Paradoksal Uyku

16K 197 13

Çok sıcak... Ense kökümden sırtıma doğru yol olan damla, yüksek sesten zonklayan kulaklarım ve deli gibi dönen başım... Gözlerimi hafif aralayıp yanımda kafayı bulan Savaş'a baktım. Elindeki küçük paketten işaret parmağıyla baş parmağının arasına döküp bana uzattı. "Çek hadi!" diye bağırdı kulağıma doğru. Yüzündeki aptal gülümsemeye aldırmadan eline doğru uzandım ve parmaklarının arasındaki tozu içime çektim. Müzik sesi daha da şiddetlendi. Masanın üzerindeki viski kadehini kafama dikip başımı deri koltuğun yumuşak başlığına yasladım. Rengarenk ışıkları kapalı gözkapaklarımın ardından bile hissedebiliyordum. Kalbim hızla atmaya başladı. Soluk borumdan yukarı doğru yükselen içimde deli gibi bir ritim tutturan kalbim beni soluksuz bırakmıştı. Sıcak dudaklar boynumun çıkıntısında dolaşmaya başladı. Yüzümde salak bir gülümseme olduğunu biliyordum. Dokunuşları tatlı... Öyleydi herhalde. Bedenimden beynime ulaşmayan yumuşak ve sevgi dolu... Belki de hissedemediğim için... Onu geriye ittirip aramıza mesafe koydum. Karşı çıkmadan olduğu yere yayıldı. Aşırı alkol mesanemi zorlamaya başlamıştı. Masanın üzerinde duran çantamı alıp insanları yara yara lavobalara doğru ilerlemeye başladım.

Terlemiş ıslak bedenlere değen soğuk tenim her defasında irkiliyor, anlam veremediğim bir panik duygusu içimde büyüyordu. Çıkışı bulmalıyım. Ama önce tuvalete gidip sakinleşmem gerekiyordu. Yine fazla kaçırmıştım. Ya da fazla ayık olduğum için tüm her şeye tahamülsüzdüm. Tuvaletlerin olduğu araya girince hangisinin kızlar tuvaleti olduğunu anlamak için kapıların üzerlerine bakmaya başladım. Ama bir türlü göremiyordum. Her şey buzlu bir camın arkasında oynayan sessiz bir film gibiydi. Kapılardan çıkan insanlar kocaman kafaları ve korkunç gözleriyle bana bakıp sırıtıyorlardı. Komik miydim? Belki de... Ben de sırıttım. Beni sahoş sanıyorlardı. Bunu reddetmek için bağırmak istedim. Ama ağzımı açamadan bir el belime dolandı ve halsiz bedenimi bir kapıdan içeri sürükledi. Burası ne erkekler ne de kızlar tuvaletiydi. Yüksek müzik sesinin daha boğuk geldiği beton, soğuk bir holdü. Etrafı incelemeyi bırakıp ona döndüm. Küçücük gözbebeklerinin etrafını saran soğuk mavi gözleri yaramaz bir ışıltıyla parlıyordu. Uzun sakallarının tenime değmesiyle irkilip bir adım geriledim. "Lavobo..."diye mırıldadım. Bakışları şiddetle ve aç bir şekilde siyah bluzumun davetkar dekoltesinde dolaşıyordu. Bir kaç adım daha geriledim. Bana doğru uzandı ve tek bir hareketle beni duvara yasladı. Bakışlarımı tam karşıya göğsüne dikmiştim. "Eve gitmek istiyorum..." diye sızlandım karşımdaki yabancıya. Dudakları hafifçe kıvrıldı ve başını geriye atıp güldü. "Tabii ki bebeğim." Elleri kalçalarıma kaydı ve sertliğini karnımın üstüne bastırdı. Dudaklarımızı yaklaştırıp"Eninde sonunda eve gideceğiz." diye mırıldandı. Konuşurken dilli ile dudaklarını ıslattı. Başını yeniden boynuma gömüp deli gibi somururken elleri kalçalarımdan eteğimin bitiş yerine kayıp yukarı sıyırdı. Parmakları kalçalarıma kadar gelen çorabımın üzerinde dolaşıyordu. Dudaklarını kulağıma yaklaştırıp "Ateşli kızım benim..." diye fısıldadı. Kendimi iyice duvara yasladım. Kalbim artık kaburgalarımı zorluyor, nefesim kesilmeye başlıyordu. Ellerimi duvarın soğukluğundan ayırıp bedenlerimizin arasına koydum. Sarhoş olabilirdim ama o benden daha sarhoştu. Bütün gücümle onu ittirip "Ben eve gidiyorum." dedim sert bir sesle. Korku ve adrenalin, şuurun kıyısında dolanan benliğimde keskin bir ışık çakmıştı. Artık ayaklarımı vurmaya başlayan topuklu çizmelerime aldırmadan adımlarımı hızlandırıp acil çıkış kapısını aramaya başladım. Labirente koyulmuş fare gibi sürekli dönüyordum. Arkamdan gelen sert adımları duyunca daha da panik olup koşar adım gitmeye başaldım. Güçlü eller kolumu yakalayıp beni duvara çarptı. Dudaklarını acımazsızca benimkilere çarpıp dilini kapalı dudaklarım üzerinde gezdiriyordu. Öpüşmeyi severdim ama tanıdık güvenli kolların arasındayken. Bu kendini bilmez sarhoş herifin ısrarcı dokunuşları uyuşuk beynimin bile isyan etmesine sebebiyet veriyordu. Onu bir kez daha ittirdim. "Pis sarhoş. Uzak dur!"diye bağırdım. Tekrar arkamı döndüm ve Exit yazısının olduğu merdivenlere yöneldim. Bir adım atmıştımki beni itti ve kıç üstü merdivene çakıldım. Ağzımdan ufak bir inilti kaçıp elimi kalkmak için yere dayadım. "Pis sarhoş ha(!) "diye hırladı. Gözü dönmüş gibiydi. Üzerime eğildi ve bluzumdan taşan göğüslerimi öpmeye başladı. Karşı koymak için direnen ellerimi tek eliyle başımın üzerine bastırmıştı. Merdivenin soğuk çıkıntısı belime ve bileklerime batıyordu. Korku ve panik karışımı bir hıçkırık boğazımı yırtarak dudaklarımın arasından kaçtı. "Bırak!" diye inledim. Boşta kalan eli ve bir bacağıyla, kendime doğru çektiğim bacaklarımı ayırıp arasına girdi. Eli iç çamaşımın içine girince çığlık attım. "Çek ellerini... Pişman ederim seni." diye bağırdım. Kıpırdanmamam için tüm ağırlığını üzerime verdi. "Pişman falan olmam senden." diye inleyerek pantolonunun düğmesini açtı. Sertliğini bana sürterken gözlerimden süzülen kuru yaşlarla onu ikna etmeye çalıştım. "yapma... lütfen" diye yalvardım tekrar.

