Bölüm 17: Savaş Kırıntıları

28 2 0

Sabahın ilk ışıkları siyah renkteki perdenin ulaşamadığı camın sağ ucunu delip geçti ve Masline'in pürüsüzsüz ve parlak yüzüne saldırdı. Masline ilk başta kendini sağa sola çevirerek kaçınmaya çalışsa da en sonunda uyandı ve kalkıp perdeyi çekti.

Yatağına tekrar uzandı ancak uyuyamadı. Kalktı ve köyünden getirdiği elbisesini giydi. Bugün pek macera yaşamayacaklarını ve biraz dinleneceklerini düşündüğü için giymişti bu elbiseyi. Elbise dizlerine kadar uzanıyordu. Beyaz renkteydi ve üzerinde mavi renkte, elflerin yaptığı özel işlemeler bulunuyordu.

Aşağı indi ve bir şeyler yedi. Handaki cüceler gözünü bu güzel elf dişisinden alamıyordu. Sırayla yanına gelip, leydilerinin elini öptüler ve ona bir şeyler ısmarlamak istediler. Ancak Masline kabul etmedi. Yemeğini bitirip, Keanexl ve Dodeik uyanmadan, biraz alışveriş yapabilmek için dışarı çıktı. Köyde biraz para biriktirmişti ve şimdi onları harcıyacaktı. Uzun zamandır bu hayali kuruyordu.

Yaklaşık iki saat boyunca Elf pazarını gezdi ve güzel giysiler aldı. Bir avcı olsa da o bir dişiydi ve böyle süslü şeylere ihtiyacı vardı. Uzun zaman boyunca kasvetli avlar yapması ve gecenin karanlığında durmadan yol alması onu kötü bir ruh haline sokmuştu ve kurtulması gerekiyordu. Parasının küçük bir kısmını harcayıp, hana geri döndü. Sonra ise avcı elbiselerini giyip, Keanexl ve Dodeik'in odalarının kapısını çaldı. İkisi de kapıyı açmıyordu. Aşağıya indi ve biraz kilolu olan, siyah ve kısa saçlara sahip hancıya, Keanexl ve Dodeik'i sordu.

"Bir kaç saat önce çıktılar efendim," dedi hancı tok sesi ile. "Sizin beklemenizi istiyorlardı."

Masline, onları oturup bekleyecek bir kadın değildi, "Nereye gittiklerini söylediler mi?" diye sordu.

"Hayır, efendim."

----------

Keanexl siyah deri kapağa sahip, oldukça eski ve tozlu bir kitabı raftan aldı. Masaya oturup, kitabın sayfalarını karıştırmaya başladı.

"Bir şeyler buldun mu?" diye sordu Keanexl, Dodeik'e kitabı okurken.

Dodeik siyah saçlarını gözlerinin önünden çekti, "Ağacın Dallarin Okyanus'unun tam ortasında olduğuna dair bazı kitaplar buldum. Ancak kimse bu koca okyanusun tam ortasının neresi olduğunu bilmiyor bile. Üç büyük kıtanın ortasında olan kısmının en ortası mı? Yoksa bizi bile çevreleyen koca okyanusun diğer tarafında kalan en ortası mı? Gemilerimizle halen tüm Brotah'ı bile dolaşamamışken, başka bir kıta olup olmadığını bile bilmezken, Yüce Ağaç'ı bulmak oldukça zor olacak."

"Büyük ihtimalle üç kıtanın arasında kalan kısımda olmalı çünkü ağaç kıtalar ayrılmadan önce, büyük Kaveraz Kıtası'nda bir yerde yaratılmıştı. En azından efsanelerimizde öyle yazıyor."

"Peki ya ağacı koruyan canavar? Ağacı bulsak bile onu yenme olasılığı var mı? Mar'Ank gibilerin oluşmamasını engellemek için yapılmış bir canavar ne kadar güçlü olabilir?"

"Belki de sadece Mar'Ank gibiler için tehlikelidir." diye cevapladı Keanexl.  "Bizim ırkımıza karşı ağacı koruması gerekmiyordur. Sonuçta tanrılar ağacı bize  bir lütuf olarak yarattılar, neden onu bizden saklasınlar ki?"

Dodeik önündeki tozlu kitabı kapatıp, raftaki yerine koydu sonra ise yeni bir kitabı aldı.

"Bilmiyorum. Sadece Elf kitapları ile sınırlı kalmamalıyız. Birkaç sayfa yazı yazdım. Biraz daha araştırıp, cüce kütüphanesine gitmeliyiz. Yer altına girmek onlara oldukça yaradı, zekaları artmışa benziyor, iyi bilgiler yakalayabiliriz."

"Peki Görkemli İnsanlar?" dedi Keanexl raflara bakarken. "Onların yaratılanların en iyisi olduğunu biliyoruz belki bu konuda da en iyiler onlar olabilir."

