Bölüm 5: Gümüş Diş

106 13 8

Keanexl, insanları süzmeye başladı, soru soracağı kişinin sorusuna cevap vermesini istiyordu, bu nedenle bir kaç dakika hanın kapısının önünde durup, girenleri ve çıkanları izledi. Han oldukça eskiydi, çoğu yerlerinde sarmaşıklar büyümüştü. Diğer binalar gibi tuğladan yapılmıştı. İnsanlar mimaride oldukça gelişmişlerdi. Diğer ırkların çoğu halen odundan evler yapıyordu. Neredeyse üç yüz yıllık bu han bile tuğladan yapılmıştı. Rengi, kahverengiye boyanmış bu hanın, yere değen kısımlarındaki boyalar kalkmıştı. Dışardan bakıldığında bir kareye benziyordu, ancak içeri girildiğinde oval bir mekanla karşılaşılıyordu. İçeride her zaman bir uğultu vardı, insanlar farklı farklı oyunlar oynuyor ve bu oyunlara para yatırıyordu. Hancı bir bardağa daha bira doldurduktan sonra dışarı çıktı. Biraz hava almak istiyordu. Keanexl, hancıyı gözüne kestirdi, bu yaşlı ve tombul adam onun sorularına cevap verebilirdi. Adamın yanına doğru gelirken, "Merhabalar," diye bağırdı.

"Merhaba yolcu, bir şey mi istemiştin?" dedi hancı bağırarak.

"Hayır, bir sorum var"

Hancı uzun, beyaz renkteki sakallarını kaşırken, "Sorunuzu cevaplayabilirim," dedi. "Ancak bildiğim bir şey ise."

"Kurt Adam lanetini biliyor musun?"

"Onu herkes bilir ama hiç kimse gerçekleri bilmez."

"Peki nedir bu gerçekler?"

"Gerçekler," dedi hancı. Sesi eski gürlüğünü kaybetmişti, sanki bir şeyler hatırlıyor gibiydi. "Kurt adamlar hepimizi öldürüyor. Biz ise izlemekle yetiniyoruz. Sayıları hiç azalmıyor. Gümüş Dişler işlerini artık eskisi gibi yapmıyor."

Keanexl hızla araya girdi, "Gümüş Dişler," dedi. "Onlar da kim?"

"Onlar Rhelaf adındaki yaşlı bir büyücünün öğrencileri, kurt adamları durdurmaya çalışan tek birlik onlar. Onlar dışında kimse bu laneti önemsemiyor, hatta artık onlarda önemsememeye başladı."

"Neden önemsemiyorlar?" diye sordu Keanexl.

"Çünkü, Rhelaf ölmek üzere ve onların başlarında kimse yok. Eğer Elf Diyarı'na geçmek istiyorsanız, köprüyü kullanmamanızı öneririm. Çünkü orman onlarla dolu."

Keanexl, hancıya teşekkür etti ve Dodeik ile buluşacakları meydana doğru ilerledi. Şehir oldukça büyüktü. Yüzlerce sokak ve binlerce ev vardı. Ancak bu büyüklük bile Furan Şehri'nin yanında küçük kalıyordu. Bir kaç sokak ilerledikten sonra, yanındaki duvarların git gide genişlediğini fark etti. Meydana doğru giriyordu. Duvarlar açıldıkça ortaya yuvarlak bir meydan çıktı. Meydanda yüzden fazla insan vardı. Çoğu alışveriş yapmak için gelmişti. Karşıdaki elbise dükkanı gerçekten iyi kazanç yapıyordu. İçinde her zaman en az üç müşteri bulunuyordu. Sağ tarafında ise yiyecek satan bir yer vardı. Onun sağında da sırayla mücevher, kitap ve süs eşyası dükkânları vardı. Sağ tarafa kıyasla sol tarafta daha az dükkan vardı ve kimse sol taraftan alışveriş yapmıyor gibi görünüyordu. Dodeik sol tarafta, kalabalıktan uzak bir köşede bekliyordu. Yüzü oldukça asıktı.

"Yarım saattir seni bekliyorum, Genç Cellat ya da sana Geciken Cellat mı demeliyim?" diye bağırdı Dodeik, oldukça sinirliydi. İki gün önceki yağmurdan sonra, hava oldukça sıcaklaşmaya başlamıştı.

"Bilerek gecikmedim, hem artık Genç Cellat diye bir lakabım da yok."

"Doğru, artık Geciken Cellat diye bir lakabın var!" dedi Dodeik.

Keanexl sırıttı, ortaya çıkan dişleri oldukça düzgün ve keskindi.

Dodeik de bu gülüşe karşı gülmeye başladı, "Her neyse, ikimize de yeni lakaplar lazım değil mi?" dedi. "Sonuçta sen lakabından vazgeçtin, hem oldukça basitti."

Yüce Ağaç: ArayışBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!