Bölüm 22: Düşünce ve Karar

19 1 0
                                                  

Keanexl önce Rhelaf'ı hatırladı. Bu yaşlı elf ona oldukça büyük bir yardımda bulunmuştu. Çok kısa bir süre önce borcunu ödese de bu göçmüş ihtiyara hala borçlu hissediyordu. Bu his sürerken anılarında dolaşmaya devam etti. Cüce Diyarına doğru yola koyulduğu gece geldi birden gözünün önüne. Razaldan intikamını almak için çıkmıştı bu yola. Tam sekiz yıl geçmişti ancak anıları oldukça netti.

Keanexl, hızını hiç kesmeden Cüce Diyarına doğru ilerliyordu. Elf Diyarında adını bile bilmediği bir şehre uğramış ve elindeki son parasını hızlı bir at almak için kullanmıştı.

Elf diyarından, yaklaşık on üç günlük bir yolculuk sonunda ayrılmıştı. Elf diyarı oldukça büyüktü ancak Keanexl'ın hiç hız kesmeden ilerlemesi onun bu kadar kısa bir sürede Cüceler Diyarına ulaşmasını sağlamıştı.

Razal'ın nerede olduğunu bulmalıydı ancak nereden başlayacağını bilemiyordu. Öfkesi halen dinmemişti ve intikamını alması gerekiyordu.

Birkaç yan kesiciye gereken göz dağını verdiğinde, Razal'ın Cüceler Diyarı'ndan ayrıldığını öğrenmişti. Başlangıçta bunu hazmedemese ve Razal'ın peşinden gitmek istese de Razal'ı nerede olduğunu bilmemesi onu frenlemişti. Razal'ın Cüceler Diyarı'nın başkentinde, ki bu büyük şehir bir dağın içindedir, olduğu haberiyle çıktığı bu yolculukta tamamen kaybolmuştu.

Ne yapacağını bilemeyince biraz düşünmek için, Tagzandur Hanı'na girmişti. Handaki en büyük masaya oturmuş, boyu bacakları kadar olan hancıdan bir içki istemişti. İçkisini yudumlarken düşüncelerinde kaybolmuştu fakat bu sakin hava pek uzun sürmemişti.

Siyah pelerinler giymiş ve yüzlerini sadece göz kısımlarında boşluklar olan aynı renklerde maskelerle örtmüş dört kişi, handan içeri girmiş ve Keanexl'ın yanına gelmiş ve kulağına bir şey fısıldamışlardı. Birkaç saniye içerisinde ise masada sadece birkaç bakır ve boş bir içki bardağı kalmıştı.
---------*----------

Keanexl her şeyi bir kere daha gözden geçirdi ve kararının doğruluğunu sorguladı. Bu isyana karışması en doğru karar mıydı? Hangi tarafı seçmeliydi? Sorular beynini kurcalarken, Masline'i düşündü. Büyüleyici bir güzelliğe sahip bu genç elften küreyi nasıl alabilecekti? Zihni bir kaç saniyeliğine geçmişin gölgelerinde dolaştı, karanlık yollardan ve kan dolu duvarlardan sıyrılıp, handa kulağına söylenenleri hatırladı.

Dodeik, sabahın ilk ışıklarında uyandı. Zırhını kuşandı ve şehre indi. Bu sefer doğru bir şekilde yolculuk edebilmeleri için gerektiğinden fazlaca erzak aldı. Ardından şehirde biraz dolaşıp, Elf Diyarı'nın büyüleyici güzelliğini tattı. Gezdiği her sokaktan çiçek kokuları geliyor, her köşe başındaki yeşil ve olabildiğinden bile daha canlı çimler, farklı farklı renklerdeki büyüklü küçüklü ağaçlar şehrin ormanın içinde olduğunu insana bir saniye bile unutturmuyordu. Savaşçı sarayın önüne geldiğinde ise tam anlamıyla büyülenmişti. Büyüklük olarak İnsan Diyarı'nın başkenti Furan'daki Saraydan daha küçük ama estetik ve güzellik olarak kat kat daha büyük bir sarayla karşı karşıyaydı.

Sarayın yüzlerce pencereye sahip, ancak elf mimarlarının ellerinden çıkabilecek güzellikte işlemelerle dolu, kar beyazı duvarları koyu bir yeşile sahip sarmaşıklarla simetrik bir şekilde sarılmıştı. Sarayın üstünde ise yarı kubbe yarı piramit şeklinde ilginç ve bir o kadarda göz alıcı, kiremitten yapılmış, sonradan ise grinin açık bir tonuyla boyanmış bir çatı vardı.

Dodeik, hayran kalmış bir şekilde bakmaya devam ederken gözü birden sarayın bahçesine takıldı. Bahçenin tam ortasında bir heykel vardı. Dodeik heykeldeki kişinin yüzündeki detayları tam olarak kestiremedi. Heykelin etrafında birkaç elf çocuğu ellerinde tahta kılıçlarla birbirlerine hamleler yapıyor, rakiplerini yenmek için her türlü riski göze alıyorlardı.

Dodeik uzun bir süre çocukları izledi, ardından gecikmemek için hızla kampa döndü. Kampın Brekil Ormanının kadim ağaçlarının odularından yapılmış kapısından atıyla beraber girdi.

