"Yemek bitti. Toplantı odasına," diyerek masadan kalktı Aslan. Ceylan'da sinirle elindeki kaşığı masaya bıraktı. Yemekhaneden çıkan Aslan'ın arkasından bakarken, askerlere doğru sordu. "Hep böyle çekilmez midir?" Dediğinde Salih sırıtarak, "Genellikle," dedi ve Barın'dan ensesine tokat yedi. "Ah!" Diyerek ensesini ovalarken Barın yemek tepsisini aldı ve diğerlerine döndü.
"Aslan Komutan beklemeyi sevmez. Bir an önce gidelim Komutanım," dedi Ceylan'a doğru. Kadını hala kabullenememişti ve hala anlayamıyordu. Ceylan bunun farkındaydı. Onu hemen kabul eden tek kişi sanırım Salih'ti. Herkes yemeğini aldığında Ceylan'ın gözü Aslan'ın tepsisine takıldı. Neredeyse dokunulmamıştı. 1-2 kaşık alınmıştı sadece. Ceylan gözlerini devirdi ve arkasına döndü. Ardından dayanamadı ve Aslan'ın da tepsisini alarak bulaşıkların alındığı alana ilerledi. Barın, Aslan'ın tepsisi için geri dönecekken elinde iki tepsiyle gelen Ceylan'ı gördüğünde durdu. Ceylan ona gülümsedi ve tepsileri bırakarak yemekhaneden çıktı. Her ne kadar diğerlerine belli etmese bile delicesine gergindi. Bu Tim'in onu kabullenmesi zor olacaktı. İnsan gibi tanışmamışlardı ki! Ceylan toplantı odasına gitmeden önce üzerini değiştirmek istedi. Tugay'ın içinde daha fazla sivil dolaşmak istemedi. Yanına koşarak gelen askeri görünce kaşlarını çatarak durdu. Asker de yanına gelerek selam durdu.

"Serhat Körtepe, Denizli Komutanım!" dediğinde Ceylan başını salladı.

"Söyle Serhat." Asker rahata geçti.

"Komutanım, Murat Albay size odanızı göstermemi emretti!" dediğinde Ceylan başını sallayarak askeri takip etmeye başladı. O da tam üzerini nerede değiştirebileceğini düşünüyordu. Bir odanın önüne geldiklerinde asker tekrardan selam verdi ve gitti. Ceylan derin bir nefes alarak odasına girdi. Tek kişilik bir yatak, bir dolap ve bir komidin. Gayet sade ve ferah bir odaydı. Zaten Ceylan şatafatı sevmezdi. Derin bir nefes aldı ve dolaba ilerledi. Kapağı açtığında özlem duyduğu üniformasıyla karşılaştı. Yakasına ismi bile işlenmişti! Ceylan gülümsedi. Çok, çok özlemişti!

Artık geri dönmüştü! Formayı özenle askıdan çıkarttı ve uzun uzun baktı. Çok uzun zamandır uzak kalmıştı askeriyeden. Artık geri dönmesinin zamanı çoktan gelmişti! Ceylan üniformasını büyük bir gururla üzerine geçirdi. Üsteğmen bantını ve isim bantını yapıştırdı. Dolabın kapağını kapatıp, kapaktaki boy aynasına baktı. Hazırdı. Şimdi gidip herkesle yüzleşebilirdi. Korktuğu bir şey yoktu. Onu kabullenseler de kabullenmeseler de umrunda değildi. Buraya arkadaşlık bağı kurmaya gelmemişti. Buraya savaşmaya gelmişti. Vatanına göz diken hainlerle! Derin bir nefes aldı ve saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptı ve bordo beresini başına geçirdi.

Koridorda dimdik yürürken onu gören askerler yanındakileri dürtüp onu gösteriyor ve ardından selam verip gözlerini ondan alamıyorlardı. Ceylan ileriye bakarak yürüdü. Toplantı odasına geldiğinde kapıyı tıklattı ve ardından yavaşça açtı. İçeriye girdiğinde Albay ve Yarbay dahil herkesin orda olduğunu gördü. Onu gören astları hemen ayağa kalkarak selam durdular. Ceylan masanın başına ilerledi ve selam durdu. Albay selamını alınca Oğuz'un tam karşısında boş bırakılan yere ilerledi. Kendisine selam duran askerlerin selamını aldı ve oturdu. O oturunca Barış, Salih, Macit ve Kerem'de oturmuştu.

"Geciktim Albay'ım kusura bakmayın," diyerek Albay'dan, Yarbay'dan ve Aslan'dan özür diledi.

"Üniformanı özlediğini düşündüm. O yüzden giyinmen için fırsat tanıdım," dediğinde Ceylan gülümsedi.

"Uzun zaman oldu Albayım," dediğinde Murat başını sallayarak güldü.

"Öyle, az çektirmedin bana," dediğinde odadakiler konuşmanın nereye gideceğini merak etmişlerdi. Aslan boğazını temizleyerek dikkatleri üzerine çekti.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!