32- Yeter ki gel bana sığın.

45.4K 4.1K 4.8K
                                    

BTS - The Truth Untold (전하지 못한 진심) (feat. Steve Aoki) 

Bu bölümü öyle karışık bir ruh haliyle yazdım ki anlatamam. Yazarken aklımda çok fazla düşünce vardı ve sanırım hepsi aynı anda bölüme yansıdı. Desteğiniz için teşekkürler. Yorumlarınız için de. Sizi seviyorum. Keyifli okumalar.

32-Yeter ki gel bana sığın.

JUNGKOOK

Savaşıyordum. Birçok şeyle aynı anda savaşıyordum. Tüm bedenimi kaplayan sadece bir duygu yoktu. Birden fazlaydı. Her biri sivri birer iğne ucu gibi hücrelerimi delip geçiyordu ve ben savaşıyordum. Nefesleri hala enseme çarpıyordu. Bakışlarım ellerimizdeydi. İkimizinde kırmızıya bulanmış ellerine bakıyordum. Bir gecede, bir anda, bir zamanda her şeyi aynı anda öylesine yerle bir ediyordu ki şaşırıyordum. Umutsuz değildim. Hiçbir zaman umutsuz biri olmamıştım. Bir yerlerde her zaman herkes için umut olduğuna olan inancım hep tazeydi. Fakat ben onun umudu muydum? Neden şimdi? Neden şimdi bana bunu yapıyordu? Sırtıma gözyaşları akıyordu ve ellerim onun karnımdaki ellerinin üzerindeyken derin derin nefesler almaktan başka bir şey yapamıyordum.

Kurtar beni.

Öyle ağırdı ki...

"Taehyung." dedim. Ellerimi ellerinin üzerinden çektim yavaşça. Sıkıca tezgaha tutundum. "Elin kanıyor. Hadi pansuman yapalım." Kollarını çözmemişti. Hala arkamda bana sıkıca sarılmaya devam ediyordu ve iç çekişlerini sırtımda hissediyordum. Sonra dudakları yavaşça ensemi bulmuştu. Çok hafif bir şekilde ıslak dudaklarının dokunuşunu hissetmiştim. Öpmemişti. Yavaşça dudaklarını sürtmüştü ve ben her hücreme kadar titrerken parmak boğumlarım kızarana kadar tutunduğum tezgahı sıkmıştım.

"Sensiz nefes alamıyorum." demişti tekrar. Gözlerimi sıkıca kapatmıştım. Şu anda en darmadağınık halindeydi. Onu ilk defa böylesine bitik görüyordum ve sana muhtacım sözleri kulaklarımda yankılanıyordu. İnanmıyordum. İnanmamak için onlarca nedenim vardı. Fakat yine de tek bir gerçek vardı ki ben de ona muhtaçtım. "Bir haftadır tek bir nefes bile alamıyorum." O zaman neden gittin diye bağırmak istedim. Eğer gitmeseydi bunlar olmayacaktı. Beni de nefessiz bırakmayacaktı.

"Ellerin..." dedim, onun yerine. "Hadi Taehyung. Lütfen." Sesim çok güçsüz çıkmıştı. Tekrar ellerini tuttuğumda yavaşça benden ayrılmıştı ve ben arkamı döndüğümde onun kıpkırmızı gözleriyle göz göze gelmiştim. Yüzü zaten dağılmışken bir de bu hali göğsümün sıkışmasını sağlamıştı.

Birini sevdiğinizde o size dünyanın en büyük kötülüğünü de yapsa darmadağınık bir şekilde kapınıza geldiğinde, size sığınmak istediğinde her şey değişiyordu işte. Onu affetmemiştim. İçime kaybetme korkusunu öyle güzel işlemişti ki ona sahip olsam bile o korkuyu asla atlatamayacağımı biliyordum. Onu affedemezdim. Fakat yine de ondan kopamıyordum. Muhtaçlık öyle berbat bir şeydi ki...

"İçeri geç." dedim. "Ya da dur..." Panik bütün vücudumu işgal etmişti. "Jimin gelebilir. Daha fazla kavgayı kaldıracak enerjim kalmadı. Benim odama geç. Ben de oraya geleceğim." Taehyung'un bir şeyler demesini bekledim. Belki de gitmesi en doğru olanıydı bilmiyorum. Bunun yerine sadece başını salladı ve hiçbir şey söylemeyip içeriye doğru yöneldi. Anında omuzlarımın çöktüğünü hissettim. Biraz önce yaşadığımız an bir ilkti bizim için. Bu zamana kadar hiç bana doğru böyle bir adım atmamıştı. Attığını sandığım anda bile sadece yerimizde saydığımızı fark etmiştim ve şimdi bu bana doğru attığı ilk gerçek adımdı. Düşüncelerimi toparlayamıyordum. Sakin değildim. Ellerimde hala onun kanı vardı ve bakışlarım avuçlarıma kaydığında derin derin nefesler almadan edemiyordum.

We Turn Red | taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin