Bölüm 10

1.3K 136 2

Adam o kadar yaşlıydı ki bir demir ustası olması bir yana bir demiri dövmek için gereken çekiç darbesini bile zor vurabilecek gibi görünüyordu. Rhys, pelerinin altından Galatriel’e baktı. Gerçekten övdüğü adam bu muydu yani? Aoda’nın hapsedilmesi için gereken kılıcı yapan adamın torunu buysa bu ailenin başka dölü kalmamış gibiydi.

Genç kadın, kının içindeki kılıcı adama doğru uzattı. “Bu işçiliği tanıyor musunuz?” diye sordu.

Yaşlı adam, bastonuyla ağır ağır kadına doğru yaklaştı ve titreyen elini uzatarak kılıca dokundu. Yaşlı adam anında eli yanmış gibi geri çekildi. Gözlerinden yaşlar akarak geri doğru çekildi. “Bu kılıç” dedi titreyen sesiyle. “ailemin onurunun tek lekesi” dedi. “İşçiliği birinci sınıf. Ancak içi kötülük dolu”

Rhys, derin bir nefes alarak elini demirci dükkânının kapısına dayandı. Adamın dokunuşuyla beraber Aoda’nın öfkesi içinde patlamış gibiydi sanki. Başını döndürecek kadar yoğun bir duyguydu bu. Genç adam kendine gelmeye çalışarak derin bir nefes daha aldı.

Galatriel, neler olduğunun farkında değilmiş gibi demirciye odaklanmıştı. “Bu kılıç yüzyıllardır dünyayı koruyan tek zırh” dedi. “O bir leke olmamalı” Başını çevirip erkeğe baktı. Rhys, yorgunca gözlerini kırpıştırdı. “Bir mühre daha ihtiyacımız var” dedi. “Bunu ancak siz yapabilirsiniz”

Demirci bir süre durdu. Bastonuyla hemen arkasında duran tabureye doğru yürüdü ve yavaşça oturdu. “Bu mühür için onlardan birinin kanına ihtiyacımız var” dedi. “O kandan biri lazım.”

Galatriel, başını salladı. “O kan bizde” dedi. “Yanımızda getirdik. Kılıcı sizin için dövebilecek gücümüzde var, usta. Yeter ki bize nasıl olacağını göster. Yoksa İblis Kral Aoda tekrar bu dünyaya kaosu getirecek.”

Gerçekten onu takdir ediyordu. Galatriel, yaşlı adamı çok güzel kandırıyordu. Belki adam ona kanmış olabilirdi ancak Rhys, onun oynadığı bu vatansever rolünü yemiyordu. Aoda’da bu dükkânda bulunmak istemiyordu ki giderek daha da huzursuzlaşıyordu. Rhys’i giderek daha da zorlayan bir gerginlikti bu.

Kabul etmekten nefret ediyordu ancak Galatriel haklıydı. Bugün düne oranla Aoda’yı daha net hissedebiliyordu. Kendisini dışarı çeksin diye onu çağırıyordu. Zihnine fısıldayan sesi o kadar baştan çıkarıcıydı ki Rhys kendini ondan zar zor alıkoyuyordu.

Yaşlı adam bir süre sessizce durdu. Ardından başını salladı. “Kılıç dövülecek” dedi. “Ailemizin ikinci lekesini ben sürecekmişim meğer. Soyadımız benimle birlikte son bulacak, cadı. Şeytanın kılıcını bir daha benim ailemden kimse onu dövemeyecek”

Rhys, şaşkınlıkla adama baktı. Yaşlı ve kör adam Galatriel’in cadı olduğunu anlamıştı. Üstelik Galatriel ona bunu söylememişti bile. Rhys, kadının yüzünü göremiyordu ama Galatriel donup kalmış gibiydi.

Bir anlık şaşkınlık kadını esir almışsa bile hemen kendisine gelmişti. “Teşekkür ederiz, usta” dedi ve arkasını döndü.
“Genç adam”

Rhys, Galatriel’in arkasından gitmek üzereyken durdu ve arkasını dönüp adama baktı. Yaşlı adam, derin bir nefes aldı. “Şeytanlar hiçbir yaştaki hiçbir insanın uğraşmaması gereken şeylerdir” dedi. “Sende o şeytandan daha çok nefret akıyor. Kendine dikkat et”

Rhys, onun ne demek istediğini anlamayarak durdu ve başını çevirip Galatriel’e baktı. Ancak kadın başını iki yana sallayarak ona bilmediğini söyledi. Rhys, arkasını döndü. Aoda, onu artık dışarı çıksın diye daha da zorlamaya başlamıştı.

Genç adam, hana dönerken Galatriel birkaç şey almak için gezmeye devam etti. Rhys, kılıcı pelerinin altında saklayarak hana doğru yürümeye başladı.

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!