Bölüm 3

72 2 0

Penceremin önünde oturmuş yağmurun yeryüzüyle buluşmasını izlerken aklımda dönen düşünceleri bir türlü açıklığa kavuşturamıyorum. Kapıya bırakılmış mektubu, mektubun içinde yazan her kelimeyi tekrar tekrar düşünüyorum. Aklımın süzgecinden geçen her kelime boşluğa yuvarlanıyor. Hiçbir kelime anlamını bulamıyor.

“Şiir yazarken böldüğüm için üzgünüm. Şaşırma. Ben seni ezbere biliyorum. Yakında kavuşacağız.”

Kim beni bu kadar iyi tanıyabilir? Hiç tanımadığım biri olsa “kavuşacağız” kelimesini kullanmazdı. O zaman… Edel olabilir mi gerçekten? 2 sene aradan sonra… Saçmalama Abella! Üzerinden 2 sene geçmiş, sen onun için bayıldığın Mannheim Üniversitesini bile yarım bırakıp hayatına İtalya’da devam ederken seni nereden bulacak da kapına mektup bırakacak? Saçma sapan hayaller kuruyorum yine. E o halde kim? Kim beni ezbere bildiğini iddia edecek kadar iyi tanıyabilir? Ya bizimkiler bana tam bir eşek şakası yapıyor ya da… Evet ya neden hiç bizimkilerden şüphelenmedim? Hemen onların yanına gidip şu konuyu açıklığa kavuşturmam gerek. Yerimden öyle hızlı kalkmışım ki odaya doğru ilerlerken yere çakılan saldalyenin sesiyle irkiliyorum. Ayaklarım soğuk zeminle buluşup tüm vücuduma soğuk yayılırken geri dönüp saldalyeyi kaldırıyorum. Koşar adımlarla odama gidip çantamı alıyorum, son kez ayna da kendimi kontrol edip bizimkilerin yanına gitmek için evden çıkıyorum. Bugün cafede bıraktım onları ve bu saatte de dağılmış olabileceklerini düşünmüyorum. Otobüs beklemeyi aklımın ucundan bile geçirmeyip, yağmurun yağışına aldırmadan kapşonumu takıyorum. Dışarıda kalmış saçlarımı içeri doğru sokup, sahilde koşmaya başlıyorum. Koşuyorum, koşuyorum… Koştukça deniz havasını içime çekiyorum. Ciğerlerim deniz havasıyla buluşunca rahatlıyorum. Kendimi özgür hissediyorum, sanki kanatlanmış uçuyorum. Vatikan’ın en güzel yanı bu sanırım.

 Bir süre sonra cafenin olduğu caddeye girmiş buluyorum kendimi. Tam kapıdan içeri gireceğim an tüm ışıklar sönüyor ve bir an ne yapacağımı şaşırıyorum. İçeriden nefes nefese kalmış Mİx çıkıyor. Nefes seslerimiz birbirine karışıyor ve ikimiz de zor konuşuyoruz. Nefes seslerini ilk bölen benim sesim oluyor.

-Bu ne hal Mix? Neler oluyor içeride?

-Abella açıkçası biz seni beklemiyorduk. Yani hiçbir şey demeden gittiğin için tekrar geleceğini de düşünmüyorduk.

Diyor ama sanki içeride bir şeyler dönüyormuş gibi hissediyorum. Yüz ifadesi öyle tuhaf ki, ne olduğunu anlayamıyorum. Çok karmaşık duygular içerisindeyiz şuan.

-Mix neler oluyor? Gelmem de ne gibi bir sakınca olabilir?

-Saçmalama Abella. Tabi ki hiçbir sakınca yok. Sadece şaşırdık.

-Neden? Hem sizinle bir şey konuşmam gerek. Hadi içeri.

Diyerek kapıya doğru ilerliyorum fakat hâlâ ışıkların yanmadığını görüyorum. Ben şaşkınlıkla içeriye ilerlerken Mix’in elini kolumda hissediyorum. İçeri girmemem için beni geri çekiyor.

-Mix neler oluyor diyorum? Söyler misin artık ne olduğunu?

-Bir dakika. Sadece bir dakika bekle. Hemen döneceğim.

Deyip içeriye doğru ilerliyor. Offlasam da beni takmıyor, bende neler olduğuna anlam veremeden etrafı seyretmeye başlıyorum.

         Dediği gibi bir dakika olur olmaz yanıma geliyor. Ve yüzünde anlam veremediğim bir tebessüm gözlerimi alıyor.

-Tamam Abella, hadi gidiyoruz. Deyip eliyle geçmem için işaret ediyor ve yüzündeki sıcacık gülümseme artıyor.

         Kapşonumu çıkarıp saçlarımı düzeltiyorum ve olanlara hiçbir anlam verememişken içeriye doğru ilerliyorum. Işıklar yanmadığı için etraf simsiyah ve ilerlerken ayağım basamağa takılıyor bir an sendeliyorum fakat Mix hemen koluma giriyor.

KALBİMDEKİ YABANCIBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!