Bölüm 17

1.1K 124 9


İyi okumalar arkadaşlar umarım bu bölümü ekstra seversiniz :D



Zaman durdu. Hayır, durmaktan ziyade geri sardı. Rhys, onun bal rengi gözlerinde dipsiz bir tünele doğru düştüğünü hissedebiliyordu. Zaman ve mekân kavramı parçalara ayrılıyor ve yeniden farklı şekillerde birleşiyor gibiydi. Anlamsız karelerle çevriliydi etrafı. Hepsinde Galatriel vardı.

Ryhs en sonunda bu dipsiz çukurun sonuna geldi ve bambaşka bir yerde tekrar gözlerini açtı.

Henüz on iki yaşlarında iki küçük kız el ele tutuşmuş çiçeklerle dolu bir çayırlıkta oyun oynuyordu. Kahverengi saçları ve bal rengi gözleriyle Rhys, Galatriel'i ayırt edebiliyordu.

Küçük Galatriel, koşarak sarışın mavi gözlü bir kızın etrafında koşuyordu. "Hadi, Lysandra" diye bağırdı Galatriel neşeli bir sesle. "Hadi göster. Eminim harika bir büyüdür"

Rhys gözlerini kıstı ve "Lysandra" diye fısıldadı. O gece Galatriel ilk kraliçeyi tanıdığını ve onun adının Lysandra olduğunu söylemişti. Bu küçük kız gelecekte Camelot'un ilk kraliçesi olacak kişi miydi?

Lysandra kıkırdadı. "Çok seveceksin" dedi ve kollarını iki yana açıp yabancı dilde bir şeyler söyleyerek kendi etrafında döndü. Etrafındaki kocaman bir daire içinde bütün çiçekler bir anda öldü.

Lysandra özgüvenle ona döndü ve gülümsedi. Galatriel, kocaman açılmış gözlerle bir süre ona baktı. O gözlerden masumiyet akıyordu. Bal rengi gözler yaşlarla doldu. "A-ama Sandra" dedi hıçkırarak. "Çi-çi-çiçekler ç-çok g-güz-güzeldi"

Rhys, şaşkınlıkla bir an durdu. Ufak Lysandra, Galatriel'i teselli etmek için bir şeyler söylemeye başlamıştı ki zemin ayaklarından kaydı. Genç adam tekrar düşmeye başladı ancak bu sefer uzun sürmedi. Anında başka bir anının içine düştü.

Yirmilerinin başlarındaki Lysandra ve Galatriel bir kalenin sur duvarlarında yan yana oturmuşlardı. Aşağısı bir uçurum gibiydi ancak onlar yüksekliği umursamıyorlardı. Rüzgâr, biri sarı diğeri kahverengi saçları birbirine karıştırıyordu.

"Bir ülke kurmak istiyorum, Gala" dedi Lysandra ciddi bir şekilde. "Onunla beraber yaşayabileceğim ve insanlarıma öncülük edeceğim bir ülke. Şeytanlardan, iblislerden ve onların pisliklerinden arınmış bir ülke. Daha fazla korkaklığın ve saklanmanın olmadığı bir dünya"

Genç Galatriel o kadar güzeldi ki şimdiki halinden bir an bile değişmemişti. Hala muhteşem bir güzelliğe sahipti. Şimdikinden tek farkı gözlerinin içindeki sıcak parlaklıktı. Lysandra'ya bakıp sımsıcak gülümsedi. Bu belki de başka kimseye göstermediği bir gülümsemeydi. "Sana inanıyorum" dedi. "Bunu başarabileceğini biliyorum. Sana her türlü yardım ederim"

Lysandra ona gülümsedi. "Hayalimdeki ülkeyi kurduğumda sen benim baş cadım olacaksın" dedi saçlarını okşayarak. "Sensiz asla güzel olmaz, Gala"

Karanlık etrafını sardı ve Rhys, tekrar düşmeye başladı. Gözlerini kapadı. Galatriel'in anılarının içinde savruluyor gibiydi. Ancak bu seferki düşüşü diğerinden uzun sürdü.

Genç bir adam, Lysandra ve Galatriel ile bir odada duruyordu. Yeşil gözleri zümrüt rengiydi. Dalgalı uzun saçları gözlerini gölgeliyordu ve kirli sakalı onu olduğundan yaşlı göstermişti. Lysandra'nın hemen yanında duruyordu. İkisinin çift olduğu çok belliydi. "Şeytan Kral Aoda'nın baskısı çok büyük" dedi. "Ancak bizde de sen ve Lysandra olduğu sürece onu yenebiliriz" dedi Galatriel'e doğru.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!