Bölüm 6

1.5K 168 1

Galatriel, sakin adımlarla vahanın içinde yürümeye başladı. Camelot'un minik, narin prensi uyuyordu. Yaraları göründüğünden daha hızlı iyileşse de Galatriel onu bir süre dinlenmeye ikna etmeyi başarmıştı. Kılıç, gölün üzerinde havada asılı duruyordu. Aoda'nın dışarı çıkmak için bir yol aradığını hissedebiliyordu.

Galatriel, hemen ayaklarının dibinde oynayan küçük maymuna baktı ve tekrar gölün yanındaki kayalara oturdu ve ayaklarını suya soktu. Genç kadın zevk içinde inledi hafifçe. "Ne diyorsun, Marine?" diye sordu neşeli bir sesle. "Sence ufak prensimize yardım etmeli miyiz?"

Küçük maymun ona bakıp durdu ve sanki konuşmak ister gibi sesler çıkardı. Galatriel bunun üzerine daha da geniş gülümsedi. "Sende haklısın" dedi maymunun başını okşayarak ardından başını çevirip havada asılı duran kılıca baktı. "Geçmişi unutmamalıyız"

Aoda'nın o kılıcın içinde çıldırdığını hissedebiliyordu. Yüzyıllarını birisinin onu bulmasını bekleyerek geçirmiş olmalıydı. Doğrusu Galatriel, bu yüzyılda Aoda'nın ortaya çıkmasını beklemiyordu. İlk kral, kanla lanetlenmiş bir ülke inşa etmişti ve bu lanet elbet bir gün ortaya çıkacaktı. Ancak Galatriel'in gördüğü kadarıyla veliaht prens o kadar da güçlü ya da özelliği olan biri değildi. Bir prens olmasının dışında tamamen sıradandı.

"Belki de zavallı Aoda düşündüğümüzden daha da çaresizdir" diye mırıldandı genç kadın. Ardından gölün içine adım attı ve yavaşça kılıcın asılı durduğu yöne doğru yaklaştı. "Belki de önce onunla konuşmalıyız ne dersin, tatlım?"

Maymun başını iki yana salladı ve anında gölün kenarından uzaklaştı. Galatriel, başını kaldırıp kılıcın üzerindeki yakut taşına baktı. Ayakları geçen her saniye yerden yükseliyordu. En sonunda yakutla aynı seviyeye gelene kadar yükseldi ve durdu. Simsiyah peleriniyle zıtlıkta bembeyaz elini ileri uzattı. "Beni özledin mi?" diye fısıldadı. "Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu"

Taştan devasa bir çığlık yayıldı. Taşı kırıldı ve simsiyah bir duman yataktan her şeyden habersiz uyuyan prensin çevresini sardı. Rhys, aniden yattığı yerden doğruldu. Çıplak bedenini saran siyah perçinli ve keskin hatlı bir dövme oluşmuştu. Dövme yüzünü çevreliyordu. Kızıl renkli gözleri parlıyordu ve sivri dişleri birinin gırtlağını parçalama isteğiyle dolu gibiydi.

Galatriel, yavaşça gölün hemen önündeki çimenliğe indi. Şeytanın hemen önünde duruyordu. Aoda, başını iki yana salladı ve yavaşça önünde duran kadını aşağıdan yukarı süzmeye başladı. Yüzüne gelince erkeğin yüzüne bir gülümseme yayıldı. "Galatriel" diyen sesi iki farklı sesin birbirine karışmış hali gibiydi.

Erkek ayağa kalktı ve etrafına baktı. "Yalancı vaha" diye mırıldandı. "Çok uzun zaman oldu Galatriel" dedi.

Kadın kollarını göğsünde kavuşturdu. Az önce erkeğin kalktığı yatağa oturdu. "Çok fazla şey oldu" dedi sakince. "Senin yokluğundan sonra her şey çok değişti." Ardından etrafına bakındı. "Vahamı beğendin mi? Ben yarattım. İnsanlar beni sürdükten sonra buraya yerleştim."

"Camelot'u gördüm" dedi Aoda onun sözlerini umursamadan. "Çok büyümüş. İnsanlar" dedi tükürürcesine ve nefretle. "çok güçlenmişler. Dünya sanki onlarınmış gibi davranıyorlar." Her cümlesinde giderek daha da bağırıyordu.

Galatriel, bu adamı tanıyordu. Agresif ve nefret dolu bu adam daha doğrusu bu yaratık en güçlü iblis Aoda'idi. Geçen yüzyıllar bu şeytanı sadece daha da nefret dolu yapmış olmalıydı. Galatriel, derin bir nefes alıp ayağa kalktı ve kollarını iki yana saldı. "Aoda" dedi. "Neden bu prensin bedenindesin?" diye sordu. "Senin o mühürden kurtulman için belirli şartların yerine getirilmesi gerekiyordu. Bu adamın sağladığı tek bir şart var."

"Camelot'un kanından olması" diye sözünü tamamladı kadının. Aoda, ona doğru yürümeye başladı. "Kuralları kimin koyduğunu hatırlıyorum, Galatriel. Beni oraya kimin tıktığını hatırlıyorum. Kimin yüzyıllardır beni lanet olası bir kılıca koyduğunu çok iyi hatırlıyorum" diye hırladı kadının boğazını yakalayarak.

