Normalde bu bölüm haftasonu gelecekti ama herkesin yeni bölümü ne kadar çok merak ettiğini anladım ve hemen yazıp yayınlayayım dedim :))

Bu bölümün ithafı benim çok sevdiğim, deli dolu arkadaşım Nesli'ye ona buradan kocaman öpücükler.. :* Seni seviyorum bebek! Yeppa! ;)

Ve tabi ki Pelinnur'uma da çook öpüyorum iyi ki varsın bitanem :)

Lafı daha fazla uzatmadan keyifli okumalar..

3.BÖLÜM – Annemin Yerini Kimseye Vermem!

-Kerem-

 

Melis’in gitmesi üzerine birkaç saat geçmiş bense hala kafe de oturuyorum. Melis’in dedikleri geliyor aklıma hep “Evlendim, 5-6 ay falan oldu, sen Amerika’dayken..” Ben Amerika’dayken burada her şey olup bitmişti. En sevdiğim iki arkadaşımın düğününü kaçırmıştım nasıl sevgili oldular, Aksel nasıl bir evlilik teklifi yaptı hiçbir şey bilmiyordum.. Defne öldüğünden beri hiçbir şeyin tadı yoktu, hiçbir şey yapmak istemiyordum.. Ölümü hayatın bana en kötü oyunuydu; tutunacak tek dal kızım Defneydi, ona annesinin adını vermiştim çünkü ona çok benziyordu.. Turuncumsu kıvırcık saçları vardı. Rengini benden o çılgın buklelerini ise annesinden almıştı. Onu unutmama asla izin vermeyecekti.. Unutmak isteyen de yoktu ama hayatıma da devam edemiyordum. Her yerde o vardı, tüm anılarımda.. Ama denedim, Defneyi unutmak için başka bedenlere gittim, başka ruhlarda başka hayatlar aradım ama Defne’nin etkisinden kurtulamam imkânsızdı; sanki beni kendine hapsetmişti.. Üzerinden 4 yıl geçmişti ve ben daha yeni yeni özgürleşmeye başlıyordum. İstanbul’a geri dönmemin sebebi de bu denebilirdi aslında. Belki de beni asıl özgürleştiren kızım Defneydi, sanki elinde sihirli bir değnekle geldi ve beni kendime getirdi. Konuşmaya başladı başlayalı baba-kız ilişkisinden daha çok iki yakın arkadaşa dönüşmüştük. Daha 4 yaşında olmasına rağmen fazlasıyla olgun davranıyor. Ve tabi ki fazlasıyla da cadı, boyundan büyük laflar etmiyor mu bazen o zaman çok tatlı oluyor. Keşke ona daha fazla zaman ayırabilsem ama işlerimden dolayı bu pekte mümkün olmuyor. Ben yokken küçük cadıya bakıcı baksın diyorum, birkaç gün bile dayanmıyor cadıya kimse, boyundan büyük laflarla kaçırıyor herkesi, Bakalım Zeynep kaç gün dayanabilecek küçük cadıya.. Bu dediklerimden sonra geçen ay ki bakıcı vakası geliyor aklıma kendimi gülmekten alamıyorum “Sarı çıyan” diye bağırmıştı bir de arkasından, hahaha.. Ben gülmeye devam ederken telefonum çalıyor birden. Arayan annem.

“Efendim anne.” Diyorum gülmemeye çalışarak

“Alo, baba benim Defne.” diyor küçük cadı

Sesini duyunca kızımı ne kadar çok özlediğimi anlıyorum bir anda.

“Efendim küçük cadım.” Diyorum

Ona “Küçük cadı” demek o kadar hoşuma gidiyor ki. Tabi ona sorarsınız bu doğru değil. “Cadı” kısmı kabul ediyor ama “Küçük” kısmını asla.

Ya Sen Olmasaydın? (Düzenleniyor)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!