30.KARANLIK GELECEK

13.5K 918 695
                                    

Çift çift yaratmışken kullarını Yaradan, sevdanın hesabı sorulur muydu Adem ile Havva'dan? Sorar ama zalım insanoğlu her bir Ademoğlundan bunun hesabını. Hem de ezelden beri. Bu sevdalılardan biri de zavallı Moni'dir. Bizans Tekfûru'nun kızı olan bu Moni sever bir Türk kumandanını. Aşkından divane olur da karşılık mı bulur yoksa kullanılır mı bilinmez. Dadısı vasıtasıyla haberleşir sürekli bu kumandanla.

"Aman kızım, canım kızım. Yapma, etme. Bu adam seni oyalıyor. Eğer sevseydi gelir seni babandan isterdi. Başlık parası olarak iki yalı, 10 Lamborghini, Hawai'de 5 yazlık, 100 kilo altın verirdi de seni babandan alırdı," diyerek kendisini uyaran dadısını da umursamaz.

"Ayy dadı! Sen de hiç anlamıyorsun bu aşk işlerinden. O benim özgürlüğümü istediği için evliliğin erken olduğunu düşünüyor. Ben Hardvırd'dan mezun olup kariyer yapınca evlenmek istersem evleniriz," diye cevap verir her seferinde.

Aradan zaman geçer, bir gün haber yollar kumandan Moni'ye.

"Güneşe vurgun kardelen,
Sana vurgun aciz ben.
Her zorluğu aştım da
Bir kalede tıkandım ben."

Genç kız aralarındaki tek engelin kale olduğunu sanır ve dadısının tüm uyarılarına rağmen kale anahtarını komutana gönderir. Ve bu sayede Türkler kaleyi ele geçirir. Yıllarca geçilemeyen kalenin aniden böyle kolayca geçişinin sebebini anlayan babası kızını kaleden atar ve kırk parçaya ayrılır körpe kız. Moni'ye üzülenler başlar babasını linçe.

"Kastın ne idi Moni'ye?" der durur insanlar. Bu söz yavaş yavaş değişir ve Kastamonu olur. Asırlardır her sevene böyle ödetilir aşkının cezası. Bunu ister Tekfûr gibi düşmana olan aşka bağlasın insanoğlu, ister bugünkü gibi aynı cinsiyete ilgi duyulmasına. Sonuç aynıdır. Haddimiz değilken sevdaların hesabını sorarız.

Şimdi biz bunu niye anlattık diye sorarsanız; tamamen Kastamonu isminin hikayesi hoşumuza gittiğinden deriz. Bir de "Kastın ne idi Moni'ye?" sözünü "Kastınız ne idi Emre'ye?" olarak değiştirmek istediğimizden. Çünkü saatlerdir karşısındaki iki salağa ders anlatıp zerre kadar verim alamaması ona üzülmek için yeterli bir nedendi.

Alp ayaklarını yanına çektiği sandalyeye uzatmışken elinde bira şişesiyle sevgilisini, umutsuz vaka kardeşini ve gereksiz bir kıvırcığı izliyordu.

".....uygulama içerisinden bir başka uygulama yerine, çalışan uygulamanın kendisine sinyal göndermek istediğimizde raise ve abort fonksiyonları kullanılırız."

İnsan en azından anlıyormuş gibi yapardı ama bu hayvanlarda o bile yoktu. Bir Emre'ye bir önlerindeki notlara boş boş bakıyorlardı sadece.

"İşte konu burda bitiriyor. Hoca devamını işlemedi. Sadece anlattıklarımı yazarsanız bile en az 80 alırsınız beyler."

Anlamadıkları mal bakışlarından anlaşılıyordu ama Sezer gevşek bir gülümsemeyle "Oyyy oyyy oyyy oyyy," derken Yavuz onu tamamladı.

"Büyüksün baba!"

Sabahtan beri her konu bitiminde bunu söylüyorlardı. Artık bıktırmışlardı.

"Abi ne yaşıyorsunuz siz? Ne bu Kirli ve Cengiz havaları?"

Yavuz ve Sezer gülerek birbirlerine bakıp uzun gence döndüler.

"Ya biz sınava çalışmamak için Ekmek Teknesi'ne sardık. Her gün izliyoruz, ondan kafa yaptı bizde."

Yavuz gülerek söylemişti ama Emre'nin gittikçe kararan yüzünü görünce yavaşça pısıp Sezer'e yaslandı.

"Ulan şerefsizler! Siz rahat rahat dizi izleyin diye mi ben kendimi paralıyorum burda?"

YAKAMOZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin