Yaralı Göç

9 0 0


  "Anneannen bu konuda biraz hassas Öykü'cüm.Kendi kurgunla yaz istersen." "Ama anne,anneannem o zamanları yaşadı biliyor.Daha iyi olmaz mı onunla konuşsam?" "Güzel kızım,anneannen doksan iki yaşında ve çok hasta.Bu konuyu tekrar açman ona iyi gelmez." "Tamam" dedim ve sessizce odadan çıktım ama bu ödev için canlı bir kanıtım varken erkenden vazgeçecek değildim.Hem anneanneme ne gibi bir zarar verebileceğimi aklım almıyordu.O sırada yan odadan beni çağıran bir ses duydum.Anneannemdi.Yanına gittiğimde yattığı yerde doğrularak bana baktı.Elinde eski bir resim tutuyordu. "Sana bu hikayeyi yalnızca bir kez anlatacağım,anlaştık mı?" Olumlu anlamda kafamı salladım ve defterimi almak üzere odama gittim.

"Eskiden Kavala'da yaşardım.Senin yaşlarındayken yani.Kavala çok güzeldir kızım.Saatlerce denizini izleyebilirsin.Sıcacıktır üstelik.Hiç kara kış uğramaz oraya.Ben de onunla orada tanışmıştım."

"Kiminle anneanne?" bir an dedem olduğunu düşündüm.Ama dedem Kayserili'ydi.Anneannemle İstanbul'da tanışmışlardı.

"Josef'le.Josef benim ilk aşkımdı.Saçları toplanacak kadar uzundu neredeyse.Geniş omuzları ve mis gibi bir kokusu vardı.Ona sarıldığımda dünya durdu sanırdım.Onunlayken başka hiçbir şey umurumda olmazdı.Bir gün babam devletle bağlantılı çalıştığı için evde bir konuşmaya şahit oldum.Taşınacaktık.Taşınmak zorundaydık.Cumhuriyet ilan edilmeden birkaç ay önceydi.Lozan Anlaşmasının yapılacağı konuşuluyordu.Babam ellerini başının arasına alıp tok sesiyle o cümleyi söyledi. "Bu göç mecburidir hanım.İtiraz fayda etmez.Yasa çıkacak.Ben yarın kümesteki hayvanları satacağım hiç değilse biraz paramız olur."Sözleri kulağıma geldikçe dengemi kaybediyordum.Hemen koşarak bahçeye çıktım.Yan sokağa ve o masmavi köşke girdim. "Kalimera(günaydın)" dedim Dasha'ya.Dasha evin hizmetlisiydi. "Eleni ve Josef neredeler." "Bugün pazar agapiméni(canım) kilisedeler."

Koşarak kiliseye gittim.Törenin bitmesini bekledim.Önce Eleni çıktı. "Josef nerede?" dedim telaşla. "İçeride.Bir şey mi oldu?Solgun görünüyorsun" cevap vermeden içeri koştum.Josef o güzel gülüşüyle beni karşıladı.Gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım. "Ne oldu agápi(sevgilim) neden ağlıyorsun?Ona, babamdan duyduklarımı anlattım. "alímono alímono!(eyvah eyvah!)Ben de geleyim seninle." "Olmaz Josef yasak.Oradaki rumlar ortodokslar da buraya gelecekmiş.Ayrılmaktan başka çare yok." "Kaçacağiz" dedi yamuk Türkçesiyle.İşte o zaman en iyi çözümmüş gibi gelen fikir bizim sonumuz olacaktı.Bir sonraki sabah Josef'in denizci bir arkadaşıyla anlaştık.Bir yük gemisine saklanıp,kaçacaktık.Evden ayrılmak zordu.Tek tek bütün odaları gezdim o sabah.Önce ablama baktım saçlarını okşadım,sonra babam ve anneme en son da küçük erkek kardeşime.Bir veda mektubu bile bırakmadan evden ayrıldım.Yanıma çok fazla şey almamıştım.Josef'le rıhtımda buluştuğumuzda her şeyi arkamızda bırakmaya hazırdık.Ailemizi bile.Aklımda tek bir soru vardı. "Döndüğümüzde nereye vatan diyecektik?"

