26.Bölüm

6.1K 399 114

Medya- Ceylan

Gelen videonun kaynağı uzun bir süre araştırılmıştı, ancak bir şekilde bulunamamaştı. Hacker'ları vardı ve kesinlikle iyi koruyordu. IP adresi zaten yanlıştı. Konum bir türlü etkinleştirilemiyordu. Aslan delirmiş, herkese bağırıp çağırıyor, sinirinden yanına bile yaklaşılamıyordu! Bilgisayarın başına Kerem geçmiş, parmakları klavyenin üzerinde hızlan dolanıyordu. Diğer Hacker'la karşılıklı atışıyor gibi bir durumdalardı.

"Kurt! Hiçbir şey yok mu!" Kerem dişlerini sıktı ve parmakları daha da hızlandı.

"Deniyorum abi," dediğinde Aslan yumruklarını sıktı. Video'nun gelmesinin üzerinden yaklaşık 5 saat geçmişti. Hacker çok zorluyordu onları ancak onlar Türk Askerilerdi!

Zor başarılır, imkansız zaman alırdı.

"Hadi lan!" Diye tısladı Kerem ve sinirle tuşlara bastı. Oturduğu sandalyeden ayağa kalktı ve eğilerek daha da hızlı bir şeyler yaptı.

"Olmak üzere!" Dediğinde herkes başına toplanmıştı. Yarbay ve Albay Kerem'in iki yanında, onu izliyorlardı. Diğerleri ise gitmeye hazır bir şekilde bekliyorlardı.

"OLDU!" Diye bağırdı Kerem ve diğer Hacker'ı sistemden atarak çekildi bilgisayarın başından.

"Buldun mu?" Diye sordu Aslan. Kerem, diğer Hacker'ı sistemden attığı için hızla konumlarını taradı. Adam konumlarını gizli tutuyordu ancak Kerem başarmıştı. Kırmızı bir nokta önce dünyanın etrafında dolaştı, ardından Türkiye'ye geldi ve Doğu'ya ilerledi. Diyarbakır'ın üzerinde durdu ve daha da yaklaşarak tam konumu belirtti.

"Buldu!" Diye bağırdı Kerem ve adresi alarak herkes odadan fırladı.

🇹🇷

Ceylan derin bir nefes aldı. Yaklaşık 20 saattir hareketsiz bir şekilde durmaya çalışıyordu. Bu onun için zor değildi ancak çok kan kaybetmişti. Yarası açık bir durumdaydı ve mikrop kapıp morarmıştı. Ceylan'ın ara sıra gözleri kararıyordu. Defalarca kez Allah'a dua etmişti. Diğerlerinin durumunu bilmiyordu ve onlar için çok endişeleniyordu. Sansar diğerleri hakkında konuşmuyordu. Telefon gelmiş ve gitmişti. Selahattin piçi ise arada geliyor, Ceylan'la uğraşıyor ve gidiyordu. Ancak Sansar gittikten sonra daha da bi yakınlaşmaya başlamıştı.

Bulunduğu deponun kapısı açıldığında Ceylan gözlerini açık tutmaya çalışarak oraya döndü. Gelmişti yine Selahattin.

"Nasılsın Ceylancığım?" Dediğinde Ceylan dişlerini sıktı. Bu kelime sadece Salih söyleyince güzel geliyordu. Yoksa çok sinir bozucuydu! Ceylan düşündü. Ekibini düşündü. Soğuk duran ama içi sıcacık olan Kerem'i, çapkın ama sevimli Salih'i, her olayda yardıma koşan Macit'i, anlaşılması zor Barın'ı ve Aslan'ı... Güçlü ve yıkılmaz görüntüsünün altındaki şevkat ve merhamet dolu adamı düşündü.. Acaba abarttım mı diye sordu kendisine. Ölüm onun için Allah'ına kavuşmaktı. Şehadete ermek, Şehit olmanın gururunu taşımaktı. Ölüm onun için bir lütuftu! Ama daha onlara, 'affettim,' diyememişti ki! Böyle giderse, bir yanı hep bu dünyada kalacaktı. Buruk..

Selahattin'in elini saçında hissetmesiyle düşüncelerinin arasından sıyrıldı.

"Bu güzelliğe yazık olacak," dediğini duydu. Dişlerini sıktı. Sülo elini kadının saçından yüzüne getirdi ve yanağını okşadı.

"Halbuki seninle çok iyi bir ekip olabilirdik," diyerek Ceylan'a doğru eğildi ve leş gibi sigara kokan ağzını yüzüne yaklaştırdı.

"Ne büyük kayıp," diye fısıldadı ve dudaklarını Ceylan'ın dudaklarına geçirecekti ki Ceylan canının acımasını umursamadan başını geriye çekti ve Sülo'nun suratına tükürdü.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!