"Bunu gerçekten yapacak mıyız?" diye sordu Masline, Keanexl'a. Çadırlarının önünde oturmuş, elf askerlerinin onlara getirdiği kahvaltıyı yiyorlardı. "İsyan çok hassas olduğum bir konu, Usta Rhelaf benim her zaman krala ve ailesine bağlı olmamı öğütledi. Kraliyet ailesi son zamanlarda ne kadar büyük yanlışlar yapmış olsa da, Usta Rhelaf'ın öğütlerini dinlemem gerektiğini düşünüyorum. 'Toplumlar büyüdükçe sorunlarla onlarla büyür ve yöneticiler de sütlerini daha hızlı içmeye başlarlar,' derdi, Usta Rhelaf. Bu sözünün anlamını şimdilerde daha iyi kavrıyorum. Yöneticilerin halka karşı sorumluluklarını tam olarak yerine getirmesi için, halktan daha büyük olmarı gerekiyor."

"İsyanın yaşanıp yaşanmaması umrumda değil," diye başladı Keanexl, konuşmanın derinleşeceğini gördüğünden elindeki elf ekmeğini indirmiş ve Masline'e odaklanmıştı. İlk cümlesinin Gümüş Diş'i etkileyeceğini biliyordu. "Duyduğum kadarıyla, Elf Kralı şan ve şöhret için halkını aç bırakıyor. Zaten yaptırdığı büyük saray yetmezmiş gibi, onu her gün restore ederek. Güzelliğini sonsuza dek sürdürmeye çalışıyor. Onun gözünü kör eden ne bilemiyorum ancak Kıtalar Savaşı'nın başladığı bu zamanlarda, bir Pelebron Kıtası vatandaşı olarak ben, Elf Kralı'nın yaptıklarının tamamen mantıksız olduğunu ve savaşa yoğunlaşıp, diğer ırkların üstündeki yükü biraz olsun hafifletsin istiyorum.

Fakat böyle bir şey gerçekleşmeyecek, çünkü görünen o ki bu isyan çoktan tüm Brotah'ı ilgilendiren bir konu haline geldi. Bizim kıtamızda tüm soylu aileler Elf Kralı'nın yanında yer alıyor fakat Rukonlar, bu meseleyi olabildiğince büyütüp, gücümüzü kırmak istiyor."

"Rukonlar'ın bu işin peşinde olduğunu nasıl biliyorsun?" diye sordu Masline, Keanexl'a. Bu yaratıkların, tüm Brotah'ın en zeki ve en tehlikeli canlıları olduğunu biliyordu. Bir cüceden biraz uzun boyları, mor renkte ve büzüşmüş derileri, ince kolları, uzun kulakları ve keskin zekalarıyla, şuanda Brotah'taki en güçlü diyara sahiptiler.

Keanexl'ın aklı birkaç saniyeliğine tekrar geçmişin puslu yansımalarına gidip geldi. Pelerinlilerin söyledikleri, neredeyse ilk zamanki gibi netti.

"Ablan seni görmek istiyor."

Geçmişinin, geleceğini ele geçirmemesi için, hızla düşüncelerini yakıp yıktı ve Masline'in sorusuna odaklandı.

"Ben bir askerim, hem de yüksek mertebede bir asker," diye cevapladı. Konuşma boyunca sadece birkaç kez gözlerini Gümüş Diş'in gözlerinden ayırmıştı.

"Bensiz başladınız demek ha!" diye bağırdı Dodeik. Sesinde mutluluk saçan bir hava vardı. Yanlarına oturdu. "Bu sefer yolculuğumuza ara vermek zorunda kalmayacağız. Olabildiğince fazla erzak aldım."

Masline ayağı kalktı, Dodeik'in atla getirdiği erzakları gözden geçirdi ve bir şey söylemeden yanlarından ayrıldı.

"Sence ne yapmalıyız, Dodeik?" diye sordu Keanexl. Genç savaşçının fikirlerini hiçbir zaman önemsememişti ancak, burada isyanla uğraşması ona fazlaca zaman kaybettirebilir ve on binlerce kişinin canına mal olabilirdi. "Kumandan bize büyük ihtimalle isyancıların kampında bir görev verecek eğer bu görevi başarırsak, bize sarayın kapıları açılacak ya da ben öyle sanıyorum.  Fakat çok farklı bir olasılık var. Ya isyancılar bizi etkiler ve kralın gerçekten de zulüm yaptığını görürsek? Bu bizim bir safta yer almamızı sağlar mı? Ya da olayı direk Kral Narba'ya mı iletiriz? Her iki ihtimal de de bir kazanç göremiyorum. Elf Kralı bu isyanı rahatlıkla püskürtecek. Gerçekten çok kararsızım."

"İsyana karışmamalıyız lakin olan biteni ve oradaki havayı solumalıyız," diye başladı konuşmaya Dodeik. "İsyanın nedenlerini ve gerçekleri öğrensek bile kesinlikle bir safta yer almamalıyız çünkü bu bizi oldukça yavaşlatır. Ben halen kütüphaneye gizlice girilmesi taraftarıyım. Senin gizlilik üzerine de eğitim gördüğünü biliyorum. Becerilerini şimdi kullanmazsan, boşa kazanmış olacaksın."

"Bende kralın bizi tanıması taraftarı değilim. Masline'in iyi bir niyetle bizi buna teşvik ettiğini biliyorum ancak bu görevin bizi nereye götüreceği gerçekten belirsiz. Bu nedenle saraya gizlice gireceğim. Sonrasında ise buradan ayrılıp, isyancıları göreceğiz."

Keanexl ayağı kalktı ve elf komutanın yanına gitti.

Yüce Ağaç: ArayışHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin