Halk birden büyük bir coşkuyla bağırıp alkışlamaya başladı. Rhys, birden rahatladığını hissetti. Galatriel, yıllar önce Lysandra'nın Grandal'a yapmak istediği şeyi ona yapmıştı. Muhtemelen bunun içinde Lysandra'nın ruhunu kullanmıştı.

Rhys, yavaşça kaleye doğru uçtu ve kendi odasının penceresinden içeri girdi. Galatriel'i yavaşça yatağına bıraktı. Onun yüzüne gelen saçlarını okşayarak nazikçe yüzünden çekti ancak o anda elleri dikkatini çekti.

Bunun onun bedeni olduğunu biliyordu. Onun bedeniydi. Tıpkı eskisi gibi hissettiriyordu. Ancak kanatları, pençeleri ya da dişleri onun değildi. Yine de bir şekilde nasıl koluna emir verip onu hareket ettirebiliyorsa kanatlarına da böyle hükmedebiliyordu.

Yavaşça odasındaki boyda aynanın karşısına geçti. Gözleri tıpkı kendi gözleri gibiydi. Saçları da öyle. Ancak onun dışında kendisine benzemiyordu. Genç adam, gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Bedeni sürekli bu şekilde mi kalacaktı? Yoksa eski haline geri dönebilir miydi? Nasıl yapacaktı?

Derin nefeslerle solumaya başladı. Kafasının içinde bölük pörçük görüntüler beliriyordu. Galatriel'in bir amazon gibi hemen karşısında elinde kılıçla duruşu, güçlü ve sakin hali, Lysandra'nın karşısında gülümseyişi, ona saldırışı aklına geldi.

Tekrar gözlerini açtı ve kendisine baktı. Tıpkı eskisi gibi görünüyordu. Dişleri, tırnakları ve kanatları yoktu. Eskisi gibi insan haline dönmüştü. Genç adam elinde olmadan gülümsedi.

Kapı hafifçe çalındı ve Cameron içeri girdi. Ellerinde Galatriel'in kılıcını tutuyordu. "Bunu düşürdü" dedi sessizce. Genç adam kılıcı ona doğru uzattı. "Sanırım artık Aoda yok" dedi. "Ve sanırım artık Camelot'un en büyük gücü sensin" dedi.

Rhys, hafifçe omuz silkti. "Bilmiyorum" dedi sessizce. Gerçekten de hiçbir şey bilmiyordu. Halkı kendi yanına çekmeyi başarmıştı. Ailesi o olduğunu görünce onu kabul etmişlerdi. Ancak gerçekten öğrenmek için yatağında yatan kadının uyanması gerekiyordu.

Rhys derin bir nefes aldı. "Bak" dedi. "Sonra konuşalım tamam mı? Şimdi biraz dinlenmem gerek" dedi.

Cameron başını salladı ve arkasını döndü ama sonra tekrar başını çevirip ağabeyine baktı. "Sanırım Maggie ile olan evliliğin iptal oldu" dedi sakince. Rhys, onun ne demeye çalıştığını anlamayarak bir an durdu. Cameron başıyla yatakta yatan kadını işaret etti ve güldü. "Sanırım onu burada tutmak istersin" dedi.

Rhys, bir süre Cameron'un arkasından baktı. Ardından kılıca döndü. Düşünemeyecek kadar yorulmuştu. Kılıcı yavaşça yatağın ucuna koydu ve dev yatağa uzanıp Galatriel'in yanına gelene kadar ilerledi. İkisini de yatağın ortasına gelecek kadar devam etti. Hala çok yavaş nefes alıyordu ama bu sadece çok fazla güç harcadığı içindi.

Rhys, onun kokusunu içine çekti ve ona sıkıca sarıldı. Gözlerini kapadığı anda derin bir uykuya daldı.

Ne Cameron'un veliaht prensi ne de Şeytan Cadısı iki gün boyunca odadan çıkmadı. İki gün boyunca durmaksızın derin bir uykunun içine hapis olmuş gibi görünüyorlardı. Helen ve Cameron düzenli olarak gün içinde onların uyuduğu odaya gidiyorlar ve gelişmelerden bahsediyorlardı. Bunun dışında günde bir kere Vanessa ve Victor geliyordu.

Victor, taht odasında pencerenin karşısında duran karısına baktı. Thata giden basamakları çıktı ve tahta oturdu. "Aoda öldü" dedi. "İlk kraliçe artık huzura kavuştu ve ilk çocuğumuz lanetinden kurtuldu" dedi. "Ama sen hala yas tutuyor gibi görünüyorsun"

Vanessa derin bir nefes aldı. "Oğlum bir yaratığa dönüştü" dedi. "O kadın onu bir canavara dönüştürdü"

Victor'da bu durumdan hoşnut değildi. Elleriyle yüzünü ovaladı. "Rhys hala kendi zihnine sahip" dedi. "Nasıl göründüğünün ne önemi var ki o hala bizim oğlumuz, Vanessa. Kadın belki de yapabileceği tek şeyi yaptı"

"Bize onu öldürebileceğini söylemişti!" diye bağırdı Vanessa kocasına dönerek. Son derece öfkeli görünüyordu. Oldukça kızgın gibiydi.

"Onu zaten öldürdü."

Victor ve Vanessa, başlarını çevirip içeri giren oğullarına baktılar. Annesinin gözleri gibi okyanus rengi gözleri kararlılıkla onlara bakıyordu. Cameron annesine doğru yürüdü. "Galatriel onu öldürebileceğini söylemişti ve öyle de yaptı" dedi. "Ağabeyimin bir canavara dönüştüğünü söyleme sakın, anne" dedi kadın ağzını açtığında onu susturarak. "Benim ağabeyim halkının karşısına o halde dikilip onları koruyacağına yemin etti. Rhys bir canavar değil ve onun öyle olduğunu iddia eden karşısında beni bulur"

"Ve beni."

Helen kabarık eteklerini toplayıp ağabeyinin yanına geldi. "Senin canavar dediğin ağabeyim o kadını bir kahraman ilan etti" dedi. "Hepiniz oradaydınız. O kadın, şeytanla savaştı." Derin bir nefes aldı ve her zaman ona öğretilenin dışında bütün gücüyle bağırdı. "Benim ağabeyim bir kahraman!"

Deprem o kadar güçlü bir şekilde kaleyi sarstı ki herkes bir yere tutunmak zorunda kaldı. Çok kısa sürmesine karşın oldukça güçlü bir sarsıntıydı bu. Bittiğinde herkes şaşkın bir şekilde durup birbirine baktı. Victor yavaşça tahtından kalktı ve yere kapaklanmış kızına doğru yürüdü.

Nazikçe kızı yerden kaldırdı ve şefkatle ona gülümsedi. "Tatlım" dedi. "Ağabeyin asla bir canavar olamaz" dedi. "Sonuçta o benim oğlum"

Helen babasına bakıp gülümsedi. Adam, kızına sıkıca sarılıp saçlarını okşadı nazikçe. Ancak ciddi gözleri karısına ve oğluna odaklanmıştı. İkisi de ne demek istediğini anladığını belirtircesine başını salladı.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!