Aslan sinirle tugaydan çıktı. Hiçbir işi yoktu, hiçbir bok yapmıyordu. O kadını düşünmekten başka! Daha ismini bile bilmiyordu! 1 ay geçmişti. O kadını en son bir ay önce görmüştü. Ancak hala ilk gördüğü zamanki gibi tazeydi. Hayali gözlerinin önündeydi. Aslan hayatında hiçbir kadını bu kadar düşlememişti. Ulan kadın teröristti! Hoş Aslan bundan da emin değildi ya! Kadım defalarca kez onlara yardım etmişti. Tabii Salih'i vurmuş ve yakalanmalarını da sağlamıştı. Bir de onlara eziyet etmesi cabası! Aslan ne düşüneceğini bilmiyordu. Cebinden bir sigara çıkardı ve ateşe verdi. Derin bir nefes alıp dumanı dışarı saldı. Gün daha yeni yeni doğmak üzereydi. Tugay'da herkes ayaktaydı. Komandolar sabah koşusu yapıyorlar, erler ise eğitime başlamışlardı. Aslan uçurumun kenarına gelmiş, sigarasından son dumanı çekerek izmariti aşağıya bırakmıştı. Telefonu çaldığında, düşüncelerinden sıyrıldı ve telefonu açtı.

"Buyrun Komutanım." Tarık derin bir nefes aldı.

"Aslan, Tim'i topla ve toplantı odasına gel," diyerek telefonu kapattı Yarbay. Aslan kaşlarını çatarak kapanan telefona baktı. Ardından başını sallayarak 'hayır inşallah' diyerek yerinden kalktı. Tugaya geri döndü ve dinlenme odasına giderek askerleri çağırdı. Normalde izinli oldukları için hepsi sivildi. Bazıları dışarı çıkmaya hazırlanıyordu. Yarbay'ın onları çağırması hepsini şaşırtmıştı. Tabii izinli bile olsalar görev beklemezdi! Toplantı odasının önüne geldiklerinde Aslan cebinden kartını çıkarttı ve sensöre okuttu. Odaya sadece izni olan askerler girebiliyordu. Aslan ve diğerleri içeriye girdiler. Odada Albay'ı da görmeleriyle direk hazır ola geçerek selam veriler. Albay ve Yarbay başlarını salladı.

"Oturun çocuklar," dedi Murat Albay. Herkes masaya geçti.

Murat ve Tarık göz göze geldiler. Murat ben anlatırım der gibi başını salladı ve önündeki askerlere baktı.

"Size söylemem gereken bir takım şeyler var," diyerek söze girdiğinde herkes kaşlarını çattı. Albay arkasına döndü ve projeksiyonu açarak bir slayt başlattı. Dev perdede Sansar'ın resmi çıkınca, bütün askerlerin elleri yumruk olmuştu. Şu insan müsveddesinden ölesiye nefret ediyorlardı.

"Bildiğiniz üzere bu adam büyük bir terör örgütünün ele başı Sansar. Bir çok eylemde bulundular. Ülkemizin farklı yerlerinde saldırılarda bulundular. Bir çoğu askeri gücümüz tarafından engellense bile, engelleyemediklerimiz de oldu. Bu adamla ve örgütüyle sürekli mücadele ettik. Savaştık." Perdede bazı saldırıların haber resimleri gösteriliyordu. "Ancak daha sonra anladık ki, bu savaş bu şekilde bitmez. Elimizde yeterince delil yoktu. Onlar hakkında görünenden fazlasını bilemiyorduk. Bir sonraki hamleleri hep ihtimal üzerineydi," diye devam ettiğinde Albay, Aslan tüm bunların sonucunun nereye varacağını bekliyordu. Örgütü çökertmişlerdi! Tamam, Sansar kaçmıştı ancak onu bulmaları için bir düzine ekip gönderilmişti. Adamın kaçacak yeri yoktu! Her taşın altına deliksiz bakılıyordu zaten! Aslan kaşlarını çatarak Albay'ı dinlemeye devam etti.

"Bu yüzden bir plan yaptık ve bu planı herkesten gizli tuttuk. Sizden bile," diyerek askerlerin yüzünde oluşan şaşkın bakışlara baktı tek tek Albay. Barın tek kaşını kaldırarak Albay'a baktı. "Bu ne demek oluyor Albayım?" Dediğinde Albay elini kaldırdı. "Zamanı var Teğmen'im. Öğreneceksiniz her şeyi," dedi ve anlatmaya devam etti.

"Bir şekilde onlardan bilgi almalıydık. Katliamları durdurmak zorundaydık! Bu yüzden birisini görevlendirdik. İçlerine girecek, onlardan birisi gibi görünecek ve bize bilgi verecekti. Kolay bir şey değildi! Bu yüzden ince eleyip sık dokumak zorundaydık. Herkese bunu söyleyemezdik. Adamları onlardan habersiz sınava sokmak zorundaydık," dediğinde Macit bir şey hatırlamış gibi söze girdi.

"Ne yani, bütün o yarışmaların sebebi bu muydu?" Dediğinde Albay başıyla onayladı. Hepsi habersiz bir şekilde sınava tabii tutulmuşlardı.

Aslan kaşlarını çatarak, "ama bizden birisini seçmediniz," dediğinde Albay yine başıyla onayladı. "Ancak neden!"

"Çünkü sizden birisini bu göreve veremezdim. Bana oldukça sabırlı, dikkatli, kıvrak bir zekaya sahip olan ve dikkat çekmeyecek birisi gerekiyordu. Bu da sizlerden birisi olamazdı. Çünkü hepinizin sinirini iyi biliyorum. En fazla 2 hafta dayanabilirdiniz. Bana uzun süreli birisi gerekiyordu. Gerçekten onlardanmış gibi görünebilecek, gerekirse kendisinden birine zarar verecek," dediğinde Aslan'ın aklına siyah saçlı kadık geldi. Ancak onu hızlıca unutmaya çalıştı. Şu an onu düşünemezdi! Ne yeri ne de zamanıydı!

"Ve birini bulduk."

Herkes gözlerini Albay'a dikip merakla bekledi. Albay gülümsedi.

"Bu kişi eski bir askerdi. Şırnakta, Terörle mücadele ederken yaralanmış ve men edilmişti. Ancak zamanla iyileştiğini gördük. Zaten geri çağıracaktık, bu da bahanesi oldu. Askerimiz yaklaşık 2.5 aydır onların içindeydi. İçeriden bize bilgi sızdırıyor ve saldırıları engellememizi sağlıyordu. Onun da büyük yardımları sayesinde örgütü çökertmeyi başardık," herkes meraklar ardından kimin çıkacağını bekliyordu. "Ve daha sonra ona bir teklifte bulunduk. Mermi'ye katılmasını teklif ettik. O da kabul etti," diyerek herkesin tek tek gözlerinin içine baktı. "Lakabı; Dağ Ceylanı!" Dediğinde herkes nefesini tuttu. Dağ Ceylanı yaşayan bir efsaneydi. Ancak kimse onun yüzünü görmemişti.

"Dağ Ceylanı mı?" Dedi Aslan şaşkınlıkla. Kendisiyle yarışan birisiydi Dağ Ceylanı. Dağ Aslan'ından sonra en çok bilinen yaşayan efsanelerden birisiydi. Aslan onu merak etti. Neredeyse onun kadar efsanesi olan bu adamı tanımak istedi.

"Evet Dağ Aslanı! Ekibinizin yeni üyesi Dağ Ceylanı!" Dedi ve gülümsedi.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!