Dodeik kitabın sayfalarını çevirirken, önemli bir kısım yakaladı. "Şurayı dinle," dedi Keanexl'a. " Uzun yıllar boyu birbiri ile savaştı krallar, sonra ise araya girdi hırçın okyanuslar.

Birbirlerini aradılar durmadan, dünya bir hiçti savaş olmadan.

Tanrılar hiç karışmadı bu duruma,
Sonra çıktı ortaya Bruma.

Onlarca icat yaptı, durmadan çalıştı,
Bir şeyleri başarmaya oldukça yaklaştı."

"Gemilerin ortaya çıkışı bu şekilde mi oldu?" diye sordu Keanexl. "Cüce ustası Bruma'nın birçok şeyi icat ettiğini biliyordum ancak Gemilerin o kadar eski bir tarihte yapıldığı hakkında bir fikrim yoktu."

"Burada bahsedilen şey ırkların birbiri ile savaşması en temel ihtiyaçları ve bu temel ihtiyaç büyük keşifleri doğurmuş. Ya da ben öyle düşünüyorum."

Keanexl yerinden kalktı ve tekrar rafları gezmeye başladı. Sonra ise aradığı şeyi bulup hızla Dodeik'in yanına döndü.

"Elf efsaneleri," dedi Keanexl sevinçle. "Biraz daha işimiz var."

--------

Harvey Atbol dikdörtgen şeklindeki, kalastan yapılmış masanın, sandalyelerinden birine oturdu. Masada Harvey'den başka beş kişi daha vardı. Masanın uzun olan kenarlarında iki kişi, kısa kenarlarında ise birer kişi oturuyordu.

"Kabul edeceklerini sanmıyorum Harvey," dedi Dunzac Sertkalkan, sonra ise kar beyazı sakallarını kaşıdı. "Deniz güvenliğini elimden geldiğince sağlamaya çalışıyorum ancak seni savaşın başından beri sadece bir kere gördük."

"Eğer hata yapmasayadınız hiç görmezdiniz," diye sert bir bakışla cevapladı Harvey Atbol, karşısındaki komutanı. İkisi de masanın kısa olan taraflarında oturmuşlardı. "Tek çaremiz bir süreliğine barışı sağlamak. Eğer planlarımız işe yaramazsa barış bittiği gibi yeryüzünden silineceğiz."

"Tek kale biziz," diye konuşmaya katıldı Benman Sertkalkan. Babası Dunzac'a oldukça benziyordu ve daha bu genç yaşında insan ordusunun önemli askerlerinden biri olmuştu. "Kıtadaki diğer ırklar hiçbir işe yaramıyor. Elfler gizlice taraf değiştirmeyi düşünüyor bile olabilir. Sadece tek bir Kıtalar Savaşı insan diyarının işine geldi. Cüceler ise askerlerini yollamak yerine onları işçi olarak kullanıp madenlerini güçlendiriyor. Savaştan ümitlerini kesmiş gibiler büyük bir savunmaya geçmeyi planlıyorlar. Bize tam anlamıyla yardım eden tek ırk Görkemli İnsanlar ve onlarında sayısı oldukça az. Katipler, tarih kitaplarına bizi yazmaya başladı ve 'dı' kullanıyorlar."

"Sakin ol genç adam," dedi Ralkif Kızılkulak. "Cücelerin ne yapmaya çalıştığını biliyoruz ve emin ol ki en güvenebileceğimiz ırk onlar. Elfler hakkında konuşmayacağım. O uzun kulaklılardan doğduğum günden beri nefret ediyorum ve bu olaya tarafsız bakamıyorum."

"Ben bakabilirim," diye konuşmaya katıldı Zef. Bu adam bir soyada bile sahip değildi. Ailesi tanımadan büyümüş ve kendini hiçlikten kurtarıp, bir komutan seviyesine getirmişti. Hala otuz dört yaşındaydı. Benman ile yan yana oturuyordu. "Elfler bir şey planlamıyorlar ancak hükümetleri çökmek üzere, bu nedenle bize tam olarak yardım edemiyorlar. Asi elfler, kraliyet ailesini düşürmek istiyorlar. Bizim bu tarikatı durdurmalarına yardım etmemiz gerekirken, onları kötülüyoruz."

Benman Sertkalkan, Zef'e sinirli bir bakış attı ancak devamını getiremedi. Zef onun bile baş edebileceği biri değildi.

"Bu saçma tartışmayı bitirin de Harvey'in isteğini yerine getirin," diye emretti, Dunzac Sertkalkan. "Umarım görüşme yapmak isterler eğer istemezlerse gerçekten sonumuz gelmiş gibi görünüyor. Peki bu elf olayı hakkında ne yapacağız?"

"Başkentte o olay hakkında bir kaç şey düşündüm. Merak etmeyin, eğer ateşkesi kabul ederlerse savaş kesinlikle bizim lehimize dönecektir."



Yüce Ağaç: ArayışBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!