Eğer belalı birini seviyorsan, senin de başına bela olmayı öğrenmen gerekir.

5.3K 226 2

Çok geç kaldığı için üzgünüm umarım beğenirsiniz artık hikayenin sonuna yaklaşıyoruz. Sizi seviyorum iyi ki varsınız.

Yüzümün yan tarafı şöminenin gidip gelen sıcaklığıyla yanıyor gergin bir şekilde öne eğilmiş ellerimi birbirine sürterken içimdeki rahatsızlık her geçen saniye artıyordu. Oda sessizdi, nefes alışlar ve mutfaktan gelen çaydanlığın kaynama sesi dışında bu sessizliği delen bir şey yoktu.

 Başımı kaldırmaya utanıyordum çünkü tam karşımda Evan’ın ablası Emily oturuyordu. Steven yanımda koltuğa dayanmış bir şekilde burnundaki bandın kenarlarını düzeltmeye çalışıyordu, ama Emily ne olduğunu sorduğunda bunu benim yaptığımı söylememişti, minnettardım. Alice odanın karşısında bakışlarını ben ve Steven arasında gezdirip dururken arada iç çekiyordu, bekliyorduk, daha önce hiç böyle gerginlik yaşamış mıydım bilmiyordum. Dışarı çıkamamıştım ve bunun Evan’ın planı olduğuna da adım gibi emindim.

 “Blady senden bahsetmişti.” Sessizliği bozan Emily oldu. Başımı kaldırıp onun esmer fakat güzel yüzündeki Evan’ın gözlerinin aksine çekik olan gözlerine baktım. Nasıl bir abla kardeşinin bu şekilde belaya bulaşmasına izin verirdi merak ediyordum.

 “Bahsetmiş miydi? Yani ben şey, hiç tahmin etmezdim.” Derken gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı.

 “Blade biraz..” tam bu sırada elindeki telefon çalınca izin isteyip ayağa kalktı ve hızlı adımlarla merdivenlerden çıktı, izninizle mi? Demekki her Annsworth kabalık genini almamıştı. Ablasının kibarlığı karşısında hayrete düşmüş bir şekilde bakışlarımı Steven’a çevirdim.  O kadar eğleniyor gibi görünüyordu ki tek kaşımı kaldırıp;

 “Ne?” diye sorma ihtiyacı hissettim.

 “Kendiliğinden bir şeytan olan Blade’in yanında durabiliyorsun, silahlı adamlardan kurtulabiliyorsun, benim burnumu gayet çevik bir hareketle kırabiliyorsun ama bir kızın önünde iki büklüm olup kıpkırmızı kesiliyorsun.” Dedikten sonra bir kahkaha attı.

 “Steven senin canın dayak istiyor sanırım.”

 “Tamam tamam, ben dışarıda bir Blade’i arayıp geliyorum.” Dedikten sonra dizlerinden destek alarak ayağa kalktı, sırıtışı Alice’in bakışlarıyla buluşunca daha mı yayılmıştı yoksa bana mı öyle gelmişti?

 “Bende yukarı çıkayım Valery.” Derken Alice ayağa kalktı onu durdurmak için ağzımı açmıştım ama Emily’nin odaya girmesiyle dudaklarımı geri kapatmak zorunda kaldım. Yüz ifadesi hüzünlü bir hal almıştı, Evan’ın aksine Emily’nin suratı açık bir kitap gibiydi ve duyguları esmer tenli ince yüzünde hemen kendini açık ediyordu.

 Karşıma otururken dalgın bakışlarını yere dikti ve bakmadan telefonu çantasına attı. Gayet sade bir tarzı vardı Emily’nin. siyah kazak ve kot pantolonu hafif toplu vücut hatlarını oldukça gizliyordu, ama melezleri andıran bir güzelliği de vardı.

 “Kabalık etmek istemiyorum ama iyi misiniz?” diye sordum çekingen bir çekilde. İnce yanları çerçeveli gibi olan dudakları hafifçe yukarı kıvrılırken bakışlarını yerden kaldırıp gözlerime çevirdi.

 “Richard Annsworth. Yani babam, yaklaşık bir senedir ilk defa beni aradı, dert etmiyorum yanlış anlama. Ama o tanımak isteyeceğin biri değildir, onunla bir kere konuşsan dediğimi anlarsın.” Sözlerini tamamlarken kolunu koltuğun kenarına koydu ve sırtını dikleştirerek oturdu.

 “Aslında konuştum.” Diye dürüstçe itiraf ettim. Kaşları şaşkınlıkla yukarı kalkmıştı. “Güçlü biri.” Demeden önce boğazımı temizlemem yalanımı ele vermemişti umarım.

Günahkar, Melek.Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!