5.HAİN KİM?

17.5K 1.1K 3.1K
                                    

Küçüklüğünden beri babasının ve annesinin ailesinin siyasi tartışmalarına şahit olmuştu. Babası tarafsız olup her görüşe saygı duyarken anne tarafı solcuydu. Dedesi siyasi suçlu olduğundan bir dönem Fransa'ya iltica etmek zorunda kalmıştı hatta.

Babası Bekir Bey ise dedesine saygı duyar onun yanında pek konuşmazdı. Ancak onun dışındaki çoğu aile ferdiyle bu konularda tartışmıştı. Özellikle dayısıyla... Hem polis olup hem de solcu olmak dayısı dışında kaç kişiye nasip olmuştu bilmiyordu. Babası da özellikle bu noktadan vuruyordu zaten onu konuşmalarında.

Bu ortamda bile Emre'yi siyasi olaylardan uzak tutmayı başarabilmişlerdi. Emre de tam anne-babasının istediği gibi tarafsız biri olmuştu. Kimseye karşı bir kini yoktu. Sadece yanlış gördüğü durumları dile getirmekten çekinmezdi.

İşte şu an sinirli olmasının nedeni de tam olarak bundan kaynaklanıyordu. Sen git 22 sene boyunca öyle bir ortamdan sağ çıkmayı başar ama sonra delinin tekinin ağına takıl. Olacak iş değildi!

Kürt biri olarak her ne kadar sabit bir fikri olmasa da Ülkücülerle hiç muhatap olmamış,olmak da istememişti. Peki şimdi ne durumdaydı? Resmen kendini salvonun ortasında bulmuştu. Artık her tarafını kuşatmışlardı,boğulduğunu hissediyordu.

Hele bir de o aptal,yerden bitmenin gözlerinin içine bakarak 'it' demesi yok mu?.. Sabrını taşıran son damla olmuştu. Bozkurt değil embesil sürüsünün içine düşmüştü. Tek tesellisi Yavuz denen çocukla iyi anlaşmış olmaktı.

Başı çatlıyordu,yaşananları düşündükçe daha çok ağrıyordu. Bir de üstüne sinirliydi. Düşündükçe sinirleniyordu,sinirlendikçe başı ağrıyordu,başı ağrıdıkça sinirleniyordu,sinirlendikçe başı ağrıyordu. Kısacası bu,kısır döngü gibi devam ediyordu.

Görmeyen gözlerle kullandığı arabayı tanıdık dükkanın karşısına park ederken iki araçlık yeri isgal ettiğini fark etmemişti. Yine etrafında olup bitenden habersiz karşıya geçerken kulakları uğulduyordu. Tüm sesler birbirine girmiş,bir girdabın içindeymiş hissi veriyordu.

Önüne geldiği dövmecinin cam kapısını itip açarken içerde müşteri olmaması için temennide bulunuyordu. Siyah filmli cam kapının ardında gördüğü manzara derin nefes almasını sağlamıştı. Arslan masada oturmuş dergi karıştırıyordu yani bu demek oluyordu ki müşteri yoktu.

Savsak adımlarla arkadaşının karşısına kurulurken onun kendisiyle ilgilenmemesi işine gelmişti. Arslan bilirdi ki Emre,eve gidip dinlenmek yerine buraya geldiyse sinirleri bozuk demektir. Böyle zamanlarda bir saat kadar onun burda dinlenmesini bekleyip ardından dövüş kulübüne giderlerdi.

Emre başını yaslayıp yayıldığı deri koltukta kafasını toplamaya çalışırken arkadaşını süzüyordu.

Arslan uzun saçlarını tepesinde toplamıştı. Siyah saçlarından birkaç tutam esmer,keskin hatlara sahip yüzüne dökülürken kalın kaşları okuduğu şeyin etkisiyle çatılmıştı. Emre'nin 1.93'lük boyuna yetişemese de o da uzundu. Hem uzun hem de kalıplı olması yaptığı işe,katıldığı dövüşlere ve rockçı kişiliğine uysa da tek bir dövmesinin dahi bulunmaması çelişkiler zincirinin ilk halkasını oluşturuyordu.

"Neden dövmeci olduğun halde dövmen yok?"sorusuna ise verdiği yanıt hep aynıydı.

"Manav meyveyle beslendiği,bilim adamları kendi üzerlerinde deney uyguladıkları,diş hekimleri kendilerine kanal tedavisi yaptığı zaman ben de dövme yaparım."

Cevabıyla tatmin olsalar da olmasalar da insanlara başka açıklama yapmazdı. Göründüğü kadar gizemli olan bu adam Emre için bile bazen çıkışı olmayan bir labirent oluyordu.

YAKAMOZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin