Geriye Dönüş & JHS

37.9K 3.5K 3.7K
                                    

BTS (V) - Stigma

GERİYE DÖNÜŞ & JHS

Korunmasız bir hayatın ortasında darmadağınık bir geçmişle beraber yaşarken öğrenmiştim birçok şeyi. O geçmiş, ellerimi kesmiş, sızım olmuş, canım olmuş, en sonunda en büyük düşmanım, tek dostum olmuştu. O geçmiş avuçlarının arasına almıştı beni, sonra parmakları arasında yoğurmuş, bir hamur misali şekil vermeye çalışmış, başaramamıştı. Şekil almaz, eğilip bükülmezdim ben. Başına buyrukluğum yalnızlığımdan, acımasızlığım kimsesizliğimden gelirdi, ben nefes alırken bile on kere düşünür, bir kere nefes alırdım. Çünkü bilirdim, içime çektiğim hava bile bir süre sonra terk edecek beni, ben muhtaç kalacağım, yeniden ezilip bükeleceğim.

Bu yüzden kanamaktan korkmazdım. Kimse korkutamamıştı, cesaret edememişti. İçin için yanar, dışarıya buz kütlesi olurdum çünkü başından beri tek başımaydım. Yalnızlıktan daha ağırdı bu çünkü yalnızlık bile sonradan bırakılmışların sıfatıydı bana göre. Sonradan bırakılmamıştım. Hep, en başından beri orada tek başıma bir yerlerdeydim. Hatırlayamadığım veyahut en başından beri kilit vurduğum tüm o geçmiş, aslında en başından beri o yerdeydi. İstememiştim. Onu istememiştim. O evde yaşamak istememiştim ve ben her o evden çıktığımda sığınacak bir yer aramıştım.

Şimdi ise yürürken düşündüğüm, hayal ettiğim her şeyin bir planı kafamda, zihnimdeydi. Ben ne istiyordum? Ben ne için çabalıyordum ve neye bu kadar yaşıyordum? Kafamda düşünceler cirit atıyordu ve o eve, o cehenneme dönmek istemiyorum diyordum. Herkes yaralanırken bir yerden en ağır darbeyi alırdı. Herkesin bir yerde yarası en derinden, en çok kanardı. Benim de oradan kanıyordu, ailemden, onlardan.

Geri dönmek istedim. Bir şekilde geriye döneceğimi biliyordum. Yanımdan tek tük arabalar geçiyordu ve sonra geri dönemedim. On sekiz yaşımın en aptalca vurgununu yemiştim. Gözlerim onda takılı kaldı. Köprünün diğer ucunda kollarını açmış bir şekilde öylece duran çocukta. Gözlerinin kapalı olduğunu fark ettim ve bir şekilde sonraki adımını biliyordum.

Umrumda değildi. Cidden umrumda değildi. Kimsenin ölüp ölmemesini umursamıyordum, ilgilenmiyordum. Fakat bir şekilde bir merak adımlarımı oraya yönlendirmemi sağlamış ve dudaklarımın arasından ufak bir "Hey!" kaçmıştı. Sadece hey, demiştim. Yaşı benden küçüktü, belli. Üzerinde bir üniforma vardı ve liseye gittiği açıktı. Bakışları bana döndüğünde gözlerindeki bomboş ifade afallatmıştı. Büyük bir acı beklemiştim, biraz gözyaşı. Belki de terk edilmiş diye düşünmüştüm. Ya da ailesi tarafından azarlanmış, ergenlik bunalımının zirvesini yaşadığını hayal etmiştim. Fakat o gözlerde tamamen bir boşluk vardı.

"Hey." demişti o da. Sesi kayıtsız geliyordu ve ben ona doğru biraz daha yaklaştığımda istifini bozmamış, beni hiçbir şekilde umursamadığını belli etmişti. "Ne yapıyorsun burada?" diye sormuştum. Bilirsiniz, insanların ne yapacağını hiçbir zaman belli olmazdı. Bir köprünün öbür ucunda durmak her zaman öleceğiniz anlamına da gelmezdi. Bazen sadece o köprüden atlayacak cesarete sahip olup olmadığınızı kontrol etmek isterdiniz. Gerçekten ölebilecek cesarete sahip olup olmadığınızı... Bu yüzden sorum anlamsız gibi görünebilirdi fakat ifadelerine bakarken onun burada aslında birçok şey yaptığını görebiliyordum.

"Ölsem mi ölmesem mi onu düşünüyorum." dedi umursamazca. "Sence buradan düşsem ölür müyüm?" Önümüzde bulunan yüksekliğe baktım. Hiçbir fikrim yoktu fakat sağlam kalmayacağı da kesindi bu yüzden "Hayır." dedim. "Büyük ihtimalle birkaç ayını hastanede geçirirsin ve sakat falan kalırsın." Gözleri parladı kısa bir an. Sonra o parlaklık söndü ve omuz silkti. "Yeterli değil." dedi. "Yeterince acı çekmezler. Acı çeksinler istiyorum, ben göremesem bile." Ne dediğini neden bahsettiğini anlamadım. Birinin ölümü yüzünden acı çekmesini istediğini anladım bir tek. Ben de bunu istiyordum fakat benim için imkansızdı. Hiçbir zaman ailemin umrunda olmamıştım.

We Turn Red | taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin