu bezi çok hafif oynattı.

"O yüzden mi yaralısın?" Salih ağzını açtı ancak hiçbir şey söyleyemedi. Ardından durumu toparlamak için konuşmaya başladı.

"Yani, ben hepsini korumak için yaptım bunu. Yoksa o adamların karnını deşer, böbreklerini kendi ellerimle-" Salih kızın ona bakışlarını gördüğü gibi sustu.

"Yani şey, böbreklerinde sorun varsa ben halledebilirim tabii," demesiyle Çiçek yutkundu. Salih içinden kendine küfür etti. Toparlamaya çalıştıkça batırıyor, kızı da korkutuyordu. Bakışları kızın yüzüne kaydığında morarmak üzere olan yarayı gördü. Nasıl kıyıp da vurmuşlardı! Salih sinirin bütün bedenini ele geçirdiğini anladığında kafasını dağıtmak için dalgayla konuştu.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!