Biz birbirimize öküzün trene baktığı gibi bakarken birden Mr. Köprücük Kemiği'nin suratı aydınlandı. Kafasında patlayan ampulu siz bile görebilirdiniz.

"Sen," dedi. "Seni bizim okulda görmüştüm. Adın da... Kumsal. Evet Kumsal. "

Durakladı ve yüzüne alaylı bir sırıtış yerleştirdi. " Sen şu top mıknatısı dedikleri kız değil misin ?"

Evet doğru okudunuz. Top mıknatısı. İçinde top bulunan bir ortamdaysam o top mutlaka bana uğrar ve birlikte bir tek atarız. Aramızda hiç kopmayan bir bağ var. Hatta şöyle söyleyeyim bir seferinde top bizim sınıfın camını kırmıştı ve gelmişken beni de es geçmemişti...

Sesli bir şekilde nefes verdim.

"Evet , sen de- "

" Evet Çağrı. Çağrı Duman. " dedi dudaklarını kıvırarak. Tam ben de gülümseyecektim ki suratının aldığı ciddi ifadeyle irkildim.

" Ama şuan takılmamız gereken nokta isimlerimiz değil. İçeri nasıl girdin sen ? Havalandırmadan falan mı atladın ? "

"Evet, gerizekalıyım ya çünkü ben. Bavullarımla havalandırmaya gireyim dedim. "

Hala anlamaz gözlerle bakınca elimdeki oda kartını gösterdim. O da kapının girişindeki kısma yerleştirdiği kartı gösterdi bana.

" Bu böyle olmayacak. " dedi eline telefonunu alarak. "Hadi yürü. "

#

Resepsiyona gittiğimizde Çağrı resepsiyondaki voldemort burunlu kıza bir şeyler söyledi. Abi o nasıl bir estetiktir ? Parası neyse vereyim git düzelttir. Çok ciddiyim ben.

Ben kızın burnunu gerçekten burun mu acaba diye kontrol ederken bir süre sonra dedikleriyle beynimden vurulmuşa dönmüştüm.

"Kusura bakmayın efendim ama bu etkinliğe katılan kız erkek sayısının eşitsizliği yüzünden, aynı odada kalmak zorundasınız. Bu otelimizin bir hatası olsaydı sizinle ilgilenebilirdik ama bizimle bir ilgisi yok. Bütün herkes yerleştirildi bile. "

NE DİYORSUN BE SEN, VOLDEMORT ?

" Şaka bu öyle değil mi ? " dedim gülerek.

Benim aksime Çağrı gayet rahat bir şekilde " Yine de boş oda var mı bakar mısın ?" diye sordu.

Saatler gibi süren on dakika boyunca lobide şekilden şekile girerek tam anlamıyla bir dans şovu yaptım. En sonunda yine dayanamamıştım.

" Ya kızım alt tarafı başka oda var mı diye bakacaksın. Gören de Da Vinci'nin şifresini buluyorsun sanır. " Kız bana ters ters baktıktan sonra dudaklarını yaladı ve bakışlarını Çağrı' ya çevirdi.

" Boş oda yok ne yazık ki. Olanların da hepsi rezerve edilmiş."

" Dur bi' de ben bakayım, çekil. " deyip masanın diğer tarafına geçmeye çalıştığımda Çağrı kıza göz kırptıktan sonra beni kolumdan yakalayıp sürüklemeye başladı.

"Saçmalama ve ortalığı ayağa kaldırmadan yürümeye başla."

" Ben asla ve asla seninle aynı odada kalmam. "

" Tamam canım, benim için hiç problem değil. Sen de dışarıda yatarsın." dedi umursamazca omuz silkip.

" Pardon da, ben neden dışarda yatıyormuşum? "

Yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirdi. Kendini zorladığı yüz hatlarından o kadar belli oluyordu ki bu durumda bile gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Çünkü elimizde olan tek seçeneği kabul etmeyip cırlayan ben değilim."

