Giriş

250 6 0

        

  Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız , ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür... 


             Karanlık çökmüştü çoktan . Tıpkı şefkatli bir annenin yavrusunu kucaklar gibi sokak lambalarının ardından. Karanlık ile efsaneleşmiş kötülüklerin dillerde dolanan tezatlığıydı genç kadın. 'Bütün kötülüklerin karanlıkla geldiği ve aynı şekilde gün doğumunda gittiği.' durup dururken aklına gelen bu sözleri rahmetli babaannesinden duymuştu. Daha nice sözler vardı oysa hatırladığı , ama en çokta içini acıtan , inanadığı bu sözün bir gün kurtuluşunun olamamasıydı . Doğru bilinenin aksine ,kimi durumlar bunun tam tersini ispatlardı.

Genç kadın , alışılmışın dışında üzerinde kehribar renginde adeta gözleriyle uyum içerisindeki kıyafetini en güzel şekilde taşımaktaydı. Sevilesi yüzü ve her ne kadar feri gitse de her zaman içinde yaşamaya dair bir umudu olan gözleri solgundu . Fakat kalbinin iyiliği tüm ışıltısıyla yüzüne yansıyordu. Genç kadın bu bir kaç yılı devirdikten sonra hisleriyle hareket etmeyi öğrenmiş ve yaşadığı elim olaydan dolayı ön sezilerini güçlendirmişti. Olacakaları önceden hissedip ona göre gardını alıyordu. İçindeki hoşnutsuz sesi dinleyerek her ne kadar göremese de gözlerini karşıya dikmiş ve omuzlarını dikleştierek karşı tarafın konuşmak için sabırsızlandığının ve konuşmak üzere rahatsız bir şekilde boğazını temizlediğini duyumsadı. Genç adamın konuşmaya başlamasıyla yine yanılmadığını anladı. ifadesiz ve duygudan yoksun bir şeklde konuşmasını dinliyorudu.

Dakikalar saatleri kovalamış , artık ortama can sıkan bir sesizlik hakim olmaktaydı. Sonunda , karşısındaki kurnaz kadının ona oynadığı oyunu zor da olsa fark etmiş ve saklandığı yeri bulması zaman almasına rağmen hâlâ geç kalmadığını gören adam derin nefes alarak  konuşmaya başlamanın zamanı geldiğini fark etmişti.

''Kör cadı!'' koşmanın ve bağırmanın etkisiyle ciğerlerinin hava ihtiyacıyla öksürmeye başladı. Bir yandan nefes almaya çalışırken diğer yandan konuşmaya başladı. 

   '' Yolun sonuna geldin. Bırak kadını gitsin.'' Sert ve keskin bir şekilde karşısındaki kadına bakmaktaydı. Meslek hayatı boyunca içinde filizlenen korku şu an büyümeye başlamıştı. Hayatta kazanmakta kaybetmekte olağan şeylerdi. Yalnız bu  durum genç adam için geçerli değildi. Damarlarında gezinen deli kan buna hiçbir zaman müsaade etmemişti.

 ''  Geride dur komiser!'' güçlü bir sesle çığlık atarcasına karşısındaki adama bakıyordu. bağırmanın etkisinden dolayı elinin altındaki bedenin yerinden sıçramasıyla tiksinç bir yüz ifadesi takınarak başını yere eğmiş ve kadının saçlarını eline dolayarak konuşmasına devam etmişti.'' Sen bunu anlayamazsın, bu pisliklerin çektirdiği acıları anlayamazsın. Onlar yaptıklarımı çoktan hakketti.'' bağıra bağıra içini yakanları dile getirmişti. avucunun içindeki saçları daha hızlı çekip, kadının attığı çığlıkların ruhuna tarifi imkansız bir hafiflik vermesini ummuştu.

