GÖL EVİ

12K 28 2
                                                  


Gereği düşünüldü.....

-------------------

Soğuk mahkeme duvarlarına, insanın içine işleyen sözleriyle son kararı veren hakime ve artık boşanmış olduğum on yıllık eşime son kez bakıp çıktım oradan.

Kafamı dinlemek amaçlı, mahkemeye iki gün kala göle nazır bir ev kiralamıştım herkesten uzaklaşmak için. Çünkü biliyordum, bu şehre sığamayacaktı ruhum.

Uzun bir yoldan sonra eve vardığımda buranın muhteşem manzarasında bir kaç ay geçirebilirim diye düşündüm. Etrafında hiç ev olmayan bir göl evi, ıssız ve sessiz... Hiç insan yok... Daha ne isteyebilirim ki ?

1. GÜN

Ortam o kadar güzeldi ki doğayla iç içeydim, faydalanmazsam tadı çıkmazdı. İlk günüm çok güzel geçmişti. Buraya yavaşça alışıyordum. Sabah kalktım ve kahvaltı yaptıktan sonra göl kenarında koşuya çıktım. Benden başka hiç ses yok, ne kadar huzur verici. Beni tek rahatsız eden şey, gece tavandan ve parkelerden gelen çatırtılar. Sanırım tavan arasında bir fare besliyorum.

2.GÜN

Kitapları bile neredeyse doğru düzgün okuyamıyordum. Ümit'i aklımdan çıkaramıyordum. İnsanlardan, şehirden kaçıyordum ama düşüncelerimden kaçamıyordum.

Bugün yine güzel bir sabah koşusu yaptım. Biraz da gölde, eski iskelede kitap okumaya çalıştım. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamıştım. Eve gidip duş aldıktan sonra saat akşam altıya geliyordu. Televizyonu açtım ve programlara baktım. Aşkla ilgili olmayan her türlü şeyi izledim.

Gece yine o çatırtıları duydum. Ama bu seferki farklıydı. Müthiş derecede korkmama neden oldu. Gözlerimi "fare çalışmaya başladı" deyip kapattığım sırada biri adeta salonda koştu. Evet bundan emindim, koştu. Ama bunu aklıma yoruyorum. Olaylardan sonra fazlaca yıpranmış olmalı, tıpkı ruhum gibi. Zaten yalnız kaldığımda hep korkarım. Yalnızlığın huzur verici gelmesine rağmen korkarım. Ne ironi öyle değil mi ?

3.GÜN

Günlerimi monoton yaşayan bir insandım hep. Hala öyleyim sanırım. Sabah yine koşuya çıktım. Yarın havanın güzel olacağını duydum haberlerden. Göle girmeyi düşünüyorum.

Koşu bittikten sonra yine eve girdim ve yağan yağmuru camın diğer tarafında elimde bir fincan sıcak çikolatayla izledim. Saat akşam dokuza geldiğinde ise uyumaya gittim.

Gece saat iki veya üç civarı sanırım. Birisi salonda yürüyor gibi. Deliriyorum Allah'ım. Kalkıp odanın ışığını açtım ve salona doğru yürüdüm. Salonun ışığını açtığımda şok edici manzarayla karşılaştım. Yerde çamura bulanmış ayak izleri vardı. Evin kapısından içeri girmiş ve bir daha geri dönmemişti. Adımlar tam durduğum noktada son buluyordu. Başımı kaldırdım. Fakat kimse yoktu. Korkudan ne yapacağımı bilemedim ve sabaha kadar uyumadım.

4.GÜN

Olan onca şeye rağmen, yine de bunların bana aklımın oynadığı bir oyun olarak düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi. Birçok üzücü şey yaşamıştım. Böyle olması muhtemel olabilirdi. Zaten kimsenin yaşamadığı bu yere kim gelecekti ki ?

