Demirci adam, onu bekliyordu. Rhys, derin bir nefes aldı. Ocağa doğru bir adım attı. Kılıcı eline aldı ve adama doğru uzattı. "Usta" dedi. "Başlayalım artık"

Demircide çalışmak kolay iş değildi. Demiri eritebilmek için çok yüksek bir sıcaklık gerekiyordu. Daha ilk saatten erkeğin saçları terden kafasına yapışmıştı. Rhys, üzerindeki gömleği çıkartıp bir kenara attı. Yaşlı adam eriyen demiri bir kalıbın içine koydu ve genç adama baktı. "Üç gün üç gece kılıcı dövmen gerekecek" dedi titreyen sesiyle. "Şimdi gereken kanı kalıba aktar"

Rhys, başını sallayarak belindeki bıçağı çıkardı. Tam elini kesecekken bir an durdu. Boynundaki zincir sarkıyordu. Rhys başını kaldırıp yaşlı adama baktı. "Kandan başka ek yapabilir miyiz?" diye sordu. "Camelot'a ait güçlü bir nesne?"

Yaşlı adam başını yana eğip ona baktı. "Ne?"

"Gümüş" dedi Rhys. Boynundaki zinciri çekti ve madalyonu avucuna koyup bıçakla elini kesti. Kana bulanan madalyonu sıvı demirin içine attıktan sonra da kanını akıtmaya devam etti ancak çok sürmedi. Elindeki kesik kısa zamanda iyileşti.

Yaşlı adam, kalıbı tekrar fırına gönderdi. Aradan bir saat geçtikten sonra çıkardı. Rhys, kaşlarını çatarak kılıcın kalıbına baktı. Gümüş rengi kalıp ince kırmızı bir çizgiyle boyanmıştı. Camelot'un gümüşü tam erimemişti. Kanatlı aslan kalıbı kılıcın kabza bölümünde bir figür gibi kalmıştı.

Gümüşün çoktan erimiş olması gerekiyordu. Yaşlı adam hafifçe gülünce Rhys başını kaldırdı. Adam başını iki yana salladı. "Büyülü nesnelerin gücünü anlamak zorundasın, evlat" dedi yaşlı sesiyle. "Camelot kanı ne kadar güçlüyse büyülü arması da o kadar güçlüdür. Çünkü her bir eşyasını kendi etiyle ve kanıyla birleştirerek yapar. Ülkesine bu kadar bağlı olan bir krallık onu korumak adına kendi canından vazgeçmekten çekinmez. İşte bu yüzden bu kadar güçlüdür"

Helen, onların her daim yanında olduğunu unutmaması için vermişti bu armayı. Rhys, şaşkınlıkla bir an durdu. Gözünün önüne Cameron'un ve Helen'in baş büyücü eşliğinde kanlarını gümüşle karıştırmaları ve kalıba dökülmesine dair bir görüntü geldi. Erkek elinde olmadan gülümsedi. "Camelot'un üç varisinin kanı şimdi bu kılıçta" dedi. "Başka hiçbir şey Aoda'yı daha güçlü tutamaz"

Ağlamak istediği doğruydu. Rhys, bunu yapamazdı ama gerçekten ağlamayı çok istiyordu. Yıllarca ona güçlü olması ve dik durması gerektiği öğretilmişti. Bir krallığın sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği söylenmişti. Her zaman Camelot'un sorumluluğunu kendisinin ve kraliçesinin alacağını düşünmüştü. Ancak bu sorumluluk yalnızca onun değildi. Hiç fark etmemişti belki ama kardeşleri de tıpkı onun gibi bu sorumluluğu alıyorlardı.

Rhys onları yarı yolda bırakmayacaktı...

Yaşlı ustanın gösterdiği gibi metali dövmeye başladı. Bütün gücüyle kılıca şekil vermeye çalışıyordu. Bu yeni kılıç yalnızca bir mühür olmayacaktı. Sadece onu hapsetmesini istemiyordu. Aynı zamanda onun mezarı olmasını istiyordu. Camelot'un laneti Aoda ve ilk kralla başlamıştı. Rhys ile son bulacaktı.

Yaşlı usta, dükkânın içinde uzak bir yerde durmuş genç prensin çalışmasını izliyordu. Elinde olmadan gurur duyduğunu hissetti. Nesiller boyunca ailesi mühür olan kılıcın ailelerinde bir leke olduğunu anlatmıştı. Nesiller boyunca demircilik yapan aile bir daha bu lekeyle lanetlensin istemediği için hiç evlenmemişti. "Eğer ilk kılıç bir lekeyse bu kılıç o lekeyi temizleyen bir su olabilir. Sizde öyle düşünmüyor musunuz, Cadı Leydi?"

Galatriel, derin bir nefes aldı. Kendisini gizleyen gölgelere rağmen kör ustanın onu fark etmiş olmasına şaşırmıştı. Yavaşça gölgelerden sıyrıldı ve ustanın yanında durdu. "Aoda onu kılıcı yapamasın diye zorlasa da ısrarla uğraşıyor" diye mırıldandı gözlerini erkekten ayırmayarak.

Yaşlı adam başını onaylarcasına salladı. "Bir prens olmasına rağmen her türlü zorluğa karşı duracak cesareti ve inancı var" diye mırıldandı. "Belki de düşündüğünüz kadar saf ve masum değildir, Cadı Leydi"

Onun kendisine iyi bir rakip olacağına inanmak isterdi Galatriel. Kendisini ve krallığı korumak için her şeyi yapmaya hazır olsa da hala çok eksiği vardı. Derin bir nefes aldı. "Yardımınız olmasa yapamazdı" dedi sakince. "Bu kılıç ona yeni bir umut vermiş gibi görünüyor"

Yaşlı adam ayağa kalkıp bastonuna dayadı. "Ne yazık ki aynı yardımı sizden göremiyor gibi görünüyor" dedi sakince. "Belki de içinizdeki intikam ateşi bir gün söner, Cadı Leydi. Ancak söylemeliyim ki bu çocuğa olan inancım size karşı yok." Başını çevirip ona baktı. Kör olmasına karşın Galatriel, onun ruhuna kadar her şeyi gördüğünü hissetti bir an. Adam hafifçe gülümsedi. "Yüzyıllara meydan okudunuz. Muhtemelen ilk kılıcı yapan atamla da böyle yan yana durdunuz" dedi. "Ancak bu çocuğun inandığı şeye inanmıyorsunuz. Sadece kendinize inancınız var" dedi ve arkasını dönüp Rhys'e doğru yürüdü.

Galatriel, kısılı gözlerle onları izledi. Ancak o an bir şeyleri fark etti. Titremeler bedenini esir aldığında şaşkınlıkla kalakaldı. Gözünden bir damla yaş aşağı süzüldü.

"Senin fedakârlığın" diye fısıldadı zar zor. "Pisliklerini çocukların temizlesin diye gönderdin bana." Uzun yıllar sonunda gözyaşlarının varlığını hissetmek onun için farklı ve unuttuğu bir histi. "Geri dönemem artık. Çok geç"

YDȳCAY 9<0Bs\YFK=2p7@-#n-xT:+| zU0!==bH7

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!