5.Bölüm

7.4K 433 79

"Pervane koptu! Düşüyoruz!" Diğerleri bir yandan kemerlerini bağlarken, diğer yandan da küfrediyorlardı. Aslan önce kadını oturttu ve kemerini bağladı. Ne olursa olsun bu kadını yaşatmak zorundaydı, çok şey bildiğinden emindi! Ardından zar zor kendisi yerine geçtiğinde, zaten yeni havalanmış olan helikopter yere düştü. Çarpmanın etkisiyle Aslan kafasını çarpmış ve bayılmıştı. En son gördüğü şey ise, kadının kelepçeli eliyle, onun emniyet kemerini bağlamasıydı....

Tarık Yarbay bir sağa bir sola gidiyordu. Timi teröristlerin saldırısına uğramış ve helikopterleri düşmüştü. Onlardan haber alamıyordu! Toplantı odasına Murat Albay girdi. Tarık Yarbay'ın sıkıntıyla odada turladığını gördüğünde öksürdü. Tarık Yarbay, Albay'ın geldiğini gördüğünde hızlıca hazır ola geçip selam verdi. Albay selamı alıp, sandalyeye oturdu ve Tarık'ın da oturmasını emretti. Tarık Yarbay hızlıca oturdu ve Albay'ına döndü.

"Albayım, ekibim kayıp! Hiçbir iz yok! Hemen arama kurtarma ekibi çıkartmayı talep ediyorum!" Dediğinde Murat Albay derin bir nefes aldı ve Yarbay'a döndü.

"Hiçbir şey yapmayacağız Tarık," dediğinde Yarbay'ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

"Siz ne dediğinizin farkında mısınız Murat Albay?" Dedi Tarık Yarbay sertçe. Murat başını salladı ve Tarık'a döndü.

"Sen rahat ol Tarık. Ekip oradan sağ salim kurtulacak," dedi ve arkasına yaslandı. Yarbay hala şaşkındı.

"Albayım, emin misiniz?" Dediğinde Murat gülümsedi ve Yarbay'a döndü.

"Eminim Tarık, eminim. Sen rahat ol. Onlar çok güvendeler," dedi ve askeri çağırıp iki kahve istedi.

Aslan başındaki ağrıyla sessizce inledi. Ardından gözlerini açtığında, ışık loş bile olsa gözlerini yakmıştı. Son anılar gözlerinin önünden geçtiğinde, hızlıca gözlerini açtı ve etrafı taradı. Elleri ve ayakları bağlıydı. Etrafına baktığında herkes yanındaydı. Ancak kadın yoktu! Barın ve diğerleri yavaş yavaş kendilerine geldiğinde, hepsi neler oluyor diyerek etrafı tarıyordu. Samanlık gibi bir yerdeydiler. Etrafta bir tek samanlar vardı. Bir de içlerinden hiçbirinin sığamayacağı kadar küçük bir pencere. Kapıyı oturdukları yerden göremiyorlardı. Elleri ve ayakları öyle bağlanmıştı ki, hareket dahi edemiyorlardı.

"Barın, Macit! İyi misiniz oğlum?" Diye sordu Aslan.

"İyiyiz iyiyiz, Salih? Kerem?"

"İyiyiz abi," dediklerinde Aslan derin bir nefes aldı.

Çaprazlarında oturan helikopterin kaptanını gördü. Adam daha kendine gelmemişti. Ona en yakın olan Macit'e gözleriyle adamı gösterdi. Macit ayağıyla vurduysa da uyanmamıştı.

"Bilinci kapalı, ne durumda bilmiyorum. Lanet ipler çok sıkı! Hareket edemiyorum!" Dediğinde Aslan da ipleri zorladıysa bile bir işe yaramamıştı.

"Bir şekilde kurtulmak zorundayız burdan!" Dedi Barın.

"Daha nerde olduğumuzu bilmiyoruz," diye sıkıntıyla bir nefes aldı Kerem.

Hepsi canla başla iplerden kurtulmaya çalışırken, kapı açıldı. Kimin geldiğini göremeselerde sesleri geliyordu. İçeriye Sansar girdiğinde herkes kaşlarını çattı.

"Vaay, Turk'un askerleri de burdalarmış," diye sarı dişleriyle güldü Sansar. Ardından içeriye kadın girdiğinde, Aslan dişlerini sıktı. Kadın odadakileri tek tek süzdü. Ardından gözleri Aslan'ın kapkara gözleriyle çakıştığında bakışlarını kaçırdı.

"Sana bizi alt edemeyeceğini söylediydim Asker! Ne oldu sözüme geldin bagıyorum," dediğinde Barın öne atıldı.

"Lan piç! Elinden gelen bu mu lan! Bizi yakalasan bile, Türk Askerini asla durduramayacaksın!" Diye bağırdı Barın.

DAĞ CEYLANIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!