Galatriel, tehlikenin farkına vardı. Aoda, onu amansızca boğazlıyordu. Genç kadın bir an durdu ve ardından bütün gücünü Aoda'ya doğru fırlattı. Şeytan, geri doğru savruldu ancak Galatriel elini uzattı. Bal rengi gözleri parlıyordu. Aoda havada asılı kaldı. Bir çarmıha gerilmiş gibi duruyordu. Hareket etmek için çırpınsa da hiçbir şey yapamıyordu.

Genç kadın derin bir nefes aldı ve kendini sakinleştirdi. "Ben yaptım" dedi sakince. "Seni o kılıca ben tıktım. Çıkamayasın diye koşullar koyan bendim. Hepsini ben yaptım, Aoda. Camelot ile birleşip sana cephe alanda bendim. Sana ihanet eden bendim"

Aoda, öfkeyle bağırdı. Kükremesi uğursuz bir rüzgâra neden oldu. "Sen yaptın!" diye kükredi. "Sana güveniyordum. O lanet kapıyı açtıktan sonra beraber bu dünyayı yeniden kuracağımıza söz vermiştin ve sonra o insanlarla beraber arkamdan iş çevirmeyi seçtin"

Galatriel, omuzlarını silkti ve "Pişmanım" dedi sakince. "Sana söyledim. Senden sonra işler çok değişti. Senin gidişinden sonra beni sürgün ettiler. Camelot' a girmemi engelleyen bir büyü koydular. Seni geri getireceğime inanıyorlardı. Eğer istediklerimi yapmazlarsa bunu yapacağıma inanıyorlardı. Doğrusu haklıydılar. Ama sonra işler değişti ve ben, Camelot'dan ayrılmadan önce bir lanette bulundum."

Aoda onu dinlemiyor gibiydi. Onu tutan büyüden kurtulmaya çalışıyor gibiydi. Ancak Galatriel ondan çok daha güçlü olduğunu kanıtlamıştı. Bunu daha yüzyıllar önce kanıtlamıştı. Genç kadın sakince başını iki yana salladı. "Bu adam kendisini senden kurtarmam için bana geldi" dedi.

Şeytan o anda durdu. Sivri dişlerini göstererek ona hırladı. "Bunu yapamazsın"

Genç kadın yavaşça ona doğru yaklaşmaya başladı. Siyah pelerinini yavaşça çıkardı ve omuzlarından aşağı itti. Çırılçıplak bedenini şeytanın gözleri önüne serdi. "Bir hata yaptım" diye fısıldadı erkeğin çenesini okşayarak. "Ama bunu gördüm, Aoda. Çok pişmanım." Başını erkeğin yanağına yasladı ve onun kokusunu içine çekti. "Beni geri al" diye fısıldadı. "En başında planladığımız şeyi yerine getirelim."

Aoda, başını eğdi ve kadının gözlerinin içine baktı. "Sen hain bir kaltaksın" diye hırladı. "En değersiz şeytandan bile daha değersizsin. Neden seni dinleyeyim ki?"

Galatriel, ellerini erkeğin sert göğsünden aşağı indirdi. "Çünkü en aşağı senin kadar bende intikam istiyorum" diye fısıldadı baştan çıkarıcı bir şekilde. "Ve ben intikam istiyorsam, Aoda" diye devam etti dudaklarını erkeğin dudaklarına yanaştırarak. "Onu almak için elimden ne geliyorsa yaparım. Geri dönmem için ne gerekiyorsa"

O anda Aoda kadına daha fazla karşı koymadı. Kadının dudaklarını öpmeye başlamasıyla büyü bozuldu ve iblis serbest kaldı.

...

Keyifli okumalar ❤❤

Bölüm 7'den Alıntı

Uyku o kadar tatlıydı ki genç adam yattığı yerden kalkmak istemiyordu. Bedeni yorgundu ve sırtı çok acıyordu. Yine de uyumaya devam etmek istiyordu. Eğer uyanırsa bedenindeki acılardan daha çok şeyle başa çıkması gerekeceğini biliyordu. Bu yüzden kalkmak istemiyordu doğrusu.

"Belki de hayatının sonuna kadar orada kalabilirsin" dedi nazik bir kadın sesi. "Seni kovmam. Açıkçası çok uzun zamandır yalnız yaşıyorum ve farklı bir yüz görmek hoşuma gitti"

Kadının sesini duymak Rhys'i gerçeklere çok hızlı bir dönüş yaptırdı. Erkek hızla yerinden kalktı ve bedeni acıyla ona küfretti. Erkek dişlerini sıkarak kendini sakinleştirmeye çalıştı.

Galatriel, gölde yıkanıyordu. Rhys, bir an gözlerini kırpıştırarak ona baktı. Çölde yaşayan bir kadın için komik derecede beyaz tenli bir kadındı. Rhys, pek çok kadını çıplak görmüştü. Doğrusu Galatriel gördüğü en güzel kadındı. 

Camelot PrensiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!