3. Bölüm - Kavga

1.7M 34.5K 5.7K

Benim yaşlarımda sarışın bir genç, yüzü kanlar içindeyken yerde kıvranıyor ve acıyla homurdanıyordu. Başında duran bir çocuk, birkaç adım ilerisinde başka bir çocuk duruyordu ve ikisi de inanılmaz insafsız görünüyorlardı. Yerde yatanın haline bakılacak olursa saatlerce dövülmüş olmalıydı. Şahit olduğum bu görüntü tek kelimeyle korkunçtu.

​"Kağan, lütfen abi. Bırak gideyim. Bir daha karşınıza çıkmam yemin ediyorum."

​Kağan denilen çocuk, yerdekinin yalvarmalarına aldırmadan "Kes! Bundan sonra buraya gelemeyeceksin. Yaptıklarının hesabını bir bir ödeteceğim sana. Bir daha karşıma çıkmaya cesaretin olmayacak," diyerek onu terslerken diğer çocuk yerde yatanın karnına sert bir tekme geçirdi.

​"Herkes hak ettiğini bulur. Sen de fazlasıyla cezanı çekeceksin," dedi.

​Çocuğun acı çığlığı boş sokakta yankılandığında korkuyla nefesimi tuttum. Sessiz, kimsesiz sokakta dehşet içerisinde kalmıştım ve farkında olmadan ağzımdan bir korku nidası çıkmıştı. Anında ikisi de başını bana doğru çevirdi. Yüzlerini net bir şekilde görüyordum.

​Ah, hayır!

​İçlerinden birini tanımamla korkum katlanarak büyüdü ve tedirgin edici bir noktaya ulaştı. Bu oydu, geçen akşam üzeri kaçarken göz göze geldiğim yakışıklı çocuk. Her şeyiyle tehlikeli görünen. Demek ki adı Kağan'mış.

​Üzerinde koyu renk kot pantolon ve metalik gri-siyah karışımı bir tişört giymiş ve bunu siyah deri ceketiyle tamamlamıştı. Dar tişörtü atletik vücudunu gözler önüne sermişti. Yine saçları dağınıktı, dağınık gür siyah saçlar. İfadesi çok ciddiydi, yüzünde sert bir bakış vardı ve bu sertlik hiç hazzetmediğim şekilde beni etkiliyordu.

İnsanın hormonlarıyla mantığının farklı çalışması, istemeye istemeye bir şeyden hoşlanması ne kadar saçma bir şeymiş böyle!

​Bakışları acımasızca gözlerimi delip geçerken bir iki adım geriledim. Bu hareketim karşısında tüm bedeniyle bana doğru döndü ve gözlerini kısarak üzerime doğru yürümeye başladı. Yüzünün her bir noktasına yayılan öfke bakışlarına da yansıdı. Korkuyla yumruklarımı sıktım ve bir iki adım daha geri gittim.

Tam arkamı dönüp koşarak oradan uzaklaşmak üzereyken sert bir bedene çarpmamla neye uğradığımı şaşırdım. Bir anda arkama döndüm ve karşımda iki kişinin durduğunu gördüm. Bunlar, sokağın başında gördüğüm gibi adımlarımı hızlandırarak kaçmaya başladığım çocuklardı, arkamdan geldiklerini bir an unutmuşum. Onlardan uzaklaşayım derken bu sokağa girdim ve sonuç: Yağmurdan kaçarken doluya tutulmayı bırakın üzerime çığ düştü sanki.

​Çarptığım esmer çocuk sırıtarak "Bir yere mi gidiyordun bebek?" dediğinde sendeleyerek ondan uzaklaştım.

​"Ben... Hayır... Şey... Yanlış sokağa girmişim" diye mırıldandım ve yanından geçip yoluma devam etmek istedim. Bu davranışım tabii ki cılız bir çabadan öteye geçemedi, gitmeme izin vermeyeceklerdi. 

Kağan tam önümde durup yolumu kesti. Koyu mavi gözleri uçsuz bucaksız okyanusları andırırken tekinsiz bir ifadeyle gözlerimin içine baktı. "Hiçbir yere gitmiyorsun."

​Arkamdan gelen diğer iki çocuk da onun yanında durdular. Bir diğeri ise hâlâ yerde yatan çocuğun başında Azrail misali dikiliyordu.

​Tedirginliğim artarken yutkundum ve tekrar bakışlarımı Kağan'a çevirdim. "Neden?" diye sordum güvensiz bir sesle.

"Görmemen gereken şeyler gördün. Hiçbir şey olmamış gibi gitmene izin vereceğimi mi sandın?"

​Hemen savunmaya geçtim. "Dediğim gibi yanlışlıkla bu sokağa girdim. Üzgünüm. Lütfen izin verin gideyim. Zaten kimseye bir şey söylemem," dedim korku dolu bir sesle ama kendimden eminmiş gibi görünmek istiyordum, bana inanırsa bırakır diye düşünüyordum.

PsikopatBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!