Yolculuk zorlu geçiyordu.Mürettebat iyiydi Josef'i çok sevmişlerdi.Onu kim sevmezdi ki.Sıcakkanlı,dürüst bir adamdı o.Bana sadece bir konuda yalan söyledi.Kiliseye gitmeden önce hekime gitmiş ve verem olduğunu öğrenmişti.Bense bunu bir gün kamaramızda bulduğum kanlı mendille anlamıştım.İşte o zaman dünyam başıma yıkıldı.Kader sanki bizi ayırmak için yemin etmişti.Josef'e sormaya korkuyordum ama sonunda cesaretimi toplayıp sordum. "Ölecek misin?" "Öleceğim,az zamanım kaldı" dedi hiç düşünmeden. "Ama senin yanında,Tanrının bana verdiği aşkla,mutlulukla öleceğim.Ben öldükten sonra bile yüreğim sağ kalıp seni sevmeye devam edecek" .Hiçbir şey diyemeden yalnızca ona sarıldım ve ağladım.

Josef biz İtalya'ya varamadan öldü.Yüzünde hafif bir tebessümle,beni sevdiğini söyleyip dua ederek öldü.Onu çok sevdim.Onu dedenden bile çok sevdim.Hala seviyorum.Bu kadar hasta olmam bile beni üzmüyor çünkü sonumun onunla olacağını biliyorum.Onun yanına gidip geniş omuzlarında uyuyacağımı,beni yine şakalarıyla güldüreceğini,bana yine şiirler okuyacağını biliyorum." Anneannem,boynundaki kolyeyi okşadı.Kolyenin içinde ne olduğunu hep merak etmiştim. "Burada" dedi. "Josef'in külleri yıllardır burada" ve hikayeye devam etti. "İtalya'ya ulaştığımızda ayaklarım üzerinde duramıyordum.Yere düşüp oracıkta ölmek istedim.Josef gibi , yüzümde bir tebessümle ölmek istedim.Ama Allah'ın bana verdiği vakit daha uzundu.Hayatıma devam etmek zorundaydım.En azından Josef'in bana verdiği son hediye, taşıdığım çocuğum için mecburdum buna."Anneannemin sözleri karşısında şok olmuştum. "Dayın" dedi. "Dayın Josef'in oğluydu." İtalya'da bir gün bile kalmayıp Josef'in yasıyla çaresizce Türkiye'ye döndükten 1 yıl sonra dedenle tanıştık ona hikayemi anlattım.Bana sahip çıktı.Benimle evlendi,çocuğumla ortada bırakmadı.Acıdı belki de.Dedenin tek isteği bir kız evlattı.Ben de ilk çocuğumu doğurduktan beş yıl sonra anneni dünyaya getirdim.Annem ve babamın,ablamın,erkek kardeşimin mezarı nerede hala bilmiyorum.Onları terk ederken bu kadar vicdan azabı çekeceğimi düşünmemiştim.Ama cenazelerine gidebilmeyi isterdim.En azından bunu yapabilmeyi isterdim.Türkiye'ye döndüğümde bir süre alışamadım.Buradaki akrabalar, ailemin göç ederken dayanamayıp öldüğünü sadece ablamın İstanbul'a vardığını ama sonra yapayalnız, fakirlik ve açlık içinde öldüğünü öğrendim.İşte bu yüzden korkmuyorum kızım.Ölmekten hiç korkmuyorum benim sevdiklerimin çoğu göçtü gitti zaten.Sizlerde artık kocaman oldunuz.Sadece yük oluyorum size."

Anneannem konuşmasını bitirdiğinde gözümdeki yaşları sildim ve elinde tuttuğu fotoğrafa baktım sonra sadece kuru bir teşekkürle odadan çıktım.O  gece hep  mübadeleyi düşündüm ve kaç hayatı mahvettiğini.

Yaralı GöçRead this story for FREE!