Bölüm 11: Küre

47 7 0

Masline'in sayesinde duvarda açılan delik,  içeri girebilecekleri kadar büyüktü. Sırayla duvardan içeri girdiler. Herkes içerisininde büyük bir buz tabakasına sahip olduğunu düşünürken, içerisi normal sıcaklıktaydı. Keanexl yanlış duvarı kırmış olabileceklerini düşünüyordu. Büyük bir odaya çıkmıştılar ve odanın ortasında beyaz renkte, bir insan boyunun çeyreği, boylarında bir küre, etrafa ışık saçıyordu. Keanexl, dikkatlice kürenin yanına doğru ilerledi, Dodeik ve Masline'den oraya yönelmişti. Küreye yaklaştıkça, neden beyaz renkte olduğunu anlıyorlardı. Kürenin üstünde, oldukça küçük kar taneleri uçuşuyordu. 

"Evet," dedi Dodeik sinirli bir tavırla. "Sonunda ulaştık. Peki ne için? Neden sadece ne olduğunu bilmediğimiz bir küre için zamanımızı boşa harcadık?"

"Bilemiyorum, gerçekten bilemiyorum." dedi Keanexl küreyi incelemeye devam ederken. "Bu küre, beni kendine çekiyor. Neden bilmiyorum. Bu küre bana bir şeyler anlatıyor olmalı, ya da öyle bir şey. Gerçekten bilemiyorum."

Keanexl sözlerini bitirirken, Dodeik ve Masline odanın duvarlarına göz gezdirmeye başlamışlardı. Keanexl ise sadece küreye bakıyordu, onu buraya kadar sürükleyen şeye...

Bulundukları oyuk pek büyük değildi. Bu yüzden Masline ve Dodeik birkaç dakika içinde her yeri inceleyip, Keanexl'ın yanına dönmeye başlamışlardı. Dodeik, hızını arttırıp, Keanexl'ın yanına daha önce varmıştı. Masline ise kolundaki kediyi severek yavaşça ilerliyordu ta ki ayağı bir taşa takılıncaya kadar. Bahtsız kadın, yerdeki bir taş çıkıntısına takılınca, dengesini kaybedip, kürenin üstüne düştü. Keanexl ve Dodeik, Masline yere düşerken ani bir endişeye kapıldılar. Zaman yavaşlamıştı. Masline yüzünde korku dolu bir ifadeyle küreye yığılıyordu en kötüsü de, ne olduğunu bile bilmediği bir küreye. 

Kadın yere düştüğünde, hissettiği acıyı çığlık atarak anlatmaya çalıştı. Küre yok olmuştu ancak gümüş diş, dehşet verici bir acı yaşıyordu. Kendini yerden yere vuruyor ve durmadan çığlıklarının ses seviyesini arttırıyordu. Dodeik hızla kadının yanına çömeldi ve ona yardım etmeye çalıştı ancak yapacak hiçbir şeyi yoktu. Keanexl ise olanları düşünüyordu. Küre nasıl birden bire ortadan kaybolmuştu? Masline neden böyle büyük bir acı çekiyordu? 

Bu soruların cevabını iki soruyu birleştirerek buldu. Kürenin bir gücü olmalıydı, ya da öyle bir şey ve bu küre Masline ona dokunduğu için tüm özelliklerini ya da gücünü Masline'e devretmişti. Keanexl bunun çok saçma olduğunu düşünse de en azından, bir fikri vardı. Kadının yanına çömeldi ve onun hareketlerini yakından izlemeye başladı, Masline'in acısı git gide azalıyordu. Kısa bir süre içinde tüm acısı yok olmuştu.

"Ne oldu?" diye sordu Dodeik. "Neden bu kadar acı çektin? Sadece yere düşmüştün."

"Bilemiyorum," dedi Masline. "Küre ile alakası olmalı kendimi farklı hissediyorum."

"Eğer kalkabilecek durumdaysan hızla yola koyulmalıyız. Gerçekten fazla vakit kaybettik. Bu olanları daha güvenli bir yerde konuşabiliriz." dedi Dodeik, zaman kaybettiklerini biliyordu. Gerçekten fazla zaman kaybetmiştiler. Savaşın seyri tamamen değişmiş ya da İnsan Diyarı çoktan yok edilmiş olabilirdi.

"Sanırım yürüyebilirim."

"Kürenin özel bir şeyi olmalı ve o özel şey, şimdi senin vücudunda," dedi Keanexl sakin bir tavırla. "Bunu çözeceğiz ve umarım küre bize yarar getirir."

Masline kollarını, ikisinin omzuna attı ve onların yardımıyla ayağı kalktı. Yere düşmüş olan kedisi ise büyük bir sıçrayış ile tekrar sahibinin omzunun üstüne bindi.

Oyuktan çıktıkları zaman, buzların erimeye başladığını fark ettiler, soğukta git gide azalmıştı. Mağaradan tamamen çıktıklarında ise, ince buz tabakalarının tamamen yok olduğunu gördüler. Yanlarında binecek bir binekleri yoktu ve gecenin bu saatlerinde orman çok tehlikeliydi ancak zaman kaybetme olanakları yoktu. Hızlı adımlarla kasabaya doğru yol aldılar. Bu sefer yönlerini bulmaları kolay olmuştu çünkü bulutlar dağılmış ve yıldızlar kendini göstermişti. Masline yıldızlardan yararlanarak kasabanın ne tarafta olduğunu kolayca çözmüştü. 

Beş saatten fazla yürüdüklerinde, köprüye ulaşmışlardı. Yıkık dökük köprüyü geçip, Başlangıç Brekil Ormanı'na girdiler ve hızla kasabaya ulaştılar. Kasaba halkı dışarıdaydı ve hepsinin yüzünde bir hüzün vardı. Masline'i gördüklerinde hüzünleri daha da artmıştı.

"Hepsi öldü mü?" diye sordu yaşlı bir kadın.

"Kurt adamların sonunu getirdik," dedi Masline. "Ancak bunu yapmak hiç kolay değildi."

"Biliyoruz kızım," dedi yaşlı kadın, gözünden damlalar düşerken. "Herkes kurt adamlardan korkuyor ve ormandan uzak duruyordu ancak onlar korkularını yenip, ormanı temizlediler. Çok büyük bir başarı kazandınız kızım, ancak onlar ne yaparlarsa yapsınlar, bu başarıları kimse tarafından hatırlanmayacak."

"Gerçekten üzgünüm," dedi Masline boğuk bir sesle. "Peki Usta Rhelaf nerede? Zafer kazandığımızı öğrenmeli."

Etrafı kısa süreli bir sessizlik kapladı. Tüm kasaba halkı -ki pek fazla değillerdi- bu haberi nasıl söyleceklerini düşünüyordu.

"Rhelaf dede öldü," dedi küçük bir erkek çocuğu. Sessiz bir biçimde ağlıyordu. Rhelaf bu kasabayı inşa eden kişiydi. Tüm yetimlere ve evsizlere, kasabasında bir ev vermiş ve onların sıcak bir şekilde yatmasını sağlamıştı.

Masline bu sözleri duyunca ne yapacağını şaşırdı. Rhelaf'ın ona yaptığı yardımları hatırlamaya başladı.

Bundan yıllar önce Masline'in ailesi, elf haydutları tarafından öldürülmüştü. Masline bu olayın nasıl olduğunu hatırlayamadı. Ancak ailesini öldürenleri hatırlıyordu. Beyni daha hızlı çalışmaya başladı. Rhelaf'ı hatırladı. Bu yaşlı adam küçük kıza olanları duyunca, onu büyü okuluna almış ve kalacak yer sağlamıştı. Küçük kız, Rhelaf ona bu yardımları yapınca, Rhelaf'ı ailesi yerine koymuştu ancak kız çocuğu halen üzgündü. Ailesini öldürenlerin cezasının verilmesini istiyordu. Bu durumu Rhelaf'la konuştu. Rhelaf ise onların çoktan cezasını çektiğini söyledi. Beyninin hızı birden yavaşladı. Kafasını kaldırdı ve yıldızlara bakmaya başladı. Arkasından bir el omzunu tuttu.

"İhtiyarı severdim." dedi Keanexl, hüzün dolu bir ses ile. "Üzgünüm."

Masline başını tekrar aşağı indirdi ve yüzünü saklayan bez parçasını çıkardı. Artık görevi bitmişti. Gümüş dişler, görevlerini başarıyla tamamlamıştı. 

"Usta Rhelaf nerede? Onu görmek istiyorum."

"Onu gömdük," dedi yaşlı kadın.

"Artık lanet bitti, gümüş dişler ile birlikte." dedi Masline. "Bu kasabadan ayrılacağım, yapacağım hiçbir şey kalmadı."

"Nereye gideceksin?" diye bağırdı tüm kasaba bir anda. "Sen bizden birisin Masline ve daha yeni lanetten kurtulup, mutlu bir hayata başladığımız bir vakitte neden bizi terk ediyorsun?"

"Usta Rhelaf her zaman benim büyük bir büyücü olmamı isterdi, onun bu isteğini yerine getireceğim."

"Sanırım seni durduramayız," dedi yaşlı kadın."Bari bu gece burada kalsaydın."

"Üzgünüm kalamam."

 "Zaten seni burada tutan tek şey, Rhelaf'ın kendisiydi ve o gittiğine göre sende gideceksin. Ancak bilmeni isteriz ki, ne zaman dönersen dön, sana kapımız daima açık."

"Teşekkürler, Velure teyze," dedi Masline küçük barakasına doğru ilerlerken, "Dünyanın en güçlü büyücülerinden biri olup sizi onurlandıracağım!" 

Dodeik, Keanexl'ın yanına sokuldu ve "Ne yapacağız," dedi. "Onu da yanımıza almalı mıyız?"

"Bilemiyorum, sadece bekleyelim. Onunla beraber yola çıkacağız ve eğer gerekirse onu yanımıza alacağız. Bir büyücü işimize yarar ancak kürenin ne yapacağı hakkında endişeliyim o yüzden biraz tedbirli olmalıyız."

Kısa bir süre içinde Masline elinde küçük bir torba ile evinden çıktı. Keanexl ve Dodeik ise atlarını hazırlamış bir şekilde onu bekliyorlardı. Masline, halkı ile vedalaştı ve onların yanına ilerledi. Dodeik Masline'in yüzündeki bezi çıkardığını yeni farketmişti. Kadının sarı saçları, pürüzsüz ve beyaz renkteki cildi ile birleşince, etrafa ışık saçıyordu. Mavi gözleri ve küçük burnu ise, ışığın şiddetini arttırıyordu.

"Neden gitmediniz?" 

"Bu gün geçirdiğin olayların ardından, senin gibi bir bayanın gecenin bu vaktinde tek başına yola çıkmasına izin veremezdik." dedi Keanexl.

Yüce Ağaç: ArayışBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!