Another Day, Another Trial

347 23 2
                                    

"Catlyn, inanamıyorum. Elimi tuttu!!"

Catlyn'in yatağının üzerinde yarım saattir zıplıyordum. İlk başlarda bana trip atmıştı ama son on dakikadır yumuşamıştı.

Nash, elimi tutup beni kaldırdıktan sonra "Bir şey değil," diye mırıldanıp gideceği yere gitmişti. Bende koşarak Catlyn'nin evine...

Catlyn'den başka bir kaç arkadaşım daha vardı ama en yakını Catlyn'di. O, hiç olmayan kardeşim gibiydi. Pekala, bir abim vardı fakat onunla hiç bir zaman Nash - Skylyn ilişkisi kurmamıştık.

Şu an New York'ta önemli bir şirketin ceo'su iken, ben burada hayranı olduğum ünlüyü kendime aşık etmeye çalışıyordum. Annem, bunu her kavgamızda yüzüme vurmaktan çekinmezdi ama değişemezdim, ben böyleyim.

"Ee yarın ne olacak peki?"

Catlyn'in bu sorusu karşısında yatakta bağdaş kurup, derin bir nefes aldım.

"Yine gideceğim ve bu sefer beni hatırlayacak gör bak."

Catlyn'in yüzü asılmıştı. Buna inanmıyordu, biliyorum ama bir Belieber olarak inanmak ve asla asla dememek benim özümde vardı.

"Bak... Eğer hatırlamazsa-"

"Hatırlayacak!"

"Sözümü kesme, ahmak! Bir fikrim var ve yarın eğer seni hatırlamazsa ki bu muhtemel, dediğimi yapacaksın."

Bir cevap beklercesine tek kaşını kaldırınca, nefesimi vererek "Tamam. Anlat..," dedim...

♧♧♧

Ertesi gün saat 8:30'da Nash'in evinin önünde yerimi aldım. Mini kot şort, yeşil vans, yeşil salaş bir atlet giymiştim.

Güneş, gözlerimin açılmasına izin vermeyince güneş gözlüğümü taktım ve kulaklığımı kulaklarıma geçirip kendimi müziğin akışına bıraktım.

Jack and Jack - Paradise...

Bu şarkıyı 14. tekrarımda Nash'i kapıdan çıkarken gördüm ve titreyen ellerimle kulaklıklarımı cebime tıktım.

Tanrım, lütfen beni tanıyor olsun. Lütfen Catlyn'in planını uygulamak zorunda kalmak istemiyorum.

Kafamı yerken hafifçe kaldırdığımda bu sefer benim bulunduğum yöne geliyordu, neyse ki.

Telefonumu kulağıma götürüp, ilgisini çekmek için bir kahkaha patlattım. Bana baktığında kalp atışlarım normalinden 8 kat daha fazla atmaya başladı.

Bana bakıyordu...

Işık hızıyla geçen bir kaç saniye'den sonra tekrar kafasını yere eğdi ve yürümeye başladı.

Evet, hayal ettiğim gibi olmamıştı. O bana iyi olup olmadığımı soracak, ben iyi olduğumu söylecektim ve daha sonra beraber kahve içmeye gidecektik. Kahve, konusunda emin değildim. Ne? Ben ice tea insanıyım.

Catlyn'in planını uygulamaktan başka çarem yoktu.

Yapmalıydım... Yapmalıydım...

Hadi ama, Bethany! Alt tarafı Nash'e her günkü gibi çarpıp, cebine telefonunu atacaksın.

Görende bir orjinal vampiri öldüreceğim sanar.

Pekala, her gün ona çarpıyordum ama Catlyn'in fikri ilk başta zor ve saçma gelsede şu an bunu yapmaktan başka yol göremiyordum.

Telefonumla uğraşıyormuş gibi yapıp, bende yürümeye başladım. Kalp atışlarım, beni korkutuyordu. Sanki, kalbim vücudumdan çıkacakmış gibiydi.

Yutkundum. Ve işte o an geldi. Kolum, onun koluna çarptığında, sanki elektirik çarpmışcasına titredim. Elimde tuttuğum telefonumu, çarptığımda sweetshirt'ünün cebine koydum.

Sweetshirt giymesi benim iyiliğime olmuştu. Normal bir t-shirt veya her zaman ki salaş atletlerinden giyseydi kaprisinin cebine telefonumu koyacağım derken % 100 sapık damgası yerdim.

Nash, durduğunda sanki festival varmışcasına çarpıyordu kalbim. Kesin tanımıştı, kesin! Beynim ise sevinmek için daha çok erken olduğunu söyleyip, sevincimi kursağımda bırakıyordu.

"Ü-üzgünüm," dedim beni duyabileceği bir ses tonuyla. Mavi, mükkemmel, gözleri ile beni süzdü ve bıkmışçasına "Sorun değil," dedi ve yoluna devam etti...

En azından 'sorun değil' dedi...

Catlyn'i arayıp cool bir şekilde "Mişın kompleyt," dedim. Bunu derken sanki kendimi Inception'daymışımda bir rüyanın içine girip, çıkmış gibi hissediyordum. Ne? Benim için bu ondanda zordu.

♧♧♧

Twix'imin birini Catlyn'e verdim ve Catlyn'in yatağına uzanıp Twix'imin keyfini çıkarttım.

"Ee ne zaman mesaj atacaksın?"

"Bilmiyorum," diye mırıldandım Catlyn bir cevap beklermiş gibi bana bakınca. "Dur, bir saniye. Ben nasıl mesaj atacağım? Telefonum onda!"

Gözlerini deviren Catyln, kendi telefonunu bana fırlatıp "Zaten amacında kendi telefonunu ona vermek değil miydi?" diye söylendi.

Yatakta doğruldum ve derin bir nefes alıp mesajlar bölümüne girip kendime mesaj attım. Yani Nash'e.

Nash Grier? Galiba telefonum sende? xx

Fazla mı ezik oldu bu? Tanrım, ne yazmalıyım ki bundan başka. Gözlerimi kapatıp, mesajı yolladım.

Dakikalar, saniyeler geçtikçe kalbim daha fazla çarpıyordu. Heyecanlanınca karnı ağrıyan biri olarakta karnımın ağrısını tarif edemiyordum.

15 dakika 23 saniye sonra mesaj sesi geldi. Catyln'de benimle aynı anda çığlık atınca az daha telefonu elimden düşürüyordum.

"Catlyn, ölüyorum!"

■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■

Görüşlerinizi çok merak ediyoruuum. Yine bir kaç vote ve yorumdan sonra yeni bölüm gelir :D

50 First DatesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin