Bölüm 12

1.3K 128 5

lütfen beğeni ve yorumlarınızı esirgemeyin...

Yeni kılıç görkemiyle insanı kendisine hayran bırakıyordu. Gümüş ve kırmızının muazzam karışımıydı. İlk kılıçtan çok daha heybetli görünüyordu. Sanki canlıymış da damarlarında kan akıyormuş gibi ince uzun kırmızı renkli çizgilerle çevrelenmiş gümüş, göz korkutucu bir güzelliğe ve ihtişama sahipti. Kabzasında Camelot'un arması vardı. Kanatlı aslan tehditkâr bir şekilde kükrüyordu.

Rhys, kılıcı eline aldı. Ağırlığı ve verdiği his çok hoşuna gitmişti. Keskin bir şekilde parladı kılıç elinde. Rhys, elinde olmadan gülümseyerek ustaya baktı. Bir eli arkasında bir eliyle bastonuna dayanan adam gururla gülümsedi. "Çok iyi bir iş çıkardınız, prensim" dedi. Ardından arkasını döndü. "Yolunuz açık olsun"

Genç adam şaşkınlıkla ona baktı. Adam hiçbir talepte bulunmadan ondan uzaklaştı. Yaşlı adam dükkânın arkasındaki odasına gitti ve derin bir nefes alıp kendisi için yaptığı yatağa oturdu. Elindeki bastonu bir kenara koydu. "Sanırım artık zamanı geldi" diye fısıldadı kendi kendine. "Artık sıra bundan sonraki nesillere gelmiş." Gözlerini kapadı. Yanağından bir damla yaş aktı ve gözleri bir daha açılmadı.

Rhys, kılıcı uzun kumaşlara sardı ve üzerine gömleğini geçirip arkasını döndü ve çıktı. Galatriel, hanın önünde atlar Karanlık ve Işık ile beraber onu bekliyordu. Eşyaları atlara yüklenmişti. Aoda'nın mühürlü olduğu kılıçta Karanlık'ın eyerine bağlıydı. İki gün boyunca demirci dükkânında onunla beraber kaldıktan sonra Galatriel, gelip almıştı.

Ondan uzak kalmasına karşı öfke dolu kıvılcımlarını her dakika hissetmişti Rhys. Aoda dışarı çıkmak istiyordu. Bunun içinde Rhys'e ihtiyacı vardı. Üç günlük uykusuzluk Rhys'i çok yormuştu. Üstelik bileklerindeki kelepçeleri de çıkarmamıştı. Artık bedeni kelepçelerin varlığına alışmıştı. Varlıklarını yadırgamıyordu.

Galatriel, bütün güzelliğiyle bu fakir kasaba için fazla olduğunu belli ediyordu. İlk gün tanıştığı ve görkemsiz olduğunu düşündüğü kadın her geçen gün daha da büyüleyici bir hale geliyor gibiydi. Galatriel'in bal rengi gözleri onu süzdü. "Bir gece daha burada kalıp dinlenebilirsin" dedi sakince.

Rhys, başını iki yana salladı. "Böyle bir lüksüm yok" dedi ve atına atladı. Galatriel'in arkasından at sürerken başını çevirdi. Bakışları gerilerinde kalan hana odaklandı. Geri dönecekti. Bu işi bitirdikten sonra geri dönecekti. Colin için.

Uzun bir yoldan sonra nihayet kasabadan çıkmışlardı. Rhys, pelerinin başlığını çıkardı. Galatriel, Rossmore'un merkez krallığına girmemek için çevresinden dolanmaları gerektiğini söylemişti. Bu mantıklıydı çünkü Rossmore'un merkezinde onu tanıyabilecek çok fazla insan vardı.

"Sık ağaçlarla kaplı bir orman" dedi Galatriel. "Yakında ormana gireceğiz. Çok dikkatli olmalısın Rhys. Bu ormanda enteresan tehlikelerle karşı karşıya gelebiliriz. Rossmore'un bu ormana dadanmamasının bir nedeni vardı."

Rhys, başını çevirip Galatriel'e baktı. "Rossmore'dan bahsederken haşerelerden bahsediyormuşsun gibi geliyor kulağa" dedi.

"Çünkü onlar haşere" dedi sakince ve başka bir şey söylemedi.

Bir gün boyunca ilerledikten sonra Galatriel, ormanın içinde uygun bir yerde kamp kurmalarını söyledi. Rhys, bunu istemiyordu. Olabildiğince ilerlemek istiyordu. Ancak genç kadın gözlerini ona dikti ve "Güçten düştükçe o, kontrolünü ele geçiriyor" dedi sakince. "O yüzden gücünü topla"

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!