31.Bölüm

5.3K 353 54

Albay'ın elleri titredi. Telefon parmaklarının uçlarında asılı kaldı. Konuşamadı...

"Sa-salih!" Diye fısıldadı. Hawar dilini dişlerinin üzerinde gezdirdi ve güldü.

"Ee asker efendi. Ne diyorsun? Hala yok mu Sansar?" Dediğinde Albay dişlerini sıktı.

"Eğer ki, birine bile birşey olursa, ölümün ellerimden olur!" Diye tısladı ve telefonu duvara fırlattı. Titreyen ellerini masanın üzerine koydu ve yanındaki askere döndü.

"Getirin şu iti!"

🇹🇷

Aslan öne doğru atıldı ancak ipler hareket etmesini engelliyordu.

"SALİH!" Diye bağırdığında, Salih titrek bir nefes çekerek gözlerini karnına çevirdi. Herhangi bir şey hissetmiyordu. Adrenalinden miydi acaba?

"Hissetmiyorum Komutanım," dediğinde Macit, Salih'i görmeye çalışıyordu ancak önlerinde duran Hawar buna izin vermiyordu.

"Onu vurmadım ama bunu onların bilmesine gerek yok değil mi?" Dedi ve gülerek arkasını döndü. Herkes derin bir nefes alırken Aslan Ceylan'a döndü. Ona doğru eğildiğinde Ceylan'da adama yaklaştı.

"Yanında mı?" Dediğinde Ceylan Hawar'a kısa bir bakış attı ve başını salladı.

"Nerde?" Dediğinde Ceylan göz ucuyla belini gösterdi. Aslan başını salladı ve ipleri çekiştirerek Ceylan'a yaklaştı. Hawar ileride bi adamla konuşuyordu. Ceylan biraz daha dikleşti ve kalçasını demirlere yaklaştırdı. Aslan kadının beline uzanmaya çalışıyordu. O sırada Hawar arkasına döndüğünde Ceylan hızla omzuyla, Aslan'ı dürttü. Adam hızla elini geri çekti ve kadının elini tuttu. Hawar kaşlarını çatarak onlara doğru geldi.

"Ne yapıyorsunuz lan siz?" Dediğinde Aslan dişlerini sıktı. Hawar arkalarına baktığında birleşmiş ellerini gördü.

"Azıcık birbirinizden uzak duramıyor musunuz?" Diyerek gözlerini devirdi ve Aslan'a bi tekme atarak adamın yanına döndü. Aslan tepki vermedi ancak bunların hepsini yazıyordu. Birazdan bu adama öyle şeyler yaşatacaktı ki, doğduğu güne pişman edecekti onu!

"Acele edin Komutanım," dedi Ceylan hızla. Aslan başını salladı ve ellerini ayırarak kadının beline doğru uzandı. Nihayet soğuk metali hissettiğinde onu parmaklarının arasına sıkıştırdı ve kadının bileğindeki ipleri çözmeye başladı. Kimse fark etmesin diye resmen vücutları birbirine yapışmıştı. Ceylan'ın elleri serbest kaldığında kadın hızla Aslan'ın elinden bıçağı aldı ve sırtını göğsüne yaslayarak arkadan adamın ellerini çözmeye çalıştı. Aslan'ın da elleri çözüldüğünde bıçağı tekrar Aslan aldı ve çaktırmadan yanındaki Barın'ın eline bıraktı. Diğerleri ellerini çözerken, Hawar evin içine girmişti. Ceylan hızla yerinden kalktı ve Salih'in yanına gitti. Salih'in bileklerini çözdü ve adamı hızlıca kaldırdı. O sıradan Barın, Ayça'yı uyandırmaya çalışıyordu. Ayça başındaki ağrıyla gözlerini açmıştı. Barın kadını hızla yattığı yerden kaldırmış ve diğerlerine dönmüştü. Dışarıda şu anlık kimsenin olmamasından dolayı bu kadar rahat davranıyorlardı. Yaklaşık yetmiş metre ileride nöbet tutan adamın ise sırtı onlara dönüktü. Macit hızla Salih'in yarasını kontrol etti. Kerem ise kapıyı gözetliyordu.

"Komutanım! Benimle zaman kaybetmeyin, ben ayağınıza bağ olurum. Beni bırakın, siz gidin," dedi Salih tek nefeste. Ancak başını kaldırdığında Aslan ona öyle bir bakıyordu ki, Salih dilimi kesselerdi de demeyeydim diye düşündü.

"Seni bi bırakırım, aklın hayalin şaşar Salih!" Diye tısladı adam. Ceylan da Salih'e ters ters bakıyordu. Aslan kaşlarını çatarak bu sefer Ayça'ya döndü.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!