Y/N: Okuyan herkese merhaba, sınavlar başlamadan bölüm yazayım dedim. Umarım iyi olmuştur, üzerinden çok geçemedim. Kitabın yavaş ilerlediği hakkında mesajlar alıyorum daha yirmi bölüm bile olmadı, her şey çok yeni birazcık sabredin.
İyi okumalar.
Multimedia: glbayramON yapmış olduğu çalışma var. Teşekkür ederim.
Playist: Can Güngör- Silik Düşler

Psikoloğun odasında oturuyordum. Anlatabileceğim hiçbir şey yoktu. Leylak kokusu odanın her yerine dağılmıştı, bir süre sonra burnum sızlamaya başlamıştı. Benimle beraber Ömer'de gelmek istemişti. Bana acımasını istemiyordum. Bana kimsenin acımasını istemiyordum. Ben acınılası biri değildim. Ne kadar ısrar etsem de kabul etmemişti. İntihar etmem kendi mutlu sonumu yazmak içindi, bir kurtuluş yolu, ölüm uzak değildi. Her şeyin farkındayım, aptal ya da deli değilim. Yaşadıklarım herkesin kaldırabileceği türden bir şey değil. Bunları dikkat çekmek için değil, canım acıdığını için yapıyordum.

"İrem bugün nasılsın?" Gelen soruyla düşündüm, sahiden nasıldım?

"Boşlukta gibiyim, karanlık. Bilmediğim bir el boğazımı sıkıyor gibi."

"İntihar etmek istemişsin, bunun bir çözüm yolu olmadığını biliyorsun değil mi?" Gözlüğünün üzerinden bana baktı. Psikoloğa gelmekten gerçekten nefret ediyordum.

"Bir çözüm yolu değil bunu biliyorum." Sesim kısık ama kendinden emindi.

"O zaman neden ölmek istedin, madem biliyordun." Bilmiş bir şekilde defterine bir not alarak tekrar bana baktı. Oraya neler yazdığını her zaman merak etmişimdir. Herkesin gizli bir öyküsü, sırrı, her şeyi olabilir.

"Kendi mutlu sonumu getirmek istedim." Sesim odada yankılandı ve birden sessizlik hakimiyet oldu. Bana şaşkınlıkla baktıktan sonra defterine bir kez daha not aldı.

Ben hiçbir şey istemiştim, sadece biraz daha mutlu olmak. Hak ettiğim mutluluğa ulaşmak istedim. Bende bir annemin olmasını isterdim, bana destek olan, sahip çıkan. Çok küçük yaşta kaybetmiştim. Babam annem öldükten ve Şenay'la evlendikten sonra beni sevmeyi bırakmıştı. Ben hiç üzgün olduğumda babama sarılıp ağlayamazdım. Beni üzen zaten babamın kendisiydi. Titreyen dizlerime sarıldım, koydum kafamı saatlerce ağladım ama yinede babama sarılmadım. Darbeyi ailenden yiyince hayata karşı tutunamıyorsun da, her tuttunduğun dal kopuyor, düşme tehlikesi geçiyorsun. Bir sonraki hamlenin nereden geleceği belli olmuyor.

"İrem senin hakkında endişelerim arttı." Hülya hanıma baktım, gülümsedim. Benim için endişelenmiş miydi? Babam bile endişelenmezken sadece iki seyasına katılığım psikolog benim için endişelenmişti. Gülümsemem kıkırtıya döndü. Dışarıdan gören biri bana şizofren diyebilirdi. Hülya hanım bana daha fazla şaşkınlıkla baktı. Bir yandan gülüyor bir yandan ağlamaya başlamıştım.

Hülya hanım beni odada tek başıma bırakarak gitti. Bir süre sonra gülmeyi kesmiş ağlamaya başlamıştım. Deliriyor muydum?

Odaya bir hemşire ve Ömer girdi. Hemşire iğneyi bana doğru tutunca olduğum yerde ayağa kalkıp savunmaya geçtim. Biraz önceki sinir krizim yoktu. "Ne oluyor Hülya hanım?" Hemşire kolumdan tutmak için hamle yaptığında kaçmaya çalıştım. Ömer ne yapacağını bilmiyormuş gibi bakıyordu.

"Ömer neler oluyor? Ben deli değilim." Ömer bana bakarak bir adım attı. Hülya hanım kolundan tutarak durdurdu.

"İremciğim senin iyiliğin için sakinleştirici yapacağız."
Benim iyiliğim için mi? Ömer'e beni kurtarmasını dileyerek bir kez daha baktım.

Buz ParçalarıBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!