    '' Yaptıkların  yanlış !!'' sakin tutmaya çalıştığı ses tonuyla konuşmaya çalıştı. amacı karşısındaki kurnaz ve birazdan sinir krizi geçirmesine ramak kalan kadını biraz da olsa ikna etmek için takınması gereken maskeydi. Şu an tek istediği karşısındakini sakinleştirmekti. 

   Komiserin sözleri üzerine güçlü ve şeytani bir kahkaha atmıştı. Doğrusu adamın sözleri komiğine gitmekten çok adaletsizliğin içinde boğulan dünyanın yalan olduğunu haykırır gibiydi. Her ne kadar kimsenin onu anlayamayacağını bilse de kendinden ödün vermeyen bir sesle konuşmaya başladı. '' Ben sizin yapmanız gerekeni yapıyorum!'' bu aslında sözün bittiği yerdi. Daha fazla söze gerek yoktu aslında. Yaşanmışlıklar bir el olsa tokat olup suretinde bitiverirdi. içindeki acıları daha fazla konuşarak kanatmak istemiyordu. Ağzından çıkan her bir kelime onu güçlendirmekten çok tüketiyordu. Daha fazla katlanamıyordu. Yorulmuştu.                                                

''Biz adalet için uğraşırız. Bu yaptığın adil değil.'' kendisine gelmesini sağlayan karşısındaki adamın sert sesiydi. Bu sözler kafasının içinde bir çok arının vızıldamasını sağlamıştı. Yavaştan yavaşa sesler çoğalıyordu. İçindeki iyilik çığlık çığlığa ' adil değil ! adil değil! adil değil! diye  hıçkırarak ağlıyordu.Uğultular yerini sesizliğe  bıraktığında kendisine geldi ve konuşma ihtiyacıyla yanıp tutuşan dudaklarını aralayarak tükürürcesine bağırdı.

  '' Adil değil ha? '' sesindeki hayal kırıklığını bağırmasından ötürü duymamıştı genç adam. ' Bu kadın ne yaptı biliyormusun?  Küçük bir çocuk bu kadına bakılması için verilmişti. Bu pislik her gün onu dövdü. Çünkü  çocukça davranıyordu. Çünkü o bir çocuktu.  Ses çıkarmadı. Aslında çıkardı ama onun sessiz çığlıklarını duyabilen olmadı. Daha anlatamadığı o kadar şey olmasına rağmen konuşamıyordu. Peki söyle bana bu adil mi komiser.' İçinden sadece bu kelimeler dolanıp durmaktaydı. Dilinin ucuna kadar gelen gerçekleri bir türlü söyleyemiyordu. Sanki içindekileri sesli bir şekilde söylese tekrar o kötü günlere gidecekmiş hissiyle boğuluyordu.

      '' Seni anlıyorum.'' diyerek gözlerinin içine keskince baktı. '' Anlıyorum işini yapıyorsun. Benim seninle bir sorunum yok . Şimdi git burdan. '' dedi ve elindeki bıçağı yaşlı kadının boğazına dayadı. Amacı onu öldürmek değildi. Zira bu ona  bahşedilmiş bir ödül olurdu. 

  '' Yapma!! '' diye atıldı genç komiser. 

'' Eğer canavarlara canavar gibi davranırsan bu seni de bi canavar yapmaz mı? Seni tanıyorum. Sen böyle biri değilsin. '' diye ekledi hüzünle. 

    '' Senin tanıdığın kişi İpek Hancı . İpek Hancı  herkes ona inanmaktan vazgeçtiğinde öldü. Ben artık o değilim.'' Acıdan yoksun donuk bir sesle söylemişti içindekileri. İstediği tek şey ona inanılmasıydı. Bu kadar zormuydu. Anlayamıyordu bir türlü.

     ''O halde intikam arzusuyla yanıp tutuşan bu kadın kim?''

Ortamın sessiz ve toz bulutu gibi hissizleşmesini sağlayan genç adamın son sözleriydi.

Kan KırmızıBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!