Bölüm 14

1.4K 130 9


Yorumlarınızı esirgemeyin...


Ormandan çıkmaları iki günlerini aldı. Rhys, Rossmore gibi bir krallığın hemen dibinde nasıl böyle bir orman olduğunu anlamıyordu. İki gün boyunca dev sinekkapanlarla ve benzeri iğrenç yaratıklarla uğraşmak zorunda kalmışlardı ki Rhys, bu ormanı özleyeceğini aklına bile getiremez hale gelmişti. En azından başka bir adamotunun saldırısına daha uğramadığı için şanslıydı.

Galatriel ile arasındaki ilişkinin giderek daha da kötü bir hal aldığının farkındaydı. Genç kadın genellikle hiç konuşmuyordu. Sadece gerektiği zaman ağzından birkaç cümle çıkıyor ve mümkün mertebe ona bakmaktan kaçınıyordu. Rhys, bundan fazlasını beklemiyordu doğrusu. Çoktan ona yardım etmekten vazgeçebilirdi. Ancak belki de bu kadar yol geldikten sonra geri dönmek istemiyordu.

Onun ilk kraliçeyi tanıdığını öğrendikten sonra belki de onun anısına yardım ettiğini düşünmüştü ancak bir yanı bunun doğru olmadığına inanıyordu. Geçen iki gün içinde Aoda ile konuştu mu ya da onunla bir şey yaşadı mı bilemiyordu. Gerçi Aoda ile böyle bir ilişkisi olması Rhys'e yardım etmeyi istemesi için bir neden olamazdı. Aksine Rhys'i aradan çıkarmak her ikisinin hayrına olurdu.

Bu düşünceler yüzünden geceleri zor uyuyordu. Ona güvenmeyi her şeyden çok istese de bunu yapamıyordu. Galatriel kapalı bir kutu gibiydi ve kutunun kilidi yoktu. Onunla konuşamıyordu. Ona yaptıkları belki haksızlıktı. Ancak onların Rhys'i kullanarak beraber olmaları daha büyük haksızlıktı. Hayır, Galatriel'e ne yaptıysa o, bunu hak etmişti.

Camelot'a çok az bir yolları kalmıştı. Rossmore'dan çıktıktan sonra daha da rahatlayan bir yoldu bu. Geriye tek bir sorun kalıyordu. Rossmore ile Camelot arasındaki dağ yolu...

Serserilerin, katillerin, haydutların ve daha pek çok dışlanmış, kaçak insanların saklanıp barındığı bu dağlarda hiçbir ülkenin kabul etmediği bir krallık daha vardı. Adı Olmayan Krallık... Rhys, babasının bununla ilgili bir şeyler söylediğini duymuştu.

Kalbinde karanlık ve kötülükten başka bir şey bulunmayan bir adamın çevresinde topladığı suçlulardan oluşan bir krallıktı ve dağın tamamını mesken tutmuşlardı. Rhys, derin bir nefes alıp dağ yolunun girişinde durdu. "Buradan sonrası riskli" dedi gözleriyle sonu yokmuş gibi görünen yolu inceleyerek.

Galatriel, gözlerini dağa dikti. "Şuana kadar ki bütün yollarımız riskliydi" dedi sakince. "Gidelim. Daha fazla oyalanmak istemiyorum"

Evet, Rhys'in sözlerini her fırsatta ona geri hatırlatmakta da üstüne yoktu. Genç adam umutsuz bir şekilde başını iki yana salladı ve derin bir nefes alıp Galatriel'in arkasından at sürmeye başladı. Küçük maymun Marin her zaman olduğu gibi efendisinin değil de kendisinin omzundaydı.

Onu adamotlarından kurtardıktan sonra aralarında bir arkadaşlık kurulmuş gibiydi. Hala bu minik ve sevimli hayvanın o devasa ve korkutucu gorille arasında bir bağ kuramasa da Marin'e karşı ısınmıştı. Onu en başından beri Galatriel'in evcil hayvanı olarak düşünmüştü. Ancak Marin belli ki Galatriel'i ve onu-Galatriel'n izniyle tabii ki- korumakla görevliydi.

Henüz yolun başlarında Rhys tedirgin bir hisse kapılmıştı. Aoda, sanki aşırı büyük bir keyif alıyormuş gibi içine büyük bir neşe ve kahkaha atma isteği dolmuştu. Ancak insan hisleri bunun hiç de iyi bir şey olmadığını bağırıyordu ona.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!