"Hadi güzelim sessiz ol..."diye inledi tekrar boynuma doğru. Erkekliğinin başını kaskatı kesilmiş bedenime doğru ittiriken ağzımdan boğazımı paramparça eden bir çığlık koptu. Bacağımı zapteden eli ağzıma kaydı ve çığlıklarım avucumun içinde boğulmaya başladı. Bacaklarımın arasında hissettiğim sıcak ve sert şey bayılacak gibi hissetmeme ve midemin bulanmasına yol açıyordu.

"Lütfen..." diye boğuk bir çığlık daha döküldü dudaklarımdan. Sarhoştum, direnecek gücüm onun da yaptığını fark edecek kadar bilinci yoktu. Ağzımdaki elini çekip siyah bluzumun yakasına asıldı ve sertçe çekerken bir çığlık daha attım. Dudakları göğüslerimi somururken kendini bir kez daha bana bastırdı. "Sen de zevk alacaksın." diye fısıldadı erkekliğini bana sürterken. Eliyle külodumu bir yanını aşağıya çekmeye çalışırken bir yandan da deli gibi çırpınan ve çığlık atan beni zapt etmeye çalışıyordu. "Bağırma!" diye bağırdı korkunç bakışlarını bana dikerken. Külodumu çıkaramayınca kumaşı yana kaydırdı ve boşluktan sertliğini içime doğru ittirmeye başladı. Gözlerimi sımsıkı yumdum ve tekrar ağzıma kapanan elinin ardından çığlıklarımı duyurmaya çalıştım.

Birden üzerimdeki şiddetli ağırlık kalktı ve tenin tene çarpma sesi geldi. Gözlerimi ürkekçe aralayıp adamın Savaş'ın altında yumruk yiyen bedeniyle karşılaştım. Adamın gözlerinin kapalı olduğunu fark eden Savaş üzerinden kalkıp bana döndü. Bakışları tuhaftı. Simsiyah gözlerini gözlerime dikmeden önce aralık duran bacaklarıma kaçamak bir bakış attı. Bana doğru uzanınca hemen bacaklarımı toplayıp geri kaçtım. "Korkma sana zarar vermeyeceğim." dedi sakinleştirici bir sesle. Elini uzatıp tutmamı bekledi. Deli gibi titreyen bedenimi umursamadan yerden destek alıp kalkmaya çalıştım ama başarısız olup düşeceken kolumdan tutup beni kendisine çekti. Deli gibi dönen başımı sabitlemek için elimi gözlerime bastırdım.

"İyi misin Lena?" Boğuk erkeksi sesin kulağa gelen komik sorusuna karşın elimi yüzümden çekip ona baktım. Gözleri endişeyle kısılmış bana bakıyordu. "Sence?" diye fısıldadım. Bakışlarım yerde yatan adama kaymıştı. Yüzü kanlanmış aptal bir gülümseme ile sızmıştı. Buradan gitmek yatağıma girip uyumak istiyordum. Başımı Savaş'ın omzuna yaslayıp "Eve gitmek istiyorum." dedim. Başını salladı. Çıkmayı başaramadığım merdivenlerden tırmanıp buz gibi havanın yüzüme ve açıkta olan göğüslerime çerpışını hissettim. Önü yırtılmış bluzumu iki elimle tutup bir araya getirmeye çalıştım. Hemen üzerindeki polar hırkayı çıkarıp üzerime giydirdi. Bana dokunmamaya dikkat ederek fermuarını kapatırken "Bir daha yanımdan ayrılma!"dedi sert sesiyle. Ürkekçe başımı salladım. Bir elini omzuma attı ve bedenimi güçlü sıcak bedenine yasladı.

"Ona ne olacak?" dedim arkamızı işaret ederek.

Kısa bir an duraksadı. Dudaklarını anlıma bastırıp "Sen bunları düşünme prenses." Sakin, duygudan arınmış ses ardındaki aydınlığı kulağıma fısıldadı.

PARADOKSAL UYKUBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!