2: afterglow

3.1K 201 197
                                    


Güneş battıktan sonraki kızıllık koyulaştığı sırada elimle kupamı daha çok kavradım. Gözlüklerimi masaya bıraktım. Balkona çıkmak ve bu kızıllığın tadını çıkarmak istiyordum.

Çekimin üzerinden dört gün geçmişti ve ben tüm bu dört gün boyunca fotoğrafların rötuşlarıyla ilgilenmiştim. Hala eksik olan yerler vardı. Ama az kalmıştı. Bu gece bitirir, yarın da yanımda götürürdüm. Umarım beğenirlerdi.

Bence beğenirlerdi.

Gökyüzü gittikçe renklenmeye başladığında içtiğim ananas suyundan bir yudum aldım. Hava güzeldi, gökyüzü harikaydı, elimde en sevdiğim içecek vardı ve harika bir projede çalışıyordum. Bana albüm çıktıktan sonra da satışlar üzerinden para ödeyeceklerini söylemişlerdi. Eh, iyi bir tatil yapardım artık.

Düşüncelerimle keyfim daha da yerine gelirken gülümsedim. İçimde gerçekten huzuru hissettim.

Uzun zamandır hissetmiyordum.

*

~ Gece üç suları ~

"Sadece pozlamayı 2.5 yaptım mı..." Dudağımı ısırırken fotoğrafı düzenlemeye devam ettim. Pozlamayı arttırdım. Ardından ise siyah noktayı azalttım.

İşte bu. Artık Ashton Irwin albüm kapağında yüz göstermeye hazırdı.

Önümdeki listede Ashton'ın yanına tik attım. Geriye Calum ve Luke kalmıştı. Grup fotoğrafları, albüm kapağı da dahil olmak üzere, bitmişti. Michael da tamamdı. An itibariyle Ashton'ınki de hazırdı.

Dayan Gloria, sadece yarım saat sonra uykuna kavuşacaksın.

Önce Calum'unkini açtım. Onunki daha az düzeltme istiyordu. Luke'da canlı renkler vardı, onlar zamanımı alacaktı.

Gözlüklerimi düzelttim ve derin bir nefes aldım. "Bunu yapabilirim."

Calum'da renkler çok yoğundu. Bu da zaten en önemli kısımdı. O yüzden parlaklığı arttırdım. Kırmızı göze çarpmalıydı. Arkadaki mavinin ise rengini açmak için o bölgeyi seçip pozlamayı arttırdım. Tezatlık onun duygularını anlatıyordu.

Diğer birkaç ayarlamayı da yaparken gözlerinin parlaklığını düşündüm. Onunla daha fazla çalışmak isterdim. Başka mekanlarda, başka ışıklarda, başka renklerde. Her şeye uyardı. Gözlerinde asla solduramayacağım bir ışık vardı ve ben o ışığı en güzel şekilde fotoğraflamak istiyordum.

Kafamı iki yana salladım. Bunları şimdi düşünemezdim. Daha düzeltmem gereken fotoğraflar vardı. O yüzden ekrandaki fotoğrafa odaklandım. Fotoğraf olmasını istediğim görüntüye ulaştığı an istemsizce kahkaha attım. Tatminlik hissi ve yorgunluk içimde cirit atıyordu. Yorgunluğumu hissetmemek için yanımdaki kahveye uzandım.

Luke'un renkleri olması gerektiği parlaklıkta olduğu için sadece kontrast ve gölgeleri ayarladım. Fakat küçük düzeltmeler yapmam gerekiyordu. Bazı yerlerde ışık geçişleri çok keskindi; yumuşatılmaya ihtiyacı vardı.

İşe koyuldum. Fotoğrafı tam ekran yapmıştım, ayrıntılı çalışıyordum. Sadece Michael'da bu kadar ayrıntılı çalışmıştım. Sarı ve mavi-mor yüzünde keskindi ve ben yumuşatmak için yarım saatimi harcamıştım. Luke'da ise yirmi dakikamı almıştı.

Ama değmişti. Olması gerektiği gibiydi.

Tüm fotoğraflara tek tek baktım. Büyüterek inceledim. Profesyonel olması gerekiyordu; hatasız. En büyük işlerimden biri buydu. İyi yapmam gerekiyordu.

Hepsine baktıktan sonra mailimi açtım. Fotoğraflar içime sinmişti. Şimdi ise tek yapmam gereken bunları John'a atmaktı. Diğerlerine de yarın bir toplantı ayarlayıp fotoğrafları sunmayı düşünüyordum. Hem çocuklara, hem de daha ismini bilmediğim onlarla çalışan herkese, tüm ekibe. Herkesin beğenmesine ihtiyacım vardı. Tek bir kişi bile beğenmezse bu yapamadığım anlamına gelirdi.

the light in your eyes || hood Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin