11. Bölüm ''Karşılaşma''

120 6 4

Ne yapacağımı bilemez halde Sedat'ın yüz hatlarını incelerken asansörün kapısının kapanışı zemin katta yankılanmıştı.

Adamı kolundan tuttuğum gibi içeri çekerken yüzündeki sert ifadenin yerini şaşkınlık almıştı. ''Buyurun, ayakta kalmayın.'' diye geveledim. Patronumu salona yönlendirirken ''Siz şöyle geçin ben birkaç saniye içinde size katılacağım. Keyfinize bakın lütfen, çok afedersiniz.'' diyerek banyoya koşmaya başladım. Baş havlusunu kaptığım gibi çalmasına ramak kalmış kapıya koştum. Havluyu başıma dolar dolamaz kapıyı açtım ve kapının aralığından başımı uzattığımda Rüzgar'ın yumruk şeklinde havada kalmış eliyle karşılaştım. 

''Çok afedersin bekleteceğim biraz.''

''Önemli değil. Beklerim.''

Yüzü beklenti içinde bana bakıyordu. İlk başta ne olduğunu kavrayamasam da bu bakışlar eve davet edilmeyi bekleyen bir adamın bakışlarıydı. Normalde olsa bu kadar bekletmezdim bile fakat şu an fazlasıyla anormaldi. 

Bir süreliğine ondan kurtulmam gerekiyordu ve aklıma gelen hiçbir fikir yoktu. Onu bir süre oyalayacak bir çözüm ararken patronumun içeride beni bekliyor olduğunu bilmek düşünmeyi korkunç derecede zorlaştırıyordu.

''Senden bir şey rica edebilir miyim ?''

''Tabii ki.''

''Iıı şey, markete gidip benim için şey...''

Süt, ekmek, gazete ? Böyle bir durumda ne istenebilirdi ki ?

Yüzünde anlayış dolu bir bakış belirdi, başını hafifçe eğdi dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi.

''Tamam, anladım. Hemen dönerim.''

''Neyi anl...''

Cümlemi tamamlamadan başımdan aşağı buz gibi sular döküldü ve yanaklarımın yanmaya başladığını hissettim. Aslında istemeden de olsa yeterince mantıklı bir mazeret bulmuştum ama şu anda bu durumda olmak gerçekten utanç vericiydi. Yine de bozuntuya vermemeye çalıştım. Başımı yere eğip nazikçe teşekkür ettim ve kapıyı kapattım. En yakın market en az iki sokak aşağıdaydı. Bu da bana biraz daha zaman kazandırırdı.

Başımdaki kuru havluyu mutfağa fırlatıp hızla salona girdim.

''Çok afedersiniz sizi beklemiyordum.'' dedim az önce biriyle konuştuğumu farketmediğini umarak. Gözlerinin içine bakıyordum ama anladığına dair kızgın ya da imalı bakışlar yok gibiydi.

''Madem ki sokak satıcılığı yapmak istiyorsun, ufak tefek işlerle uğraşma. Büyük düşün.'' 

Direk konuya girmesi şaşılacak türden bir hareket değildi. Aldırış etmeden ''Ne tarz bir işten bahsediyorsunuz ?'' dedim kararlı bir ses tonuyla. İşte şimdi gerçekten kendimi filmlerdeki o tehlikeli kadınlar gibi hissetmiştim. Tek fark, ben aksiyondan ve tehlikeden uzak bir çaylaktım.

Elini pahalı takım elbisesinin cebine attı ve ufak bir kağıt parçası çıkardı. iki parmağının arasında bana uzatırken uzun zamandır bakımsız kalmış ellerimle uzandım ve ben de aynı iki parmağımla kağıdı aldım. 

Üzerinde bir isim bir de numara yazan kağıda anlamsız gözlerle bakarken bir açıklama bekliyordum.

''Selim. Sokakta bilinen adı. Arayıp elindeki tüm malı teklif et. Ederinden bir kuruş bile düşüğe değil tabii ki. Muhtemelen kabul eder çünkü en sağlam kullanıcılardandır. Aynı zamanda işini bilir kazık atmaya kalkarsan kendini kazıkta bulursun. İşi bağla, malı sat, parayı getir.''

Ayağa kalktı ve yarın akşam tekrar uğrayacağını belirtip kapının önünde durdu.

''Buğlem.''

Kırılma NoktasıBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!