Bölüm 16

1.4K 125 4


Galatriel, saraydan çıktığında gerçek anlamda nefes aldığını hissedebilmişti. Gerçekten o kadar gerilmişti ki omuzlarının ağrıdığını yeni fark edebilmişti. Rhys'in baygın bedeni havada süzülerek arkasından geliyordu. Genç kadın açık havaya çıkınca derin bir nefes aldı. Sarayın basamaklarına oturdu. "Marin" diye fısıldadı hafif esintiye doğru. "Bana gel."

Karanlık'ın üzerine binmiş küçük maymun saraya çıkan merdivenlerin hemen başına geldi. Küçücük bedeniyle Ryhs'in yaptığı kılıcı sıkı sıkı sarılmıştı. Galatriel merdivenleri ağır ağır indi ve hemen maymunun önünde durdu. "Git onu getir, Marin" dedi sakince.

Işık'ı kaybetmişti. Neredeyse lanet haydutların olduğu bir krallıkta hapis kalmaktan kurtulmuşlardı. Aoda onu öldürmek için fırsat kolluyordu ve hiçbir şekilde onunla konuşma ya da ikna etme şansı olmayacaktı. Rhys'in de ona karşı pek hoş olmayan duygular beslediği kesindi. Genç kadın derin bir nefes aldı. İşler daha da karışamazdı herhalde.

Marin, adamı omzuna atmış ona doğru geldi ve adamı bir oyuncak gibi atın üzerine yüzükoyun attı. Ardından eski boyutunu aldı ve Galatriel'in omzuna tırmandı. Galatriel, atı hızla sürmeye başladı. Bir an önce dağdan çıkması gerekiyordu artık.

Rhys, yoğun bir mide bulantısı ve baş dönmesiyle açtı gözlerini. Başı yere doğru dönmüş ve gözlerinin önünde sürekli hareket eden bir toprakla bir atın ayakları vardı. Genç adam neler olduğunu çalışarak doğrulmaya çalıştı. At anında durdu. "Uyandığını görmek çok güzel" dedi tepesindeki kadın.

Rhys, yüzüstü yattığı atın üzerinden doğruldu ve kendini yere attı. Öksürerek kendine gelmeye çalıştı. Başı o kadar ağrıyordu ki çatlayacak gibiydi. Elleriyle yüzünü örttü ve yüzünü ovaladı. "Galatriel" dedi sakince. "Neler oluyor?"

Bu soruyu sormaya korkuyordu. Çünkü cevapları hiçbir zaman hoşuna gitmiyordu. En son ne hatırlıyordu? Dağ yoluna çıkıyorlardı. İki atla seyahat ediyorlardı. Dağ yolundaki hisleri hatırlıyordu. Uçmak istemişti. Galatriel'i öldürmek istemişti. Sonrasında ona kaçmasını söylediğini hatırlıyordu.

Belli ki onu öldürmemişti...

"Bana saldırdın" dedi Galatriel onun önünde diz çöktü ve gözlerini ona dikti. "Kanatların vardı. Senden kaçmaya çalıştım ama çok güçlü ve hızlıydın. Bir büyü yaptım ve seni dondurdum" dedi. "Bedenini kilitledim. Çok bitkin düştüm ve ben yorgunluktan baygınlık geçirdim" dedi. "Bu arada Işık'ı öldürdün."

Bir atı öldürmüştü. Karanlık'ın onu üzerinden atıp üstünde tepinmemesine şaşırıyordu. Gözlerini sıkıca yumup hatırlamaya çalıştı ama bomboştu. "Sonra ne oldu?" diye sordu.

Genç kadın bir süre durdu. "Sonra kendime geldim" dedi. "Marin'e seni bulmasını söyledim ve toparlandık. Dağ yolunun büyük bir kısmında baygındın. Çok az bir yolumuz kaldı"

Rhys, başını salladı ve kendisini toparlamaya çalıştı. Oturmak ona iyi gelmişti. Midesi düzelmişti en azından kusmayacağına emindi. Galatriel derin bir nefes aldı ve atın yanına gidip bir matarayla kemirmesi için yiyecek bir şeyler alıp geldi. "Uzun süredir yemek yemiyoruz" dedi. "Bir saate bir yerlerde kamp kurup biraz dinleniriz" dedi.

Genç adam, mataradaki suyu alıp kafasına dikti ve minik bir parça ekmek yedi. Bu ona biraz daha iyi gelmişti. Ayağa kalktı ve Galatriel ile beraber ata doğru yürüdü. Karanlık, onu görünce kişnedi. Rhys, onun yelesini okşadı. "Çok üzgünüm, dostum" diye fısıldadı. "Bile isteye yaptığım bir şey değildi. Yemin ederim"

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!