Ona sadece gözlerimi devirip arkamda bırakarak yürümeye başladım.

Odadan içeri girdiğimizde ışığı açıp dikkatle inceledim. İki ayrı bölümden oluşuyordu ve iki kısımda da geniş yataklar vardı. Hoş bir deniz manzarası bile vardı. Her şeyi unutursak gerçekten çok güzeldi.

"Bak odanın cam kenarı olan kısmı senin olur. Ben de öbür kısımda idare ederim. Ha hâlâ gitmek istiyorsan, ben olay çıkaracağım diyorsan... Buyur Kumsalcım kapıyı biliyorsun. " dedi kapıyı göstererek.

Derin bir nefes verdim. Gerçekten sorun çıkarak psikolojide değildim aynı zamanda gücüm de yoktu.

" Bu tatile gerçekten ihtiyacım olmasaydı ortalığı, emin ol ortalığı ayağa kaldırırdım ama... gerçekten gücüm yok. Tamam. "

Dediklerime karşılık biraz şaşırır gibi olsa da tokalaşmak için elini uzattı. Elini sıkarken bir yandan da gözlerimi kıstım.

" Ama eğer benim bölgeme girersen - " cümlemi tamamlayadan sözümü kesti.

" Merak etme sana meraklı değilim. Çok kız var yani. Anlarsın ya. "

Gözlerimi devirip ilgilenmediğimi belli ederek konuyu değiştirdim.

" Tabi ki kurallarımız da olacak." dedikten sonra gülümsedim ve odaya yerleşmeye başladım.

Önce dolaba tüm kıyafetlerimi teker teker katlayıp yerleştirdim. Makyaj malzemelerinin olduğu küçük çantamı banyoya götürdüm. Ojelerimi yatağın yanındaki komidine dizdim.Kitaplarımı da aynı şekilde titizce dizdikten sonra ayakkabılarımı kapının kenarına yerleştirip dizüstü bilgisayarımı yatağımın üstüne koydum. Tüm her şeyi hallettiğimde ise gülümseyerek dolaba yöneldim.

" İstiyorsan bir de televizyonun üstüne falan dantel koy ha ? " dedi. Homurdanarak ona baktım.

" Çok komiksin. Cidden bak. "

" Biliyorum, biliyorum . " diye mırıldandı.

Başımı iki yana salladıktan sonra dolaptan rastgele bir pijama alıp banyoya gittim. Otel terliklerini giyip banyodan çıkınca karşımda üstsüz bir şekilde beni bekleyen Mr. Köprücük Kemiği'ni gördüm. Bakışlarını bana çevirince gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

" Komik bir şey varsa söyle, beraber gülelim ? " dedim sevgili öğretmenlerimizin yerini aratmayarak.

" Pijaman, çok ateşli gerçekten. " diyerek sırıttığında üstümdeki ay dedeli pijamaya baktım.

Ne vardı yani ? Bu en sevdiğim pijamamdı ve kimseyi ilgilendirmezdi.

" Benim pijamamla dalga geçeceğine üstüne daha sık bir şeyler giymeyi dene . "

" Ferrarin olsa üstünü örter misin ?" diye dudağını yukarı kıvırdığında alayla sırıtarak " Örtüyorum ya ?" dedim ve hızla önünden geçtim.

Az önce Çağrı Duman'a laf mı sokmuştum ben ? Gerçekten bazı şeylerde seviye atlıyordum.

Yüzümü sıvazladıktan sonra telefonumu ve şarj aletimi elime alıp priz aramaya başladım. Yatağımın kenarındaki prizi görünce birden durakladım. Hayal görüp görmediğimi anlamak için gözlerimi kapayıp açtığımda priz hala yerinde duruyordu.

Priz bildiğiniz yatağın yanındaydı. Yerim ben bu prizi.

YAZ ÖKÜZÜBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!