Kahvaltımı yaptıktan sonra göle gittim ve iskeleden kendimi, gölün buz gibi suyuna bıraktım. O kadar rahatlatıcıydı ki. Bütün düşüncelerimi silip atıyordu kafamdan. On beş dakika yüzdükten sonra çıkmaya hazırlanıyordum ki bir şey ayağımdan tuttu ve beni derine, iyice derine çekmeye başladı. Çığlık atmaya çalıştıkça ciğerlerim suyla doluyordu. Öleceğimi ilk kez hissettim. Kendimi bıraktığımda karşımda bir yüz belirdi. Yüzü şişmiş, morarmış, parçalanmış ve kan içindeydi. Kan göle iyice yayılıyor, göl kırmızıya bulanıyordu. Son gücümle bir tekme savurdum ve kendimi dışarı attım.

Olaydan sonra dakikalarca ağladım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Yoksa ben gerçekten deliriyor muydum ?

Emlakçıyı aradım ve anahtarı ancak yarın gelip alabileceğini söyledi. Son bir gece daha kalmam gerekiyordu istemesem de.

Gece yatağa yattım ama uykum hiç gelmedi. Gözlerim bir türlü kapanmıyordu.

Yarım saat geçti veya geçmedi, tam gözlerim yavaş yavaş kapanıyorken bir cam kırılma sesiyle yerimden zıpladım. Koşarak ve aynı anda ışıkları açarak sesin geldiği yere, salona ilerledim. Işığı açtığımda salondaki camlı kapının kırıldığını gördüm. Televizyonun yanındaki duvara kazınarak yazılmış kanlı yazıya verdim dikkatimi.

"KAÇ" yazıyordu.

Bunu kimin, neyin yazdığını bilmiyordum. O an istediğim tek şey kaçmaktı. Valizimi hazırladım ve üstümü bile giyinmeden pijamalarımla arabaya koştum.

Tam anahtarı çevirip karşıma baktığım anda camın parçaları yüzüme savruldu. Yüzü çizik içinde, hatta neredeyse parçalanmış olan bir adam camıma baltayla vurmuştu.

Tiz bir çığlık attım. Kapıya yaklaşmaya başladığında hemen kapıları kilitledim ve gaza bastım. Bunca yaşanan olaydan sonra anahtarı emlakçıya yarın da verebilirdim.

Kalbimin hızlanmasına engel olamıyordum. Nefes nefeseydim. Orada ne vardı en ufak bir fikrim bile yoktu. Evime geldiğimde ise, yine sabaha kadar oturdum.

5.GÜN

Sabah emlakçıyı aradım ve buluşmak istediği mekanı sordum. Yaşadıklarımı ona anlatmayacaktım ama ufak bir açıklamaya ihtiyacım vardı.

Mekana gittikten sonra birkaç dakika bekledim sadece.

"Kusura bakmayın biraz geciktim."

"Sorun değil, bende zaten yeni gelmiştim." diye karşılık verdim.

Anahtarı uzattıktan sonra beklemesi için işaret ettim.

"Bu evde hiç garip bir olay yaşandı mı ?"

Emlakçı güldü ve "Evin tarihi ve eski bir ev oluşundan herkes internetten araştırma yapıyor, sanırım siz de yapmışsınız. Dedikodular yalan değil Merve Hanım. Evin ilk sahibi eşini kaybettikten sonra psikolojik rahatsızlık yaşamış ve kendi kızını bıçaklayıp, göle atmış. Bu seneler önce olduğu için prosedürde söylenmesi zorunlu kılınmıyor. Zaten uzun süreli taşınacak olan kiracılara söylemeyi üstleniyoruz. Aylık ve günlük kiracılar bu durumu pek umursamıyor açıkçası."

Gözlerimi kocaman açtım. Kekeleyerek. "Bana yardım mı etti ?" deyiverdim.

"Anlayamadım ?"

"Hiç" dedim. "Hiç." 

KORKU HİKAYELERİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin